Şimdilerde yaşadığımız yer Meyvelitepe gibi, tepeler arasında yemyeşil bir beldenin içinde bulunuyor. Ben buraya da köy diyorum, çünkü meyve bahçeleri, kırlar ve ormanlarla dolu..

Her sabah köpeğimle birlikte günlük yürüyüşümüze çıkarız. Burada trafik sorunu olmadığı için bağsız gezebiliyor. Bahçeden bir ok gibi fırlar, kuyruğunu tam daire şeklinde döndüre döndüre koşarak yokuşu iner. Sevinçli olduğunda bütün köpekler böyle yapıyor.

Tatlı köpeciğimin bu mutlu koşusu beni de mutlu eder, gururlu bir anne edasıyla bakarım ardından. Yokuşun sonunda biraz oyalanıp beni bekler, çoğunlukla ya sağa ya da sola doğru yürürüz. Sağa döndüğümüzde beldenin mini mahallesine gider yolumuz. Köydeki bir çok insanla selamımız vardır, bir kaçıyla ise sohbetimiz.

Oysa köyün köpek nüfusu en iyi tanıdığımız gruptur, haliyle bizi en iyi tanıyanlar da onlardır. Sırasıyla önce başkanın köpeği Paşa ile selamlaşırız, o kendisine göre çok geniş, ama çitli bir bahçede yaşadığı için gezimize katılamaz. Yalnızca bahçenin yanından geçerken koşarak eşlik eder bize ve çitlerden ıslak burnunu uzatıp selamlaşır. Derken marangozun köpüğü Pamuk çıkar yolumuza. Adı gibi bembeyaz ve yumuşacık tüyleri olan bu şeker yavru topaç epeydir muzdarip olduğu ama neyseki artık atlattığı nezle yüzünden köyün sümüklüsü olmuştur gözümüzde. Özellikle de bir keresinde yanımızda hapşırıp da burnundan beş santim uzayıp sonra yeniden yerine dönen malum şey yüzünden.

Bizimki onunla koklaşır ben de azıcık başını kaşırım, peşimize takılır, ama minicik olduğundan geri dönmeye ikna ederiz kendisini

Bir kaç ev sonra henüz sabah mahmurluğunu atamadan kulubesinde uyuklayan dalmaçya kırması Charlie, bizi görünce hemen çıkar, şöyle bir gerinip yanıma gelir, genellikle çamurlu patileriyle beni kucaklamaya kalkışır, ama başının kaşınmasına razı olur.

Benimle selamlaşması bitince Köpük ile burun buruna selamlaşırlar ve o da gezimize katılır. Hatta benim şapşi köpeğim zaman zaman derede veya içine sığabileceği her türlü su birikintisinde yüzmeye çalışırken beni kaybettiğinde bile Charlie yanımdan ayrılmaz. Bazen Charlie’nin sokağındaki öbür evde yaşayan yavru kurt ile Husky kırması sevimli karaburunlar da bize katılır, selamlaşma faslından sonra “pack” halinde yola devam ederiz. Yokuştan aşağı inip de dere kenarındaki eve ulaştığımızda dere çağıltısını bastıran havlamalar ortalığı sarar. Bahçede tanışabildiğim kadarıyla bir kurt, bir beyaz terrier, bir mini Amerikan Eskimo, bir dalmaçyalı kırması ve şimdilerde aileye katılan yavru dalmaçyalı telaşla koşuşup bağırışmaya başlarlar, sanki bizi ilk defa görüyorlarmış gibi. Bu da bir köpek adeti, elden gelecek bir şey yok. Pıtırcık adındaki terrier epey şirret olsa da, yine bir dalmaçyalı kırması olan Çağla bizim Charlie’nin yavuklusu olur. Her gidişimizde babalık sorumluluklarını bazı insanlardan bile iyi bilen Charlie yavuklusunu ve yavrularını ziyaret etmek üzere bir süre gözden kaybolur. Bazen de Çağla çıkar bizimle selamlaşır. Azıcık oyalanırız orada sonra ya yola devam eder ya da geri döneriz yokuş yukarı.

