Y unan mitolojisinde, her sabah dört atlı arabasıyla kardeşi Güneş’e (Helios’a) yolu açan şafak tanrıçası “Eos“, günlerden bir gün Truvalı “Tithonus“a aşık olur. Öylesine derin bir aşktır ki bu, sonsuza kadar onunla birlikte olmak isteyen Eos, sevgilisine ölümsüzlüğü armağan eder. Ancak, sonsuz hayatın yanında sonsuz gençliği de armağan etmeyi unutunca, zaman Tithonus’a insaflı davranmaz. Yıllar geçtikçe her gün aynı tazelik ve güzellikle uyanan Eos’un yanında, Tithonus giderek yaşlanır, erir, güçten düşer, ama ölemez.

19. yüzyılın başlarında yaşamış ünlü İngiliz şairi Alfred Tennyson’un bu öyküye kendi bakış açısını katarak yazdığı büyüleyici şiirde, Tithonus ağaçların zaman içinde ömrünü tamamlayarak çürüyüp yıkıldığını, insanların sürdüğü toprağın altında yattığını, bir çok yaz geçiren kuğunun sonunda öldüğünü, kendisinin ise yaşlanıp, elden ayaktan düşerek nasıl “gri bir gölgeye” dönüştüğünü söyledikten sonra tanrıça sevgilisine: “Armağanını geri al” diye yakarır. Ne var ki, Eos ne kadar yaşlanırsa yaşlansın yine de üzerine titrediği sevgilisinin bu dileğini gerçekleştiremez, çünkü tanrılar verdikleri armağanları bir daha geri alamamaktadır. Bir süre önce tesadüfen farkettiğim “Wabi-Sabi” kavramı, derinlerine indikçe bana doğanın döngüsünün vazgeçilmezliğini vurgulayan çok hüzünlü, ama bir o kadar da güzel ve anlamlı bu şiiri anımsattı (ne yazık ki şiirin Türkçe çevirisine hiç rastlamadım).

Anlamını ve adını Japon kültüründen alan Wabi-sabi açıklanması güç bir kavram, daha doğrusu bir anlayış ya da yaklaşım biçimi. Richard R.Powell, “Günlük Yaşamda Sadelik Mucizesi Wabi Sabi” (çev.F.Hale Önürme) kitabında “Birbiriyle ilişkili iki terim, wabi sabi sözcüğünde bir araya geldiğinde, bu bir alçakgönüllü zarafet işaretidir” diyor. Hem Powell hem de diğer kaynaklar sözcüklerin tek tek anlamlarını ise uyandırdıkları duygularla tarif etmeyi seçmiş, zira hem wabi hem de sabi sözcüklerinin zaman içinde değişen birden çok anlamı var. Powell wabi sözcüğünü “Wabi yoksulluk demektir, ama sade ve basit ocaklarında pişirilmiş sade ve basit yemeklerini yerken, sohbetin ve aralarındaki bağın zenginliğinden keyif duyan ailelerin çiftlik evlerinde bulunan türden, zarif bir yoksulluk” biçiminde açıklıyor. Öte yandan bir başka kaynak “wabi” nin ahenk, huzur, barış ve dengeye işaret eden “wa” kökünden gelmesine karşın kederli, yalnız, kimsesiz anlamına geldiğini belirtiyor, ancak şiir dilinde  sade, maneviyatçı (maddeci olmayan), alçakgönüllüğü seçen, doğayla uyumlu  anlamına da geliyor.

Yalnızca ve tam olarak kendisi olan, başka biri ya da başka bir şey olmaya hiç heveslenmeyen kişi “wabi” olarak tanımlanıyor. “Sabi” ise eskimiş, solmuş, zamanın izlerini taşıyan nesnelerden zevk almak olarak ifade ediliyor.  “Wabi” ve “sabi” Çin ve Japon kültür sanatının iki farklı ilkesini temsil ediyor; “wabi” felsefi, “sabi” estetik yapıya işaret ediyor.

