Z aman geçiyor, ilk günden bu yana Meyvelitepede olanlar bazen bizi bile şaşırtıyor. Balta girmemiş bir çalı ormanının içinde yolumuzu bulmaya çalıştığımız o günü bugün gibi hatırlıyorum. Tek güvencemiz  sezgilerimiz, içimizdeki değişim arzusu ve çalışmaktı. O çalılık, yıllarca kaderine terkedilmiş kadim zeytin ağaçları bambaşka bir görünümde şimdi. Zeytinlerin serpilişi, yeni, taptaze açık yeşil sürgünleri insanın gözlerini yaşartacak kadar güzel duygular yaratıyor insanda. Zeytin ağaçlarımız mutluluktan gülümsüyor, gençleşiyor adeta, çalıların yerindeki meyve ve sebze bahçesi kucak kucak ürünlerle kutsuyor bizi. Değişmek böyle bir şey olmalı, biz değiştik, hayatımız değişti ve bu güçle çevremiz değişti, serpildi güzelleşti.

Değişebilmek insanın içinde yaşadığı, hücre, çember ya da her neyse içinde olduğunu farketmediği o alandan çıkıp başkasıymış gibi dışarıdan bakabilmekle oluyormuş. Yıllar, deneyimler, bazen beklenmedik koşullar, rastlantılarla öğrendik bunu. Tabii bir de uzun süre aynı yerde duramayan insanlardan olmanın rolünü de inkar etmemek gerek. Bazen birden bire, bazen yavaş yavaş bir bakıyorsunuz  mecbur olduğunuzu sandığınız bir çok şeye aslında hiç de mecbur değilsiniz. Her değişim biraz sancılı olsa da hayatınızı bundan ibaret sandığınız alandan çıkıvermenin o kadar da zor olmadığını görüyorsunuz ve her defasında safra atıyorsunuz. Yeni koşullar için eskilerden vazgeçiyor, riskleri de göze alıyorsunuz. Sonuç çoğu zaman size beklediğinizden daha iyi koşullar getirebiliyor.

Meyvelitepe yalnızca doğanın inanılmaz değişimi ve devinimini göstermekle kalmayıp, bize buna nasıl ayak uydurabileceğimizi de öğretiyor. Örneğin domatesler ne kadar dağıtsak da birikip yumuşuyordu. Yıllardır hazır kutularda aldığımız domates salçalarını nasıl yapacağımızı öğrendik ya da hatırladık. Hafızalarımızdan annelerimizin kış hazırlıklarına tanık olduğumuz anıları çıkardık, adım adım her şeyi hatırlamaya çalıştık, üzerine yeni öğrendiklerimizi de ekledik ve kolları sıvadık. Eşimle birlikte mutfağa girdik, önce hepsini tek tek bıçakla soyduk, başa çıkamayınca kaynar suya daldırılıp çıkarılan domateslerin ne kadar kolay ve hızlı soyulduğunu anımsadık. Sıcak suya daldırdığımız domatesler muz gibi soyulmaya başladı, birimiz soyduk birimiz doğradık. Eski usül kevgirden geçirmektense el blenderiyle istediğimiz kıvama getirdik. İçine biraz tuz, çok az şeker ve bir kaç damla sirke kattığımız domates ezmelerini bir iki taşım kaynattık. Fazla soğutmadan şişelere doldurduk, ağızlarını kapatıp baş aşağı soğuk suya daldırıp soğuyana kadar bıraktık. Kıpkırmızı şişelerimiz var şimdi.

Sandığımız kadar sıkıcı ve yorucu olmadı bu iş, hatta eğlendik bile çünkü bununla uğraşırken bir yandan Meyvelitepede bu tip işler için kuracağımız düzenekleri tasarladık. Bu işler sundurmada çözümlenmeli dedik, hiç mutfağa girmeden bahçede yapabilmeliyiz bunları. Sundurmanın altına mini bir tezgah ve lavabo yapabilmek için önlemlerimizi almıştık neyse ki, aksi halde su borularını sonradan bağlatmaya kalkışmak hiç kolay olmayacaktı. Derin bir lavabo hayal ediyoruz, içine sebze, zeytin ne varsa koyup rahatça yıkayabilmeliyiz. Eşyalar için dolap yapmaktansa, eşyaları azaltmanın çok daha pratik ve ucuz bir çözüm olduğunu zaten keşfetmiştik, lakin hiç dolapsız da olmuyor. Lavabonun altına kullanılan alet edevat için bir yer yapmak gerekecek dedik. Ancak hayal etmek kolay oysa yapmak o kadar da kolay değil.

