D oğayla içiçe yaşarken insan, farkında olmadan yavaşlıyor. Bakıyorsunuz her şey olağanüstü bir uyum içinde, kendi çevrimlerini acele etmeden, tatlı bir huzurla tamamlıyor ve sonra yeniden başlıyor.

Sonbahar ve ilkbahar en çarpıcı mevsimler bana göre, çünkü devasa bir değişim an be an, gözler önünde büyüleyici bir biçimde gerçekleşiyor. Bugünlerde penceremden görünen ormana bakıyorum her sabah, olağanüstü. Sanki her gece bir ressam elinde boyalarıyla geliyor ve biz tatlı uykudayken bir kaç fırça darbesiyle yepyeni bir renk cümbüşü yaratıp gidiyor. Bahçeyi bütün yaz şenlendiren pembe, mavi  ortancaların sonbaharı “cami yıkılmış, ama minber hala yerinde” dedirtiyor. Küçücük otlar, minik çiçekler, milyonlarca canlı fıkır fıkır hareket halinde ama aynı zamanda her şey son derece durgun, sessiz, sakin ve huzur dolu. Doğayı yakından izleme şansına sahip olduğunda insan, içten gelen bir dalga sarıyor ruhunu, o huzur dolu devinimin bir parçası olmaktan başka bir şey istemez oluyor.

Çoğu zaman bize sunulmuş bu muhteşem dünyaya yaptıklarımız için utanıyorum, her canlının başarabildiği doğaya uyumu insan nesli olarak biz bir noktada kaybetmişiz. Yeniden bulmak, yeniden yavaşlamak ve bu çevrime huzurla teslim olmak istiyorum. Sadeliğe övgüler düzmek, hayatla ve doğayla barışık yaşamak istiyorum.

Peygamber devesi dostumuz sanki bu büyük orkestrayı yönetiyor

 

Ne mutlu ki, yalnız değilim, David Report Bülteninin 9. sayısının başlığı “I Shop Therefore I am” (Alışveriş yapıyorum O Halde Varım). Yazı genel olarak tüketim çılgınlığının kendi hayatımız üzerindeki olumsuz etkilerini vurguluyor. Harcadığımız her kuruşla aslında ekonomik oylarımızı kullandığımıza, üretimi yönlendirdiğimize de dikkat çeken ve geleceğin trendlerinden de söz eden bu uzun yazıdan ilginç olduğunu düşündüğüm bir bölümü aldım buraya ve sonunda da aslında pek çoğumuzun bildiği ama bir daha anımsamamızda yarar olan “Heinrich Böll” den alıntı mini bir fıkra var.

Bu bölümünün başlığı “Azaltılmış Tüketim”, yazının tamamını ve orijinalini okumak isteyenler buraya bakabilir.

“Uluslararası bir akım “Vites Küçültme” (Downshifting) ( Amerika’da Gönüllü Sadelik olarak da biliniyor) hızla yayılıyor. Bu hareket kişinin kendi hayatının kontrolünü eline alması, akıntıya kapılmamasıyla ilgili.Özgürlük. Tüketimi azalt, daha az çalış ve daha çok zamanın olsun – daha mutlu bir yaşam için paradan geçmeyen bir yol. Zenginlik, mevki ve güç yerine iç huzuru ve doygunluk. Trend uzmanı Faith Popcorn bu trendi şöyle tanımlıyor; ” bu sorumluluktan kaçınmak veya her şeyi terketmek veya satıp savmak değil. Yıllarca çalışıp biriktirdiklerinizi paraya çevirip istediğiniz bir şeyi, istediğiniz gibi yapmak için başka bir yere çalışmaya gitmekle ilgili.”

Vites Küçültme’nin özünde beş değer var: tasarruf bilinci, maddi sadelik ya da basitlik, kendine yeterlilik, küçük ölçeklilik ve kişisel gelişim. Başka bir deyişle “Slow Food” ve “Slow City” hareketlerinin değerlerine çok benzer değerler bunlar. “David Report”da mümkün olduğu kadar akıllıca yaşamı seçmeye çalışıyoruz. Canımız istediğinde okyanus kıyısında gezinebilmek, ayaklarımızı suya sokabilmek. Ya da bahçeden gül toplamak. Çocuklarımızı anaokulunda tutmak yerine onlarla her gün birlikte vakit geçirmek. Günümüz ilkelerinden, kurallarından uzaklaşmaya cüret etmek. Kendi felsefelerimize dayalı yolumuza gitmeye cesaret etmek. Yaşam boşa harcanamayacak kadar kısa. Aslında bütün mesele kendi koşullarımızın kontrolünü ele almak. Nasıl yaşadığımızın farkında olmak. Söylemesi kolay, yapması zor…

