M eyvelitepe’de bu yıl ilk defa sebze, meyve yetiştirdik malum, domates, salatalık, bir kaç çeşit taze fasulye, kavun, karpuz, mısır, kırmızı pancar vs. ve şimdi de bazı kış sebzeleri. Liste böyle uzayıp gidiyor, gidiyor gitmesine de dağıttığımız halde elimizde kalanları nasıl saklayacağımız sorunuyla yüzyüze kaldık. Geçen yıl hurmaları kurutup saklamanın iyi bir çözüm olduğunu keşfetmiştik, o yüzden alternatif saklama yolları bakınırken, bazı hiç bilmediğimiz, ilginç yöntemlerin olduğunu gördük.

Bu ilginç yöntemlere geçmeden önce, kıssadan hisse diyelim ve yanlışlarımızı sayalım. Öncelikle az bir domates ile denediğim güneşte kurutma deneyimi beni değilse de, sirke sineklerini epey mutlu etmiş ve minik sinek nüfusunda bir patlamaya yol açmış olmalı. Demek oluyor ki çok istiyorsanız ve kuru bir iklimde yaşamıyorsanız elektrik sarfiyatını göze alıp domatesleri fırında kurutmak en iyi çözüm. Daha az enerji gerektiren bir yöntem varsa da, biz henüz keşfedemedik.

Öte yandan benim salça macerasının, tamamı demeyelim ama, maalesef birazı hezimetle sonuçlandı. Şişelere doldurulan kaynatılmış domates salçalarının bir kısmı hava aldıkları için ekşidi. Zamanında farkedebilseydik kurtarmak için hemen yeniden kaynatıp, biraz daha tuz ilavesiyle yeniden şişeleyebilirdik, lakin bizimkiler için çok geçti. Taze fasulyeleri zaten dağıttık mümkün olduğu kadar, bir iki pişirimlik de dondurduk. Dondurmak, doğru yapılırsa, sağlıklı bir seçenek, ancak burada elektrikler çok güvenilir değil, gidip geliyor ve bir de yer sorunu var tabii. Bu durumda kıssadan hissemiz: gelecek yıl bir adet kazan edinile, kavanozlanan sebzeler kazanda pastörize edile ve serin bir yerde gönül rahatlığıyla saklana (tabii bu işler yapılırken, pek de mutfak kuşu sayılamayacak bendenizin akıl sağlığı hala yerinde kalırsa), afiyetle tüketile.

Gelelim yeni keşiflere, ilk kural “bir çürük elma bütün çuvalı bozar” atasözünü hatırlayıp, her sebze ve meyvenin mükemmel durumda olanları seçilmeli. Hava dolaşımı ve ısının sabit tutulması da saklananların uzun süre korunmasında yararlı.

Toprak altında yumru köklerle yetişen sebzelerin toplanmayıp yerlerinde bırakılması onlar için iyi oluyormuş. Hatta toprak ananın kucağında bir don geçirmelerinin yararı bile varmış. Ancak bitkiler çok su basan bir bölümdeyse ve bir de etrafta bol miktarda sümüklü böcek gibi doymak bilmez mahlukatlar varsa o zaman başka.

Havuçları saklamak için önce dayanıklı kutular hazırlamak gerekiyor. Bir tabaka nemli kum, veya temiz talaş veya hatta kompost serpilen kutuya yeşil yapraklı bölümleri kıvırılarak kopartılmış havuçlar, birbirlerine değmeyecek şekilde diziliyor. Bu işlem kutu doluncaya kadar tabaka tabaka tekrarlanıyor. Aynı yöntemle şalgam ve kırmızı pancarı da saklamak mümkün.

Patateslere gelince, karanlıkta kalmazlarsa yeşerip, filizler verdiklerini hepimiz biliyoruz. Korumak için taze patateslerin üzerindeki nemli çamur bir bez veya fırça yardımıyla temizlendikten sonra dış kabukları kuruyuncaya kadar beklenmeli, kese kağıdı veya naylon içermeyen çuvallarda saklanmalı. Plastikler terlemeye yol açarak çürümeyi hızlandırdığı için tercih edilmiyor. Dışarıda yeriniz varsa daha doğal bir yöntem de mevcut: “patates yığını” yapmak. Kalın bir tabaka samanın üzerine patatesler yığılıyor ve yine kalın bir tabaka samanla örtülüyor, en üste de toprak serildikten sonra ıslanmalarını önlemek için etrafındaki toprak biraz alınarak su kanalı yapılıyor. Bence böyle saklanan patatesleri, bulsa bulsa köstebekler bulur. Bu iş pek bize göre değil, ama dünya hali bu aklımızın bir köşeciğinde bulunsun.