Skona hem‘den

Sanatçı Ulrike Soika’ya göre, “wabi-sabi” nin ortaya çıkış öyküsü onaltıncı yüzyılda yaşamış Japon çay ustası ve Zen rahibi Sen no Rikyu’ya kadar uzanıyor. Onun wabi-sabi sanatını kurmasına dair geleneksel öyküye göre “Sen no Rikyu Çay Yöntemini (çay yapma sanatını) öğrenmek ister ve Çay Ustası Takeno Joo’yu ziyaret eder. Joo Rikyu’dan bahçeye bakım yapmasını ister. Rikyu istekle işe koyulur. Toprağı mükemmel bir duruma getirinceye kadar tırmıklar ve düzeltir. Bitirdiğinde dönüp yaptığı işi inceler. Sonra kiraz ağacına gider ve ağacı silkeler, bir kaç kiraz çiçeği rastgele toprağın üzerine dökülür. Bunun üzerine Joo Rikyu’yu okuluna kabul eder.” Bu öyküye bağlı olarak wabi-sabi, kusurlu güzelliğe hayranlık, doğanın doğal döngüsünü kabulleniş olarak değerlendirilse de, bir yandan da Rikyu’nun yaptığı iş sade, alçakgönüllü, her şeyin geçici olduğunu ve doğanın döngüsünü anımsatabilen farklı bir mükemmelliğe işaret ediyor.

Araştırdıkça gördüm ki, Wabi-sabi kısacık bir yazıda anlatılamayacak kadar derin, ama bir o kadar da tanıdık bir anlayış. Bir Çin atasözünde “Hayat, bir bahçe oluşturmaya başladığınız gün başlar” diyor, ancak bu bahçe yalnızca toprakla, doğayla içiçe olmayı değil aynı zamanda içsel bir yolculuğu da kapsayan, sadeleştikçe zenginleşen bir bahçe. Hayatta bizleri doğadan ve doğal döngüden uzaklaştıran her şeyi bir bir atarak, çıkarılacak hiç bir şey kalmayıncaya kadar sadeleşebilmek, yalnızca gerçekten değerli olanları derin bir saygı ve sevgiyle tutabilmek, güzelliği ve zevki ince ayrıntılarda ve küçük mutluluklarda bulabilmek. Örneğin bir yağmur damlasının bir yaprağa düşerken çıkardığı sesi ya da yapraklara takılmış yağmur damlalarından yansıyan ışığı farkedip bunun ne muhteşem bir armağan olduğunu düşünebilmek. Belki artık hayatta olmayan annenizin elleriyle işlediği minik bir örtüye baktığınızda saniyeler içinde geçmiş bir hayatı, ancak hiç kaybolmamış derin bir sevgiyi biraz da hüzünle hissedivermek. Çocuğunuzun küçücükken sizin için çizdiği anlaşılmaz resme dalgın ve dolu gözlerle bakıp şefkatle gülümsemek.

Özgürce düşünmeyi, hissetmeyi, küçük ayrıntıları farketmeyi engelleyen her türlü bağımlılıktan, daha da önemlisi başkalarıyla rekabet etmekten kurtulmak. Kalbi, içinde doğayı, yaşanmışlığı, sevgiyi, mutluluğu, hatta kederi ve hüznü barındıran derin duygulara açabilmek. Tüm kutsal kitaplar ve öğretilerde olduğu gibi Kuran’da da “Gerçek körlük, gözlerin körlüğü değil; göğüslerdeki gönüllerin körlüğüdür”(22:46) sözleriyle vurgulanan gerçeği kavrayabilmek. Bütün bunlar wabi-sabi’nin kapsamına giriyor. Wabi-sabiyi kişinin kendi hayatına katması herhangi bir masraf, eğitim, bilgi veya özel yetenek gerektirmiyor. Tek gereken alışılmadık güzelliği anlamaya açık bir zihin, herşeyi doğal haliyle olduğu gibi kabul etmeyi arzulamak ve mükemmelleştirmek yerine değer bilmeye, şükretmeye odaklanma yeteneği.