Eskiden küçücük dükkanlarında tel dolaplar yapan zanaatkarlar vardı, şimdi nerede o insanlar bilmiyoruz. Üzerinde ustasının izlerini taşıyan, mükemmel olmayan ama bir o kadar sıcacık insan insan duran tahta mandallarla kapanan ahşap dolapları özlüyoruz. Marangozlara gidiyoruz ne istediğimiz anlatıyoruz, sanki dünyada hiç yapılmamış ve yapılmayacak bir şeyi, imkansızı istiyormuşuz gibi bakıyorlar yüzümüze. Fotoğraflar gösteriyoruz, hatta nasıl yapılabileceğine dair fikrimiz bile var, anlatıyoruz. Artık o ahşaplar yok diyorlar. Bir tanesi tamam diyor, ahşapları alalım, iki üç ay sokakta yağmur güneş görsün, iyice kurusunlar ondan sonra yaparım diyor. Teslim tarihini varın siz hesaplayın, ama buna verilen tarihlerin hiç bir zaman doğru olmadığı gerçeğini de eklemeyi unutmayın. insanın marangoz olası, ahşaba sevgi ve hayal gücüyle dokunarak eski zamanları hatırlatan dolaplar yapıp oluyormuş işte diyesi geliyor. Sözün özü, bir tahta parçasından sevgiyle Pinokyoyu yaratabilen “Gepetto” ustaları arıyoruz, bulamıyoruz.

Değişebilmek mümkünken, önünüze birileri her zamankinden farklı bir şeyler yapma fırsatını üste para verip koyarken nasıl karşı koyabildiklerini anlamıyoruz. Meyvelitepe değişiyor, doğa değişiyor, biz değişiyoruz, dünya değişiyor, bazı insanlar neden direniyor anlamıyoruz. Alıştığı düzeni bozmamak uğruna hep aynı malzemelerle, aynı mobilyaları binlerce defa yapmak nasıl bir duygudur, anlamıyoruz. Bir defacık kendi kurallarını bozuverse insan, her zamankinden farklı bir şey yapmaya kalkışsa, biraz riske girse, belki yepyeni ufuklar açılır önünde, neden göremediklerini anlamıyoruz. İnsanlar yaptıkları işe gönüllerini, akıllarını, hayallerini katmadan, bu uğurda bazen riske girip heyecan duymadan nasıl çalışıyor anlamıyoruz.

Anladığımız gibi yaşamaya çalışıyoruz, yoruluyoruz ve galiba sırf bu yüzden bu “çılgın kalabalıktan kaçıyoruz”.

Tags: , ,

12 Responses to “Değişebilmek” Subscribe

  1. ece 21/08/2008 at 13:31 #

    Size, düşüncelerinize,başardıklarınıza,evinize,yaşantınıza saygım her geçen gün biraz daha artıyor.
    Toprakla oynamayı severim.Köpek de bakarım. Beni de alın n’oolur.
    Sevgi ve saygıyla

  2. Faik Murat Unel 22/08/2008 at 17:33 #

    Başardıklarınızı gördükçe sizlere imreniyorum, bizlerle paylaştığınız için teşekkür ediyorum. Sizden küçük bir ricam olacak; yazdığınız üretim denemelerini (domates salçası yapımı gibi) fotoğraflarla destekleyebilir misiniz?
    Sağlıcakla Kalın.

  3. evren 25/08/2008 at 15:16 #

    Meyvelitepe’nin sevgili sakinleri,
    Değişebilmek üzerine yazdıklarınızı gönülden hak vererek okudum. Son 4-5 yıldır yaşantımda öyle çok değişti, öyle çok “safra atıldı”ki değişmek ve değişik olanı denemek eskisi kadar korkutmuyor. Beni asıl şaşırtan verdiğiniz örneklerde olduğu gibi “değişmek” olarak nitelediklerimizin ve başkalarının yapmaya çekindiği şeylerin aslında sadece bir nesil öncesine kadar insanların zaten yapageldiği şeyler olması. İnsanoğlunun ortak hafızasından bu kadar çabuk uçup gidiyor olmaları üzücü…
    Sevgiler

  4. Meyvelitepe 26/08/2008 at 14:44 #

    Teşekkürler Ece hanım, kapımız her zaman açık, hele evde bir köpeğe dahi hayır demiyorsanız:))
    Faik Bey, biz teşekkür ederiz güzel sözleriniz için. Bu konuda nasıl olsa çok kaynak var ve herkes biliyor nasılsa diye düşündüğümüz için, salça işini resimlemek aklımıza gelmemişti. Ama domatesler birikiyor yine, söz bu defa foto-romanlı salça yaparız.
    Sevgili Evren, sizin blogunuzda çoğu zaman kendi yaşadıklarımızdan da bir şeyler buluyoruz, zira benzer bir deneyimi yaşamıştık. Vazgeçilmez sandığımız pek çok şey olmadan da yaşayabileceğimizi o zaman farkettik, ama aynı zamanda farkına varamadığımız vazgeçilmezleri de o zaman gördük.
    İşaret ettiğiniz diğer konuda ne kadar da haklısınız. İnsanlık tarihi sanki devasa bir çember ve ortak hafızamızdakileri hep yeni baştan keşfetmek zorunda kalıyoruz. Bu yüzden nedense aklıma hep Yaşar Kemal’in “Demirciler Çarşısı Cinayeti” romanında tekrarladığı bir motif geliyor: “o iyi insanlar, o güzel atlara bindiler çekip gittiler.” Ne yazık…