Soğan, sarımsak için önerilen saklama yöntemi pek yabancı değil. Saplarından baş aşağı havadar ve serin bir yere asılıyor, ya da kolye gibi örülüp sallandırılıyor. Asma işi mümkün değilse, başka çareler de var, örneğin çıtalardan yapılmış delikli raflar, fileler ve hatta bir çift eski külotlu çorap da bu işte kullanılabiliyor.

Balkabağı ve sakız kabağı file ile havadar ve serin yerlerde daha uzun süre saklanabiliyor. Lahanalar ise yine filede veya delikli raflarda veya saman üzerinde saklanıyor, yalnız kullanmadan önce zaten ayıklanacak olan dış kabukları bırakılmalı. Brüksel lahanaları mümkünse dalında ve yerinde bırakılabilir ya da bitkinin tamamı lahanaları toplanmadan başaşağı asılabilir.

Sert meyvelerdan sezon sonu çıkan elmaların muhafaza edilmesi daha kolay. Yukarıdaki atasözü unutulmadan,  her biri gazete kağıdına veya ince kağıda sarılan elmalar hava dolaşımına izin verecek şekilde yerleştirilerek ahşap tepsilerde, raflarda saklanabilir. Armutları uzun süre koruyabilmek için sertliklerini kaybetmemiş veya tam olgunlaşmamış olanlar seçilmeli, paketlenmeyebilirler ancak tek tabaka halinde yerleştirilerek muhafaza edilmeli. Yemeden önce ılık bir yere alınarak olgunlaştırılmalı.

Belki de köylerimizde zaten uygulanmakta olan bu yöntemler, biz ve bizim gibiler için yeni sayılıyor, ne garip. Hatırladığım kadarıyla eski evlerde ille bir kiler odası veya mahzen gibi bir bölüm bulunurdu. Anneannemin kilerinde örtülere sarılmış, salıncak gibi askılarda sallanan yufka yığınları vardı. Babaannemin evinde ise, çok küçükken bizim de oturduğumuz evdi bu, alt katta göz ucuyla gördüğümüz, yağmur suyu biriktiren bir su sarnıcını barındıran oda vardı. Evin bu bölümü çocuklara yasaktı ve ondan söz ederken “karanlık oda” denirdi. Bir çocuğun hayal gücünü sonuna kadar zorlayacak daha iyi bir isim düşünemiyorum, bir de babacığımın gözlerini uzaklara dikip anlattığı hayal ürünü öyküler eklenince gerisini siz düşünün artık…

Kaynak: Country Living, September, 2008

Tags: , , , , , , , , , ,

7 Responses to “Dolaba Sığmayanlar” Subscribe

  1. tijen 12/10/2008 at 13:40 #

    Nasıl özlüyorum çiftlik günlerini. Bütün bir yaşamı orada geçirmek?

  2. Berceste 13/10/2008 at 18:11 #

    Elmaları İngilizler ağacın altında bırakıyor, bozulduktan sonra topluyorlar. Zaten ağaçtan elma toplamak yasak topluma açık yerlerde. Sonra onlardan cider yapıyorlar. Cider’ı ben elma birası olarak biliyorum. En azından İngilizler öyle tanıyor. Amerikalılar da elma sirkesi diyorlarmış sanırım. Sonuçta bozunan elmalardan ikisi de yapılabilir. Ama nasıl, onu araştırmak lazım!

  3. Meyvelitepe 27/10/2008 at 21:36 #

    Tijen hanım şimdi özlediğinize göre hiç değilse bir çiftlik yaşamınız olmuş, kimbilir isterseniz belki yine olur:)
    Bu elma ve sirke konusu hala takıntı halinde. Hayalimde elma sirkesi yapıyorum, ama henüz gerçeğini deneyemedim. Anladığım kadarıyla Cider bizde elma şarabı ya da şırası diye biliniyor. Eskiden elmadan veya armuttan elde edilen bu şıraların aslında zamanla alkollü bir hale geldiğini bilmeyen insanlar tarafından rahatlatıcı bulunup içildiğini, hatta çocuklara bile içirildiğini duymuştum. Bir de bu şıra konusuyla ilgili http://www.paradergi.com.tr/yaz8-308-114,[email protected] adresinde bir yazı okudum.
    İngilizlerin toplama usulü ilginç, hiç duymamıştım, acaba neden o kadar bekliyorlar da örneğin düşer düşmez, bozulmadan toplamıyorlar? İşlerken basit usulde hangi yöntemleri kullanıyorlar? Yeni bir araştırma konusu olur bu artık benim için. Bu ilginç bilgilere çok teşekkürler Berceste.