Wabi-sabi, toplu üretilmiş popüler, teknoloji bağımlısı kültürümüzün temsil ettiği herşeyin karşıtı. Wabi-sabi, elde edilemez idealler uğruna beyhude yere çabalamaktan kaçmaya, maddiyata bağımlılıktan kendini kurtarmaya ve doğayla yeniden barışa bir çağrı. Japon estetiği uzmanı yazar Leonard Koren bu kavramı şöyle açıklıyor: “çile, ne evrenin bir kusurudur ne de kendi kusurlarımızın cezasıdır – o, mükemmelik denilen şeye duyduğumuz yanlış yönlendirilmiş özlemin yansımasıdır. Eğer mükemmellik arzumuzdan vazgeçebilir, mükemmeli başarma umudumuzu tamamen terkedebilirsek ve yerine dünyayı, kendimizi ve birbirimizi olduğu gibi kabul edebilirsek dünyadan ve birbirimizden kopuk yaşamaktan kurtulabilir, wabi-sabi’nin toprak, su, hava, ışık ve nilüfer çiçekleri gerçeğine sıkıca bağlanabiliriz.

The Wabi-Sabi House” (Wabi-Sabi Evi) kitabının yazarı Robyn Griggs Lawrence bu kavramı basitçe Japonlar’ın kusurlu güzellik, büyüme, güçten düşme, yaşlanma ve ölüm doğal döngüsünü kabulleniş sanatı olarak açıklıyor. Onbeşinci yüzyıl Japonyasında hüküm süren savurganlık, süslülük ve pahalı malzemelere bir tepki olarak ortaya çıkan wabi-sabi’nin, güzelliği mükemmel olmayanda, sadeliğin derinliğinde bulma ve özgünlüğe her şeyin üzerinde değer verme sanatı olduğuna işaret ediyor. Wabi-sabi nesnelerde zamanın, havanın ve kullanılmışlığın bıraktığı izleri, kırıkları, çatlakları, çizikleri, eskimişliği överken, bizlere bedenlerimizin ve fiziksel dünyanın geçiciliğini, topraktan geldiğini ve yine toprağa dönüşeceğini hatırlatıyor.

Evinizi, örneğin babanızın elleriyle yapmış olduğu, ya da tatlı çocukluk anılarınızı taşıyan bir sandalye, mevsimi anımsatan kırlardan toplanmış ya da köşe başından alınmış bir çiçek gibi nesnelerle wabi-sabi haline getirebilirsiniz. Daha az tüketerek, rekabet duygusuna gem vurarak, doğanın döngüsüyle yaşamın ritmi arasındaki uyumu yakalayarak gerçek bir wabi-sabi insanına dönüşebilmek biraz daha fazla çaba istese de, olanaksız değil. İlk yapılacak iş evinizden önce zihninizi temizlemek. Televizyonu, interneti kısacası doğayla aranıza giren her şeyi kapatın. Kuş seslerini, yağmurun sesini dinleyin. Beklentilerinizi yeniden gözden geçirin, sadeleştirin, çünkü çok fazla beklenti yoğunluğa ve karmaşaya yol açar. Önünüzdeki güzellikleri bile farkedemezsiniz. Wabi-sabi’ye göre “hiç bir şey tamamlanmış değildir, her şey hareket halindedir.” Doğayı gözlemleyin, size öğrettiklerine dikkat edin, esnek olun. Yaşamınızdaki bir çok şeyi değiştiremeyebilirsiniz, ama yaşamınızı sadeleştirmek istiyorsanız bakış açınızı değiştirebilirsiniz. Kalıpları görmeye çalışın ve kırılabilir olduklarını hatırlayın. Sahip olmak istediklerinizi bir süreliğine bir kenara bırakın, sahip olduklarınızı düşünün ve teşekkür edin. Yavaşlayın, hiç değilse günün belli bir saatinde. Yemek sırasında televizyonu kapatın, ailenizi dinleyin, güzel konular açın, gülün, güldürün.

Yıllar önce okulda bir dönem Japon bir arkadaşım olmuştu. Onu yurt odamıza davet etmiş, olanaklar elverdiğince ilkel bir elektrik ocağı üstünde eski bir çaydanlıkta demlediğim çaydan ikram etmiştim. Hafifçe eğilerek, fincana iki eliyle uzandığında yansıttığı ve hissettirdiği derin saygıyı hala hatırlarım. Siz de her akşamüstü çayınızı içerken biraz durun ve Tanrı’nın bahşettiği muhteşem nimetlere saygı ve minnet duyun. Minnet duygusu insanın içini sevinç ve mutlulukla doldurur.