Vites Küçültme hareketi tüketimi tamamen kesin demiyor, bu diyet yaparken hiç bir şey yememek gibi olurdu, hayatta kalamazdınız. Ama belki arabayı ve çim biçme makinesini komşuyla paylaşmak mümkündür. Hatta birbirinden bir şeyler ödünç almak ve bu arada sosyal bir bağ kurmak. Unutmayalım ki tüketim paranın yanı sıra zaman da çalar. Ortalama bir Amerikalı alışverişe haftada altı saat harcıyor. Malzeme idaresinin üzerine bu da bir diğer yan etkisi tüketimimizin.

İsveç’te birlikte yaşayan ebeveynlerin geliri, enflasyon etkisi ayıklandıktan sonra, son otuz yılda yüzde otuz artmış. O halde biz de 1995’deki yaşam standartlarımıza geri dönebilirsek, prensipte, yüzde otuz daha fazla boş zamanımız olur.

Vites Küçültme Hareketi, yandaşlarının çoğunluğu iyi eğitim görmüş orta sınıf insanları olduğundan, zaman zaman seçkinci olmakla eleştirilir. Büyük olasılıkla sırf hayatının kontrolünü kaybettiğini düşündüğü için en yüksek mevkilerdeyken işinden ayrılan insanları anlatan makaleler okumuşsunuzdur. Ama bu dokuzdan beşe bir ofiste çalışmak yerine evden çalışmayı seçmek kadar basit de olabilir. Hayat seçimlerden ibarettir, tasarruf bilinci kazanmak mı yoksa ölesiye alış veriş etmek mi?

Tüketim Fıkramız Heinrich Böll’den  :

Amerikalı bir iş adamı küçük Meksika’da küçük bir balıkçı köyünün iskelesinde durduğu sırada bir balıkçı küçük kayığıyla iskeleye yanaştı. Kayıkta bir kaç tane sarı kanatlı ton balığı vardı. Amerikalı balıkların çok iyi göründüğünü söyledi Meksikalıya.

“Ne kadar zamanda tuttun bunları”diye sordu.

“Fazla uzun sürmedi” diye cevapladı Meksikalı.

Amerikalı “Neden daha uzun süre kalıp daha çok balık tutmuyorsun?” diye sordu.

“Aileme yetecek kadar tuttum.” dedi Meksikalı.

“Peki” dedi Amerikalı, “Kalan zamanını nasıl geçiriyorsun?”

Meksikalı balıkçı “geç kalkıyorum, biraz balık tutuyorum,çocuklarımla oynuyorum, karım Maria’yla öğle uykusuna yatıyorum, her akşam köye gidiyor arkadaşlarımla şarap içip gitar çalıyorum, hep meşgulüm, boş durmuyorum bayım” diye cevapladı.

Amerikalı istihzayla “Harvard’dan işletme ihtisasım var, sana yardımcı olabilirim” dedi. “Daha uzun süre balık tutarsan, kazandığınla daha büyük bir tekne alabilirsin, büyük teknenin kazancıyla da bir kaç tane tekne alırsın, sonunda bir balıkçı filosu sahibi olabilirsin.”

“Yakaladıklarını komisyoncu yerine doğrudan tüketiciye satarsan, sonunda kendi konserve fabrikanı açabilirsin. Ürünün işlenmesi ve dağıtımını kendi denetiminde tutarsın. Bu küçük kıyı köyünden ayrılman ve başkent Meksiko’ya taşınman gerekir, derken Los Angeles’a zamanla da New York’a gidip işlerini iyice genişletebilirsin.”

Meksikalı “Peki, bayım, bu ne kadar zaman alır?” diye sordu.”

Amerikalı’nın buna cevabı “15-20 yıl” oldu.

“Ya sonra, bayım?”

Amerikalı güldü “bu da en iyi kısmı. Zamanı gelince şirketini halka açarsın, şirket hisselerini satar, çok

zengin olursun, milyonlar kazanırsın.”

“Milyonlar mı, bayım? Sonra ne olacak?”