  4. feridun 16/02/2009 at 21:46 #

    Başka bir bölgede yapılıp yapılmadığını bilmiyorum, ama Karadeniz bölgesinde yapılan bildiğim mısır saklama yöntemlerinden birini sizlerle paylaşmak istiyorum umarım işinize yarar.
    FIRIN KURUSU MISIR
    Tanelerini tamamlayıp süt mısırı olgunluğundan çıkmış olan, mısır koçanları toplanıp kabukları soyulduktan sonra, önceden iyice ısıtılıp içerisinden közleri ve külleri temizlenen köy fırınına doldurulup fırının kapağı iyice kapatılır.
    Fırın tamamen soğuyunca (2-3 günde) kapak açılır ve tamamen kurumuş olan mısırlar çıkartılıp köy değirmenlerinde un haline getirtilmek için koçanından taneleri ayırılır . Mısır tanelerinin koçanından ayrılması, koçanları çapraz ve sıkı bir şekilde birbine sürtülerek çıkartılabileceği gibi bu işlem için
    makinalar da vardır.
    Tane haline getirilen mısırların bir kısmı un için ayrılırken bir kısmı da mısır yarması (mısır çorbası v.s.için) yapmak için ayrılabilir. Fırın kurusu un ya da yarma daha lezzetlidir ve uzun süreli saklanabilir. Fırında kurutulan mısıra fırın mısırı, güneşte yada gölgede (serander) kurutulana ise gün kurusu denir.
    Artık köy değirmenlerini bulmakta samanlıkta iğne aramak gibi bir şey oldu, umarım çevrenizde vardır.
    Sağlıklı, mutlu ve hoşcakalın.

  5. Meyvelitepe 16/02/2009 at 22:29 #

    Feridun bey,
    Bu yöntemi bilmiyorduk. Katılımınız ve paylaşımınız içim çok teşekkür ediyoruz.

  6. merve 04/11/2009 at 20:14 #

    annemin bir sözü var “iki iyilik bir arada bulunmaz”diye şimdi ne demek istediğini iyi anlıyorum.Şehir hayatının imkanları var ama sıkıntılarını hepimiz biliyoruz.Köy hayatının da kendine göre zorlukları var tabi, ama her şeyin doğayla içiçe bir yaşam.Neyse,benim yukarıdaki yazıya eklemek istediğim, patatesle soğanın bir yerde bulunmaması gerekir.soğan patatesin neminden etkilenir.Elma ile patates aynı odada olursa elma nemi alır patates için iyidir.Ama elma için odayı nemlendireceksek, durum değişir.

  7. Meyvelitepe 04/11/2009 at 23:25 #

    Merve hanım, çok teşekkürler katkı için. Elma ilginç bir meyve, örneğin elmadan (ve muzdan) yayılan etilen gazı olgunlaşmayı hızlandırdığı için hurma veya kiviler çabuk olgunlaşsın diye elmalarla birlikte poşete konuyor. Patatese yararı olduğunu bilmiyordum, tam aksine bozulmasını hızlandıracağını düşünmüştüm. Zira deneyimlerime göre elmalar buzdolabının sebze çekmecesinde diğer çeşitlerle birlikte bulunduğunda sebzelerin çabucak çürümelerine yol açıyor.

Leave a Reply

Yine Zeytin Lezzeti

Bahçemizdeki Karamürsel-Su çeşiti zeytinleri iyice kararmadan toplayıp kalamata yapmak üzere salamuraya koymuş, Samanlı çeşitini ise iyice olgunlaşıp biraz su kaybetmesi […]

Zeytin Zamanı – 5

Aralık başı itibarıyla tüm zeytinler toplandı. Havalar uygun olsaydı dostlarımızı da davet edip zeytin toplama şenliği düzenlemeyi düşünüyorduk ama olmadı. […]

Hurma Zamanı

Geçen yıl hurma ağacımızdaki meyveleri toplamış, eşe dosta dağıttıktan sonra geriye kalan 150 kg kadar meyveyi ziyan olmasın diye yardımcımıza […]

Hurmayı kurutsakta mı saklasak…

Cevizler, kestaneler, zeytinler, inşaat işleri, bahçe bakımı ile ilgilenirken, hiç bir şey beklemeden sessizce meyvelerini sunan sevgili Hurma ağacımızı hakettiği […]

“Afedersin Kalamata”

22/11/2007 Üvez, kestane derken, hasat sırası gözümüz gibi baktığımız zeytinlere geldi. Köyde hemen herkesin bir zeytin bahçesi ya da bahçesinde […]