Wabi-sabi, yüreğimizin derinliklerinde sakladığımız hazineleri bulmaya davet ediyor bizleri. Hazır olanları bu konuyla tanıştırmış olduğumu umuyor ve sözü bir kaç alıntıyla bitirmek istiyorum:

Yeteri kadar olan bir şölen kadar iyidir” Tokugewa Ieyasu.

Eğer sahip olduklarınızın gerçekten yeterli olduğuna inanırsanız, gerçekten zenginsiniz…” Lao Tzu

Hayatın içinde ol. Hayatta yanlış bir şey yoktur. Eğer bir şey yanlışsa o sizin bakış açınızdan dolayıdır. Gözleriniz bulutlu, bilincinizin aynası tozlu. Onu temizleyin, daha fazla berraklık yaratın” Zen özdeyişi.

Kaynaklar: Günlük Yaşamda Sadelik Mucizesi Wabi Sabi, Richard R. Powell, kaizen yayınevi

Wabi What

Wabi Sabi

Living a Wabi Sabi Life

What is Wabi Sabi

Tags:

15 Responses to “Alçakgönüllü Zarafet “Wabi Sabi”” Subscribe

  1. Magissa 04/02/2009 at 09:40 #

    Ne kadar guzel bir yazi; icimi acti. Elinize, gozunuze saglik.

  2. Başak 04/02/2009 at 11:08 #

    Harika bir paylaşım, çok çok sevdim, blogumdan bu yazınıza “haftanın beğenileni” köşesinden link vereceğim. Umarım mahsuru yoktur?
    sevgiler

  3. evren 04/02/2009 at 11:21 #

    Hımm, anlar gibi oldum ve hoşuma gitti. Üzerinde düşüneceğim. Küçük çocuklu ve göçmen yaşamımda sadeliği her zaman zerafetle yaşadığım söylenemez. Belki wabi sabinin biraz faydası olur. Sevgiler…

  4. Pinar 04/02/2009 at 18:01 #

    Icsellestirmenin zor oldugu kavramlardan. Icsellestirmenin en guzel yolu da inaniyorum ki, benzer seyleri dusunen bireyleri bulmak. Boyle bir grup desteginin (sik sik konusma, yazma, hatirla[t]ma) olmasi. En onemli destek de birlikte yasadigin kisilerin seninle ayni fikirde olmasi tabi ki. Ona ek, internet ayni mekanlarda olmasa bile ayni kafada insanlari bir araya getiriyor. Mesela, bu aralar siz bu guzel yazinizla, Evren de Sincap’tan kurtardigi notlarla benim icin cok guzel bir meditasyon oluyorsunuz!:)
    Elinize saglik.

  5. Meyvelitepe 04/02/2009 at 19:28 #

    Magissa senin sözlerin de bende aynı etkiyi yaptı, Doğrusu bu yazıyı toparlamakta zorlanmıştım, bir kişinin bile içini açması bana yeter.
    Başak, haftanın beğenilen yazısı olarak görmeniz onur verici, teşekkürler.
    Evren, ben de wabi-sabi ile ilgili yazıları ilk defa okuduğumda “anlar gibi olmuştum,” zaten o yüzden ilgimi çekmişti. Senin sincap harekete geçtiğinden, göçmen olmasan bile işin zor. Bu devreler kelimenin tam anlamıyla “rüzgar gibi geçer,” geride yalnızca kayda değer güzellikleri, anıları kalır, kolay gelsin.
    Pınar, çok haklısınız. Farklı bahçelerde, farklı kişilerin birbirini bulabilmesi hem çok hoş, hem de çok ilginç geliyor bana. Birbirimizin deneyimleriyle zenginleşmenin anlamı ve zevki ise bambaşka.
    Sevgiler…

  6. Başak 06/02/2009 at 09:44 #

    Pınar’ın yorumu benim tam da düşündüklerim… Internet hangi amaçla kullanacağını bilenlere inanılmaz bir gelişim fırsatı sunuyor. Bu sayede sizleri, yani düşünceleri bana benzeyen ve tecrübelerinden faydalanabileceğim bir çok insanla tanışmak bana büyük keyif veriyor…