  5. Münevver 27/08/2008 at 10:52 #

    Merhaba,
    “Değişebilmek”, bunu başarabilmek (ne kadar acı,Evren’in dediği gibi bizden bir önceki nesil için çok doğal olan bir şey) hep düşüncemizde olan bir olgu. Malesef, bunu yapabilmek için engeller var şimdilik. İnşallah başarabiliriz sizin gibi. Sizleri kutluyorum. Tüm yazdıklarınızı okudum. Hele, hep hayalimizde olan “köy fırını” yapış hikayenize bayıldım. Bahçeli evi olan herkese öneriyordum; ama, gerçekleştiren olmadı çevremde. Bense rüyalarımda görmeye devam ediyorum.
    Meyvelitepe’de size mutluluklar.
    Sevgiyle,

  6. Ertuğrul Kılıç 29/08/2008 at 16:41 #

    Blogunuzu az önce keşfettim ve tüm yazılarınıza hızlıca göz attım.Çok ama çok güzel şeyler yapmışsınız.
    Darısı tüm isteyenlerin başına ne diyelim.

  7. mehtap pasin gualano 01/09/2008 at 22:44 #

    O kadar sehrin icine gomulmus durumdayim ki, yazdiklarinizi bir oyku gibi okudum..
    Bu arada sizin gibi kendi domateslerini yetistiren bir arkadasim, domatesleri hic kabuklarini filan soymadan blendirdan gecirip, buz dolabi posetlerine doldurup, yassi bicim vererek hemen donduruyor. deneyen herkes, taze domatesten hicbir farki olmuyor diyor. Belki denersiniz..

  8. Meyvelitepe 03/09/2008 at 11:03 #

    Münevver hanım teşekkürler. Her şey hayal kurmakla başlıyor aslında, rüyalarınızdan vazgeçmeyin, eminim bir gün gerçek oluverecek ve siz bile inanamayacaksınız.
    Ertuğrul bey, bu güzel dileğinize gönülden katılıyoruz, evet darısı tüm isteyenlerin başına.
    Mehtap hanım şehre gömülmenin ne olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz, bunun farkına varabilmek bile önemli, çünkü çoğu zaman o hay huy içinde insan kayboluveriyor. Öneriniz için çok teşekkürler. Dediğiniz yöntemi daha önce denemiştim, gerçekten taze domates tadında oluyor. Yalnız bu iş için epey geniş bir derin dondurucu gerek, yoksa başka bir şeye yer kalmıyor:)
    Sevgiler…

  9. berkhan kerametli 25/09/2009 at 11:59 #

    Sevgili Meyvelitepe ,
    Önce agaclar.net ‘ i keşfettim ve oradaki yazılarınızdan MEYVELİTEPE’ye eriştim . Epey uzun zamandır bu siteleri takip ediyorum , benim de önce hayallerim vardı , her gün bir sonraki güne aktarılan hayaller . Meyvelitepe ‘ yi MASAL EV ‘den başlayarak kelime kelime hatmediyorum , ancak önümde hala engeller olmasına karşın değişimin ilk adımlarını MEYVELİTEPE’den aldığım destekle ve cesaretle attım . Bu adımı atarken beni cesaretlendiren , her zaman düşlediğim ekolojik yaşamı ailem ve kendim için nasıl gerçekleştirebileceğimi örnekleriyle MEYVELİTEPE ‘ den en ince detayına kadar öğreniyor olmamdır . Değişim için cesaret gerektiren durum ise çok fazla olmayan tüm mali kaynaklarımı bunun için harcamaya başlamış olmamdır . Birikimlerimi eşimle birlikte oluşturacağımız donanımlı bir karavanla gezmek ve ömrümüzün kalanını böyle geçirmek yerine kendi cennet bahçemizi yaratmakta kullanacağız . İlk adım ise İzmir yakınında bir baraj gölü kıyısında 3.5 dekar ,içinde 50- 60 zeytin ağacı olan bir arazi almak , ikinci adım ise yine aynı köyde 5 dekar zeytinlik almak oldu . Bu arada şehri terketmekle ilgili engellerim hala devam ediyor .Emekli olmamıza rağmen İstanbulu terketmek istemeyen 88 yaşındaki annem ve evlenmek üzere olan kızım bu sebeplerden bazıları . Ancak YOL ‘ u başlatan ilk adımı atmak gerekiyordu . MEYVELİTEPE ‘ yi artık bir üniversite öğretisi olarak görmeye başladım . Tabii agaclar.net ‘ i ve diğer siteleri de unutmamak gerekiyor ( pembe domatesler ) . Kendi cennet bahçemin oluşumunda kullanacağım , sizden edindiğim her bilgi kırıntısı için binlerce kere teşekkürlerimi sunarım . Bu kadar uzun uzun yazmamın sebebi sitenizde paylaştığınız hayat tarzı ve bilgilerin en azından bir hayatta köklü bir değişim yaptığını bilmenizi istememdir . Ben de harekete geçtiğim andan itibaren yaşadığım herşeyi olumlu – olumsuz MEYVELİTEPE örneğinde olduğu gibi paylaşıma açmak niyetindeyim , inşallah başarabilirim .
    Sözlerimi bitirirken Size ve MEYVELİTEPE ‘de emeği geçen herkese sonsuz teşekkür ve minnetlerimi sunuyorum . Ellerinize sağlık .
    Sevgiyle kalın ,
    Berkhan kerametli