Amerikalı sesini alçaltarak cevapladı “Emekli olursun. Geç kalkacağın, biraz balık tutacağın, çocuklarınla oynayacağın, karınla öğle uykusu alacağın, akşamları da arkadaşlarınla şarap içip gitar çalacağın bir balıkçı köyüne taşınırsın…”

Tags: , , , ,

17 Responses to “Sadeliğe Övgü” Subscribe

  1. Oral Karaaslan (Dr.) 28/10/2008 at 10:57 #

    (Düşük vites-yüksek devir) Doğanın durağan görüntüsünün altında çok hızlı bir devinim var. Durup dikkatlice bakmadan farkedemiyorsunuz. Bizleri bundan alıkoyan koşuşturmadan vaz geçme anı, bir kutlu kırılma. Hayatın bir döneminde yaşıyoruz. Bu büyük haz veren izleme anında aslında varlığımın yürüdüğü yolu görürüm. Giderek hızlanan ruhuma ve zihnime eşlik eden bedenim yavaşlamaktadır. (Bana durup dikkatlice bakanlar da benzer bir haz yaşamalılar.)

  2. başak 28/10/2008 at 17:30 #

    Çok güzel bir yazı ve ayrıca tavsiye ettiğiniz makale de çok aydınlatıcı. Sevgiler

  3. Ümit Suna /çınaraltı/ 28/10/2008 at 21:44 #

    Gösterişin aksine sadelik aslında populist kültüre bir ayak diremekdir.
    Levi’s esiri değilim. Colaya bağlanmadım. Markalara hizmet etmiyorum açıkçası. Converse giymek mi trend olan?
    İnatla giymiyorum. Dayatılan populist kültür sadece bizi tüketiyor.
    David Report çok hoş bir site. Sayenizde tanıdım.
    Teşekkürler

  4. Elfun K. 29/10/2008 at 06:31 #

    Az önce yanlış yere attım. Buraya tekrar gönderiyorum.
    Hız, zihin, düşünce, duygu içerikli uygun olabileceğini düşündüğüm bir yazı var : http://yabanil.net/?p=126 🙂
    HIZLI GÖRSELLER/SÖZCÜKLER YAVAŞ DUYGULARI SÖNDÜRÜR.
    BİLİMSEL / ENDÜSTRİYEL / FİNANSAL DÜŞÜNÜŞ DUYGUSAL DEVRELERİ YOK EDER.
    HIZLI (GENİŞ) BİR TOPLUM ACIYI / VİCDAN AZABINI / EMPATİYİ HİSSEDEMEZ.
    HIZLI (GENİŞ) BİR TOPLUM HER ZAMAN HAYVANLARA / AĞAÇLARA / HAVAYA / TOPRAĞA VE KENDİSİNE KARŞI ACIMASIZ OLUR.
    HIZLI BİR TOPLUMDA YAVAŞ DUYGULAR SÖNÜK BİR HAL ALIRLAR
    ZİHİNSEL İŞ ZİHİN VE GEZEGENE ZARARLIDIR.

  5. Meyvelitepe 01/11/2008 at 22:05 #

    Paylaşımlarınız ve katkılarınız için biz teşekkür ederiz.

  6. kazım Polat 19/11/2008 at 14:09 #

    Merhabalar. Herzaman olduğu gibi harika bir konuya değinmişsiniz.
    Bana şu meşhur Kızılderili sözünü anımsattı.
    only after the last tree has been cut down
    only after the last river has been poisoned
    only after the last fish has been caught
    only then you will find that money cannot be eaten.
    (Son ağaç kesildikten, son nehir zehirlendikten,son balık tutulduktan sonra anlayacaksınız, paranın yenemeyeceğini)
    Vites küçültme olayını ve harika fıkranızı aktardığım bir öğretmen arkadaşım şöyle haykırdı:” Sonunda Amerika anlamış mı ne demek istediğimizi, yıllardır böyle düşünen bizleri komünist diye dışladılar oysa!”