  7. aqua-s 07/02/2009 at 14:00 #

    wabi sabi felefesini icsellestirmeye ve yasamaya “calisan” biri olarak, hem bu kapsamli ve anlasilir yazi icin, hem de, benzer seylerle ilgilenen insanlarla karsilastigim icin sevincliyim…sevgiler…

  8. A. Murat Eren 10/02/2009 at 01:27 #

    Çok enteresan 🙂
    Bu yazının bağlantısını bir kaç dakika önce eşim gönderdi, göndermesinin sebebi ise benim bu yazıdan habersiz bir şekilde dün yazdığım şu yazı idi:
    http://www.meren.org/blog/2009/02/wabi-sabi-ve-fotograf-uzerine/
    Yazılar arasında tatlı bir benzerlik, görüşlerimiz arasında küçük farklar var 🙂
    Selamlar.

  9. tuğçe 10/02/2009 at 17:05 #

    muhteşemsin….
    gerçekten bisaniyede içim huzur doldu…
    print alıp eşime okutucam
    bu kadar iyi anlatmam mümkün değil çünkü…
    teşekkürler, sevgiler…

  10. Meyvelitepe 11/02/2009 at 01:57 #

    Bu yazıyı sevgili eşim yazdı. Zaten Meyvelitepe’de güzel yazıların tümünü eşim, pratik ve pragmatik olanları da ben yazıyoruz.
    Wabi-Sabi’ye sözcük olarak ilk rastlayış sanırım http://www.skonahem.com/inredning/trender/wabi-sabi/ ile oldu. Peşinden gelen arayış ve okuma süreci aynı zamanda yoğun bir tartışma dönemiydi.
    Murat Eren beyin yorumunda verdiği linkteki wabi-sabi’yi tanıtıcı yazısı konuya hoş bir çeşni kattı.
    Doğu ve özellikle Japon kültürünü ancak kitaplar ve Japon sinemasından tanıyoruz. Wabi-sabi de dahil olmak üzere Japon kültürü genel olarak Zen felsefesinin üzerine yerleşmiş. İzlerini bir yaklaşım ve düşünce biçimi olarak pek çok alanda görmek hala mümkün.
    Japonların söylediği gibi wabi-sabi, pek öyle anlatılır bir şey değil. Zaten Japonlar hiç wabi-sabi anlatmaya yanaşmamışlar.
    Wabi-sabi’nin ne olduğunu ve ne olmadığını tartışırken, basitlik, yalınlık, estetik, saygı duyulan değerler, doğa ile uyum vb. gibi yönlerinin yanısıra yoğunlaştığımız bir kaç nokta vardı. Biri mükemmellik anlayışı, diğeri ise doğu ve batı kültürlerinde wabi-sabi’nin yorumlanışındaki olası farklardı.
    İşin bu yönü çok tartışma götürür fakat mükemmellik anlayışı açısından şunu söyleyebilirim. Wabi-sabi, bence batılı yazarların söylediği gibi mükemmeli yakalama arzusundan uzak bir yaklaşım değil. Tersine “alaycı bir mükemmellik” anlayışına sahip. Belki mükemmel’in tanımı da farklı. Batının “mükemmel” diye adlandırdığı, doğu için mükemmel’i henüz uzaktan görmüş bir aceminin heyecanından başka bir şey değil.
    90’lı yılların başında batıyı “toplam kalite” dalgası sardığında (ki bir Japon yaklaşımıdır) eğitimlerde verilen bir örnek vardı.
    Bir Amerikan şirketi, bir Japon şirketine sipariş veriyor. Şartnamelerinde belirli bir kusurlu ürün oranı var (rakam aklımda değil, yüzde yarım diyelim). Japon şirketi kusurlular ile sağlamların ayrı ayrı mı, yoksa karıştırılarak mı paketleneceğini soruyordu.
    Üzerinden neredeyse 15 yıl geçti. Bu çelişkiyi artık çok daha iyi anlayabiliyorum.
    Doğu ve batı arasındaki yorum farkına gelirsek. Murat bey ağırlıklı olarak Leonard Koren’in kitabında dayanarak bir özet yapmış. Yanlış hiç bir şey de yok bana göre. Wabi-sabi, bileşenlerine ayrılmış ve her bir bileşenin içeriği anlatılmış. Koren’in yaklaşımı, tam bir batılı tarzı ve kesinlikle kendi içinde tutarlı.
    Doğu düşüncesinin batı tarafından algılanış tarzını anlatmak için pek çok çarpıcı örnek verilebilir. Çok yakından bildiğim biri Toyota’nın üretim felsefesinin batılı otomotivciler tarafından algılanış ve uygulanışı olmuştur.
    Batı, Toyota’nın üretim tarzındaki düşünce biçimini içselleştirmek yerine, görebildiği yöntemleri almış, felsefesinden uzak olduğu için bu yöntemleri deforme ederek uygulayıp yarar ummuştur. Sonuçları bu günlerin popüler konusu 🙂
    13-14 yıl önce Amerika’da “windows for dummies” diye bir kitap görünce çok şaşırmış, sonra da hemen her şeyin “.. for dummies” kitabını görünce şaşkınlığım biraz daha artmıştı. Yakında “Wabi-sabi for dummies” kitabı da çıkarsa hiç sürpriz olmaz.
    Bu konuda şimdilik son ve hoş bir örnek vermek istiyorum. Elimizde, Murat beyin wabi-sabi’yi tanıtıcı yazısı ve Meyvelitepe’de eşimin wabi-sabi ile ilgili yazısı var. Her iki yazıya da gelen güzel ve olumlu yorumlara bakalım.
    Birinde wabi-sabi’nin bir bilgi olarak verilmesinin etkilerini, diğerinde wabi-sabi’nin hissettirilmesini görürüz.
    Bu konu bence o kadar güzel ki, umarım üçüncü, dördüncü yazıları da okumak mümkün olur.