Yeri gelmişken, köyümüzdeki köpeklerin isimleri beni öyle utandırıyor ki. Yabancı veya Türkçe dememiş, herkes güzel isimler vermiş köpeklerine. Oysa bizim zavallı şapşimiz henüz iki aylıkken bize geldiğinde, ailecek dünyanın en şahane ismini bulmaya çalışıp, bir türlü fikir birliği sağlayamadığımız sırada, bizim ufaklık henüz adı olmadığından yanında en çok kullandığımız köpek kelimesini adı sanmaya başlayınca, mecburen mini bir ses değişikliği yaparak ismini “Köpük” koymuştuk.Ama en fecisi yurtdışı iletilerde ondan bahsederken “Kopuk” demek zorunda kalmamız.

Her neyse, yavru kurdun yukarıda sözünü ettiğim bahçedeki kurt ile bir akrabalığı olduğundan küşkulanıyorum, zira geçen gün bizim gibi yağmura aldırmayıp geziye katılan yavru kurt büyük kurdun kulubesine kadar sokuldu. Haşmetmaap o sırada yağmur nedeniyle içeride dinleniyordu. Benim yüreğim ağzıma geldi zira ikisi de erkek olunca kapışma tehlikesi olabiliyor, üstelik yavrucak büyüğün alanını da ihlal etmiş ve burnunu kulübeden içeri uzatmışken. Panik içinde “çabuk çık ordaan, gel burayaa” diye bağırırken ben, haşmetmaap kalktı ve kulubeden çıktı (bu arada o da dünya güzeli bir Alman kurdu, Alex). Heyecan dorukta, artık “kaaaç” diye bağırırken, o da ne, bunlar kuyruk sallayıp koklaşmaya başlamaz mı! Şaşırdım kaldım, derhal bir baba-oğul ilişkisi olabileceğini düşündüm haliyle. Yavru kurdu babasını ziyarete getirmişim meğer dedim, manzaranın güzelliğinden gözlerim doldu. Sonuç olarak yağmurdan sırılsıklam halde dönüşe geçtik o gün, ama değdi. Yavru kurdu salimen evine bıraktıktan sonra eve döndük, tabii köpeciğimin yıkanıp paklanması ve kurulanması epey zaman aldı.

Ertesi sabah bağlı olarak geziye çıkartılmış Husky ve yavru kurda rastladık. Hani tanımasam iki canavar diyeceğim, deli gibi çekiştiriyorlardı sahiplerini, bizi görünce de heyecanlanmışlar. Niye bağlı gezdiklerini sorunca bir önceki gün yaptıkları yaramazlıktan cezalı olduklarını öğrendik!! (Bu işte bizim payımız var mı diye düşünmeden edemedim). Yine de selamladılar bizi, başlar kaşındı biraz, hatta “aa ne ayıp yakışıyormu size böyle yaramazlık” deyince ikisi de kalakaldı, utanıp süt dökmüş kediler gibi baktılar yüzüme.

Maalesef hayatımın son beş yılından öncesinde kuyruğunu sallayarak yanıma gelen köpeklerden, sevilmek için bacağıma sürünmeye çalışan kedilerden nasıl da korkardım, ne büyük kayıp. Oysa şimdi bu güzellikleri yaşadıkça, onların ne kadar temiz kalpli olduklarını gördükçe, sevinçle sallanan kuyrukları ve dost bakışların anlamını çözdükçe, “hayvanca” dilini bana öğreten sevgili köpeğime tekrar tekrar müteşekkir oluyorum. Hep “yeşil parmak” olmak istemişimdir, hani dokunduğu bitkiye çiçek açtıran insanlardan. Lakin kızımın deyişiyle “kırmızı parmak”mışım, fareli köyün kavalcısı gibi bütün hayvanları peşime takmayı başardığım için. O da bana özeniyormuş, çünkü hep böyle biri olmak istermiş. Hiç böyle düşünmemiştim, ama köpekli köyün kavalcısı olmak da yeşil parmak olmak kadar güzel.