  10. Meyvelitepe 27/09/2009 at 00:37 #

    Berkhan bey,
    Yazınız bizi çok duygulandırdı. Çok teşekkür ederiz. İnsanların ertelemekte oldukları hayalleri için harekete geçmelerine hep bir şeyler vesile oluyor. Size de biz vesile olduksa ne mutlu. Anladığım kadarıyla köprüleri atmışsınız bile. Gerisi gelir bir şekilde. Aile çok önemli. Her şeyi diğer bireylerle birlikte, onların olur ve rızalarıyla yapmak da çok önemli. İnşallah bir gün gelir, yaptıklarınıza, yaşadığınız değişime ve yarattıklarınıza gurur ve sevinçle bakarsınız.
    Yüreğiniz ferah, yolunuz açık olsun.

  11. Selen 31/10/2010 at 12:55 #

    Ben küçükken anneannemlerle bildiğiniz o eski döküm, kıyma makinalarında çekerdik domatesleri. Tabii sadece salça için kullanılan elde kıyma makinasıydı onlar. Üstten domatesi atarsınız, kolunu çevirince içindeki vida döner, domatesler ezilip makinanın önündeki delikli kısmından bir leğene ya da kaba akardı. Öyle ortadan ikiye böler kabuğuyla falan atar kıyardık domatesleri makinada, sonra çıkan domates püresini ince kevgirden geçirince zaten otomatik ayrılıyordu kabuklar ve çekirdekler. Hepsini tek tek soyup blendırda kıymaktan çok daha hızlı ve pratik bir yöntemdi tavsiye ederim. Biber salçası için de kullanılıyordu aynı yöntem tek farkla sanırım biberi önceden biraz haşlıyorlardı. Küçük yerlerde böyle eski tip alet edevatı bulmak çok daha kolaydır sanırım. Kolay gelsin 🙂

  12. Sedat tay 10/01/2017 at 10:34 #

    Yazının alt metni değişim,bana göre ise okuduklarım dan çıkan kalbimdeki mana ise ,dönüşüm…Değişmek ve dönüşmek için varolan konforun bozulması lazım😂😂😂mükemmel bir ifade ediş var bu blogda bunları..sizleri tanımıyorum ama yazdıklarınız bizide içimizdeki değişmek le yüzleştiryor…

Leave a Reply

Yine Zeytin Lezzeti

Bahçemizdeki Karamürsel-Su çeşiti zeytinleri iyice kararmadan toplayıp kalamata yapmak üzere salamuraya koymuş, Samanlı çeşitini ise iyice olgunlaşıp biraz su kaybetmesi […]

Zeytin Zamanı – 5

Aralık başı itibarıyla tüm zeytinler toplandı. Havalar uygun olsaydı dostlarımızı da davet edip zeytin toplama şenliği düzenlemeyi düşünüyorduk ama olmadı. […]

Hurma Zamanı

Geçen yıl hurma ağacımızdaki meyveleri toplamış, eşe dosta dağıttıktan sonra geriye kalan 150 kg kadar meyveyi ziyan olmasın diye yardımcımıza […]

Hurmayı kurutsakta mı saklasak…

Cevizler, kestaneler, zeytinler, inşaat işleri, bahçe bakımı ile ilgilenirken, hiç bir şey beklemeden sessizce meyvelerini sunan sevgili Hurma ağacımızı hakettiği […]

“Afedersin Kalamata”

22/11/2007 Üvez, kestane derken, hasat sırası gözümüz gibi baktığımız zeytinlere geldi. Köyde hemen herkesin bir zeytin bahçesi ya da bahçesinde […]