  11. Sevgi Özyeğin 05/11/2009 at 14:37 #

    Merhabalar,
    eşim bir kaç yıl once kanser oldu. Allahın sevgili kuluyduk tedavi edilebilir türdendi. doktorun odasında teshisi ve tedavi yöntemlerini oğrendik ve bize bir liste verdiler evde neler yapacaktık, hayata nasıl bakacaktık ve ne yenecekti.
    O liste hayatımın dönüm noktası oldu. Evde tozdan kurtulmalıydık ve dogal beslenmeliydik bu kadar basitti.
    Evet dogal besleniyorduk.
    Eve geldim evde 20 den fazla saksımın balkonda yaşayabilenleri balkona tasındı diğerleri çiçeksiz komşulara hediye edildi.
    Tüm halı ve kilimler edebiyen hayatımızdan cıktı. Şimdi salonda basit iki pamuklu ortü var sıksık yıkanana dogal pamuk ve cok sevimli
    Çamasırlarımız (arada sapıtıp şimdi deterjan kullnıyorum) sabunla yıkanacaktı ve yıkanıyor.
    Tüm dekoratif örtülerde sonsuza dek kaldırıldı (yemek masaı ortülerimi zevkle kullnıyorum)
    Küçük biblolarda eşe dosta dağıtıldı. Bir kaç vaz geçemediğim dönüşümlü olarak evimi süslüyor sayısında abartmamaya özen gösteriyorum.
    eşimin tüm itirazına rağmen uzun süre yatak odasının guneşlii dısında tüm perdelerimiz kaldırıldı. Komşularımızla hayatımızı paylaşmak beni rahatsız etmiyor. Zaten bir kaç kez baktıktan sonra fazla önemsediklerini sanmıyorum.
    Kitaplarım kapaşı dolaplara terfi ettiler elenerek mesleki kitaplarım kaldı. diğerleri zaten biriktikçe isteyenle paylaşmaktayım
    Evde daha az çamasır suyu bol sabun ve sirke kullanılıyor.
    İlk kemoterapiye neşe içinde gittik. Diğer insanlar bize şaşkınlıkla bakıyorlardı. Neden bu kadar sevindik diye kanserin neresi sevindiriciydi? Cünkü hastalığı erken yakalamıstık, tedavisi vardı ve biz o tedaviyi yaptıracak ekonomik güce sahiptik! Zengin değildik ama sosyal güvencemiz vardı! İşte daha büyük sevinç nedeni olabilir miydi?
    Eşim önceleri sşaşkınlıkla karşılarken sonunda oda bu sevince katıldı. Hayatta en önemli kişinin kendisi oldugunu, kendisine saygı göstermesi gerektiğini öğrendi. Bende bir varlık oldugumu kendime saygı duymassam baskasının duymayacagını öğrendim. Bir şeyt daha öğrendim ve uyguladım sana saygı duymayandan uzaklasacaksın bedeli ne olursa olsun yaptım ve ikimizde kazandık.
    Evet eşimin saçları dokulduğunde öğlesine yakısıklı olmustu ki saçlarını hiç uzatmamasını istedim. (hala uzun)
    Artık doğaya dönmek için emekliliği bekliyorum. Az kaldı ama hayatımı dah basit yasıyorum. Giysilerimi yıllarca giyorum ve öğrencilerime kaç yıllık olduklarını keyifle söylüyorum. Onlarla veya başka dostlarımla tasaruflarımı paylaşabiliyorum. Öğlen yemeklerinin çoğunu evden goturuyorum.
    Malesef kilom fazla ona rağmen kollestrol, şeker sorunum yok. Dizlerimse doğaya donduğumde insaf edip daha az ağrıyor. Biliyorum ki bahçe de yeni çiçeklerle bitkilerle birlikte benim hayatımda çiçeklenecek.
    Basitin ne kadar güzel oldugunu öğrendim ve mutluyum