  7. guest102 16/12/2010 at 01:41 #

    Merhaba
    Yazdıklarınızı ilgiyle okuyorum özellikle tarımla
    ilgili olan kısımları. Benim amacım sakin huzurlu bir hayat kurmak her ne kadar bu işe başlıyacak bir durumdan uzak gibi gözüksede şu anki durum. Ama bi noktayı keşfettim bu iş internet ten makaleler okuyarak olacak iş değil içinde olmak lazım. Ayrıca apartman bahçesi hatta balkonda bile ekim yapmaya çalışınca kötü sözlerin hedefi olabiliyor insan çünkü diğer insanlar bir döngüyü yaşamaya devam ediyor…
    İnsanlar büyük yorumlar yaparken bahçelerine kullanacağı basit evinde olan bir malzeleme için yüklerce paralar sayıyor yani aslında buda bir pazar a dönüşüyor sanki bir yerde. Acaba bu tecrübeleri edinmek için nasıl bir yol izlemeli.. Köylü gibi birebir toprakla mı diyalogda olmalı, şehirli gibi bende olmayan paraları saçıp arazi dışında ki olayların hepsinde değişik ürünler hazır paketler gibi şeylerle bir yerlerinden girişmeli mi yola. Gönüllü işçi bulunur demek geliyor içimden sadece tecrübe için ama bu devirde kim kime güvenebilir. Sadece paylaşmak istedim başarılı buluyorum okuduklarımı. Sağlıcakla kalın

  8. nadir omur 02/11/2011 at 23:49 #

    Her sey cok guzel..ama anlamadigim sey boylesine guzel bir mekan olusturup onunla butunlesmek varken neden bu blog la cilgin kalabaliga davet cikariyorsunuz?doga ve siz olacakken neredeyse doga ve hepimiz olmus gozukuyor..bana oyle geliyor ki verdiginiz bunca enerji elinizle disariya birakiliyor.Oysa orada hermit gibi yasamanizi umardim.
    Ve yine umarim ben yanlisimdir.Dogrusu yaptiginizdir.
    Sevgilerimle.

    • meyvelitepe 03/11/2011 at 01:01 #

      Aslında zaman zaman, kendimize sorduğumuz bir soruyu dillendirmişsiniz. Doğrusu başlangıçta bizim de böyle bir niyetimiz yoktu. Bilmediğimiz çok şey vardı, sorularımıza yanıt ararken bulduğumuz kaynaklar hep yabancı dildeydi ve gerçekten internette Türkçe bilgi çok kısıtlıydı. işte o zaman, madem bir işe kalkıştık, öğrendiklerimizi paylaşalım, yabancı dili olmayanlara da faydamız olsun diye düşünmüştük. Belli ki bunu sadece biz düşünmemişiz, o günden bugüne epey yol alındı ve Türkçe bilgi içeren kaynaklar ve paylaşımlar giderek artıyor. Öte yandan, blog yazıları devam ettiği sürece bazen yorum olarak, ama çoğunlukla özelden aldığımız öylesine etkileyici geri bildirimler oluyor ki, yazmayı kesmek insafsızlık olur gibi geliyor. Bu konuyu burada anlatmak mümkün değil, ama çok kısaca özet böyle. Ayrıca bizim (çoğunlukla sanal) kalabalığımızın epey büyük bir bölümünü kaçabilenler ve kaçmayı hayal edenler oluşturuyor; yani birbirimizin halinden anlıyoruz:)
      Selam ve sevgiler

      • nadir omur 03/11/2011 at 12:00 #

        Samimi ve icten oldugunuzu her satirinda goruyorum yazilarinizin.Iyi niyetle cikilmis bir yol olduguda apacik.Benim kaygim sadece sizdiniz sorumda.SINIRLI yasam diliminde yakalamis oldugunuz bu firsati saniye saniye kullanmaniz dilegiyle.Eminim ki kolay bir olayda degil onunuze koydugunuz.Ama izole olmanin luksunu doya doya yasiyacaksiniz.En zor olay insanin kendisini duymasi ise ve buda en imkansiz cilgin kalabaliklarda yasamaktaysa oldukca yol almis gorunuyorsunuz.
        sevgilerimle.

      • Metin Baykara 28/03/2017 at 10:54 #

        Bravo. Büyük emek verdiğiniz çalışmalarınıza, doğaya saygı ve sevginize gıpta ile bakıyor, takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum. Sizlerden çok şey öğreniyoruz. Aralıklarla da olsa ağaçlar.net ve sizin bloğunuzu hayranlıkla takip ediyorum. Ben de müzmin hayal kuranlardanım. Muhtemelen 2-3 sene içinde emekli olunca bir yer alıp hayallerimi gerçekleştirmeye çalışacağım. Allah izin verirse.

        Ama sizlerin çabalarınızı uzaktan izlemek bile bana büyük mutluluk ve umut veriyor. Ne olur sakın bu yoldan vazgeçmeyin.