Köpeklerden korkanlar için bazı pratik yöntemler de önerebilirim artık. Yanınızdan geçen köpeğe bakmayın, gözünüzü dikip bakarsanız sevmek istediğinizi, onunla ilgilendiğinizi düşünüp doğruca size gelecektir, görmezden gelin. Asla koşmayın, bu “benimle kovalamaca oynar mısın?” diyerek oyuna davet etmek gibi bir şey. Sokak köpekleri maalesef sık sık çok kötü muamelelerle karşılaştığından yolunuza çıkmak istemezler, muhtemelen yaklaşmayacaklardır. Ancak yine de korkuyorsanız sadece kolunuzu dik olarak havaya kaldırmanız bile sizden kaçmaları için yeterli olabilir. Sahipli köpekler genellikle evlerde el bebek gül bebek bakılmakta olup saldırganlığı çoktan unutmuşlardır. Huysuz veya saldırgan köpeklerin aklı başında sahipleri zaten hayvanlarını kimseye yaklaştırmaz.

Son olarak barınaklarda zor koşullarda yaşayan veya duyarsız sahipleri olan, sokağa terkedilen korumasız köpekleri anlayabilmek için, bir an her şeyin tersine döndüğünü hayal edin. Köpeklerin insanları olsaydık ve onlar bizi kafeslere koyup aç ve bakımsız bıraksaydı, zehirleseydi, kısırlaştırıp sonra da ölüme terketseydi, evden atıp korku dolu bir ortamda tek başımıza bırakıverseydi ya da ömür boyu zincirlenip yaşamaya mahkum etseydi ne hissederdik bir düşünün. Acaba hala bu zavallı köpekler kadar sevgi dolu kalabilir miydik? Acı gerçekle yüzleşin ve duyarsız kalmayın.

Güncelleme (Eylül 2009): 2006 yılında Sarıyer’de köpeklere yapılan kötü muameleyi duyurmak amacıyla verdiğimiz “acı gerçek” linki ile ilgili olarak öğrendiğimize göre zulümcü belediye görevlileri bir daha seçilememişler ve barınak Kısırkaya’da rehabilite edilerek hayvan koruma dernekleriyle koordineli çalışır duruma gelmiş. Bu güzel haberi bizimle paylaşan Cemile hanıma çok teşekkürler. 

3 Responses to “Köpekli Köyün Kavalcısı” Subscribe

  1. Hande 16/04/2008 at 09:52 #

    İkisi de çok tatlı 🙂

  2. Cemile 27/09/2009 at 23:07 #

    Bu nasıl bir tembelliktir, vicdansızlıktır ki, çalışmama uğruna, hayvanlara eziyet ediliyor?
    Bu barınak çalışanları, yöneticileri, barınağın bulunduğu ilçenin belediye başkanı, denetleme sorumluluları, nasıl mevkilerinde durabiliyorlar?
    İçinde bir kırık vicdan olmayan, bir hayvana eziyet eden, eziyet edeni denetlemeyen,yönetemeyen, nasıl olur da baba / anne olabilir? evine gidip de bebeğini hangi yüzle hangi hakla sevebilir ? eşine nasıl karı-kocalık yapabilir?
    Böyle bir insan, dünyaya nasıl katkıda bulunabilir ?
    Hayvana eziyet eden, insan olabilir mi?

  3. köpekler 12/08/2010 at 09:33 #

    Çok güzel bir yazı çok beğendim.

Leave a Reply

Yine Zeytin Lezzeti

Bahçemizdeki Karamürsel-Su çeşiti zeytinleri iyice kararmadan toplayıp kalamata yapmak üzere salamuraya koymuş, Samanlı çeşitini ise iyice olgunlaşıp biraz su kaybetmesi […]

Zeytin Zamanı – 5

Aralık başı itibarıyla tüm zeytinler toplandı. Havalar uygun olsaydı dostlarımızı da davet edip zeytin toplama şenliği düzenlemeyi düşünüyorduk ama olmadı. […]

Hurma Zamanı

Geçen yıl hurma ağacımızdaki meyveleri toplamış, eşe dosta dağıttıktan sonra geriye kalan 150 kg kadar meyveyi ziyan olmasın diye yardımcımıza […]

Hurmayı kurutsakta mı saklasak…

Cevizler, kestaneler, zeytinler, inşaat işleri, bahçe bakımı ile ilgilenirken, hiç bir şey beklemeden sessizce meyvelerini sunan sevgili Hurma ağacımızı hakettiği […]

“Afedersin Kalamata”

22/11/2007 Üvez, kestane derken, hasat sırası gözümüz gibi baktığımız zeytinlere geldi. Köyde hemen herkesin bir zeytin bahçesi ya da bahçesinde […]