  12. Meyvelitepe 05/11/2009 at 16:06 #

    Sevgi Hanım,
    Bu notunuz yukarıdaki yazıdan çok, çok daha fazlasını anlatıyor. Sizin bahçeniz çoktan oluşmaya başlamış, hem gönül hem de gerçek bahçenizde iyilik ve güzellikler diliyorum size ve ailenize.
    Sevgiler…
    Jale

  13. faruk aydn 24/11/2009 at 09:28 #

    odanızda konuk olan japon öğrenci misali ikramınız olan düşüncelerinizi saygıyla eğilerek okuyor gönlünüzde ağırlamınızdan dolayı teşekkür ediyorum..

  14. Meyvelitepe 24/11/2009 at 16:16 #

    Notunuz için biz teşekkür ederiz.

  15. gizem 09/07/2013 at 13:35 #

    üyesi olduğum bir sitenin blog köşesinde bu felsefeyle ilgili bir yazı gördüm merak ettim araştırdım..şimdi daha fazla içine girdim yazılanlar beni çok etkiledi
    dinimizde ki her türlü fazlalıktan arınarak gerçek <> e ulaşılması ile aynı gibi geldi bana..Bir gezgin bir bilgenin evine ziyaret gidiyor ve bakıyor ki evde çok az eşya var ve soruyor neden eşyanız yok? bilge gezgine soruyor pekİ sizin neden yok? gezgin ama ben seyahatteyim diyor..bilge cevap veriyor bende öyle kardeşim…

Leave a Reply

Yine Zeytin Lezzeti

Bahçemizdeki Karamürsel-Su çeşiti zeytinleri iyice kararmadan toplayıp kalamata yapmak üzere salamuraya koymuş, Samanlı çeşitini ise iyice olgunlaşıp biraz su kaybetmesi […]

Zeytin Zamanı – 5

Aralık başı itibarıyla tüm zeytinler toplandı. Havalar uygun olsaydı dostlarımızı da davet edip zeytin toplama şenliği düzenlemeyi düşünüyorduk ama olmadı. […]

Hurma Zamanı

Geçen yıl hurma ağacımızdaki meyveleri toplamış, eşe dosta dağıttıktan sonra geriye kalan 150 kg kadar meyveyi ziyan olmasın diye yardımcımıza […]

Hurmayı kurutsakta mı saklasak…

Cevizler, kestaneler, zeytinler, inşaat işleri, bahçe bakımı ile ilgilenirken, hiç bir şey beklemeden sessizce meyvelerini sunan sevgili Hurma ağacımızı hakettiği […]

“Afedersin Kalamata”

22/11/2007 Üvez, kestane derken, hasat sırası gözümüz gibi baktığımız zeytinlere geldi. Köyde hemen herkesin bir zeytin bahçesi ya da bahçesinde […]