  9. murat ergen 23/05/2012 at 01:25 #

    merhaba,
    vaktiniz aldığım için özür dilerim.
    size teşekkür etmek istedim.
    sizin sayenizde hayatımda malayı eline almamış bir olarak 4 katlı apartman dairesinin terasına frın yaptım ve tek başıma. kimseden yardım alamdığım gibi yapmamı ailen dahil herkes karşıydı.
    şimdide sıra 20 dönüm arazinin içine bir ev yapmakta. yolunuz antalya düşerse beklerim. sizin siteniz sayesinde hayalerin gercek olabilecğini anladım. sizden farklı olarak edirne uzunkörüde 2.000 dönüm ceviz ve badem bahcesine ortak oldum. şimdi sıra kendime bahce ve evimde. saygılarımla,

  10. Burçin 22/01/2013 at 20:26 #

    insan insan, insan doğa çelişkisi. İnsan insanların içersinde özgürlüğünü ister: doğada ise sosyal bir varlık olduğu için insanları ister. Siz bunu çözmüşünüz, kendi dünyanızı yaratarak. Darısı başımıza 🙂

  11. Kutlay Karahan 07/02/2013 at 23:16 #

    Arkadaşlarla internette konuşurken evinizin ısınma sistemini inceledik,
    sonra sitenize giriş yaptık,
    cennette yaşıyorsunuz…
    sizi tebrik ederim…
    ama tavuk göremedim ???

    • meyvelitepe 08/02/2013 at 00:03 #

      Teşekkürler. Tavuklarımız var tabii. Her ne kadar aklımızdan bir de sadece light susex kümesi kursak mı diye geçiyorsa da kara çete ve artık sesleri iyice kartlaşan civcivleri bize yetiyor 🙂

  12. sevim ünal 06/10/2016 at 11:52 #

    sayın yetkili lisan bilmiyorum ondanmı anlayamadım muhatap alacak bir isim bulamadım kusura bakmayın.benim ilgimi kül ile tatlandırma olayı çekti küçük bir bahçemiz ve bize yetecek kadar zeytin ağacımız var ve tuzsuz zeytin elde etmek istiyorum çok ilginç geldi sizin tarifler bana daha önce sabun yapımında kullanıldığını duymuştum külün ama bizim sizin gibi ph değerini felan ölçecek ne bilgimiz nede aletimiz var diyorumki fazla uzatmadan mümkünse bize (hani atıyorum 1 bardak kül 5 litre suya katın zeytinleri atıyorum 10 gün bekletin ) gibi kendi imkanlarımızla yapabileceğimiz bir tarif verebilirseniz lütfen çok sevinirim çok fazla birşeylermi istedim ilgilenirseniz sevinirim yeşekkürler ilgilenmezsenizde canınız sağ olsun.Sevim Ünal Mersin sSlifke ilçesi İmamuşağı köyünden.

  13. Levent KIRCA 03/11/2016 at 00:51 #

    yazınızla hatta sitenizle tesadüfen karşılaştım, google bu saatte sizi çıkardı karşıma… Yazınızı sıkılmadan okudum, elinize sağlık. Yazı başlarında bir cümle var ki gecenin bu saatinde hayal kurdurdu bana “Bugünlerde penceremden görünen ormana bakıyorum her sabah”. İyi bloglar…

Leave a Reply

Yine Zeytin Lezzeti

Bahçemizdeki Karamürsel-Su çeşiti zeytinleri iyice kararmadan toplayıp kalamata yapmak üzere salamuraya koymuş, Samanlı çeşitini ise iyice olgunlaşıp biraz su kaybetmesi […]

Zeytin Zamanı – 5

Aralık başı itibarıyla tüm zeytinler toplandı. Havalar uygun olsaydı dostlarımızı da davet edip zeytin toplama şenliği düzenlemeyi düşünüyorduk ama olmadı. […]

Hurma Zamanı

Geçen yıl hurma ağacımızdaki meyveleri toplamış, eşe dosta dağıttıktan sonra geriye kalan 150 kg kadar meyveyi ziyan olmasın diye yardımcımıza […]

Hurmayı kurutsakta mı saklasak…

Cevizler, kestaneler, zeytinler, inşaat işleri, bahçe bakımı ile ilgilenirken, hiç bir şey beklemeden sessizce meyvelerini sunan sevgili Hurma ağacımızı hakettiği […]

“Afedersin Kalamata”

22/11/2007 Üvez, kestane derken, hasat sırası gözümüz gibi baktığımız zeytinlere geldi. Köyde hemen herkesin bir zeytin bahçesi ya da bahçesinde […]