L ao Tzu diyor ki: “En uzun yolculuklar bile küçük bir adımla başlar.”
Bu sözü köpeğimle gezerken önümde uzanan yola bakıp “benim küçücük adımlarımla nasıl biter ki bu yol” diye düşündüğüm ve mesafeyi gözümde büyüttüğüm, ama yine de küçük, tek bir adımla başlayan uzun yürüyüşlerin sonunda o küçük adımlarla Çin’e bile gidebileceğimi anladığım zaman kendi kendime keşfetmiştim. Filozofun aynı sözü uzun yıllar önce zaten söylemiş olduğunu ise tesadüfen fark ettim. Meyvelitepe’de etrafı tuğlalarla çevrili bir tarh hazırlamaya giriştiğimde bahçede başka işler için yardıma gelmiş olan delikanlı “işiniz zor” dedi. Ben de ona yukarıdaki sözü tekrarladım. Her şey tek bir tuğla ve tek bir çapa darbesiyle başladı, devamını saymadım ama sonunda iş bitti. Artık yorgunluk çayımızı yudumlarken keyifle bakıyoruz o çiçeklerle bezenmiş tarha.

Bazen çok küçük ve önemsiz olduğunu sandığımız ayrıntılar tıpkı küçük adımlar gibi devasa bir sistemin yapı taşları olabiliyor. Houston Hayvanat bahçesi biyologlarından Edgardo Griffith’i uzun zaman önce ilk defa “National Geographic” kanalında görmüştüm. Parmaklarının ucuna sığacak kadar küçük, yeşil bir kurbağayı gösteriyordu. Bu soyu tükenmekte olan kurbağa türlerinden biriydi ve Griffith ömrünü o minnacık canlının  kurtarılmasına adamakta bir mahzur görmemişti. Kendi kendime tam da “bu dünyada rolümüz nedir?” sorusunu sorarken karşıma çıkıveren o sahne hafızama kazındı. Düşündüm ki rolümüz tek bir kurbağanın yaşamını kurtarmak kadar küçük bile olabilirdi. Kim bilir belki tek bir eylem bir kelebek etkisi yaratabilirdi.

Geçenlerde bir akşam, Meyvelitepe’de sessizliği dinlemeye çalışırken, su depolarını kendilerine yuva edinmiş kurbağaların bağırışları ve gece öten kuşların sesleri çalındı kulağıma. İyi ki vardılar, iyi ki bağırışıp şakıyorlardı, iyi ki Griffith’in başına gelenler henüz bizim başımıza gelmemişti. Panama yağmur ormanlarında kurbağaları ve onların yumurtalarını aramaya çıkan Griffith yolu üstündeki kayaları canlı renkleriyle süsleyen ve bağırışlarıyla su kıyısını şenlendiren kurbağaları izlerken bir yandan da ilerlemeye devam eder. Ancak bir süre sonra suyun kıyısında ne canlı renklerden ne de çılgın bağırışlardan eser kalır. Yalnızca akan suyun sesi vardır. O ve arkadaşları araştırmaları sonucunda yaşam alanları tahrip olan, kirlilik ve yasa dışı hayvan ticaretinden son derece olumsuz etkilenen kurbağaları, suya karışan kimyasallar nedeniyle ortaya çıkan, Sitrit (cythrid) adlı bir mantar türünün sessizce ve hızla katlettiğini keşfederler. Ne yazık ki “amaan, Panama çok uzak bize” diyemiyoruz, çünkü  kaybolan tek bir tür beraberinde bir çok türü de götürüyor, bu zincir nerede yaşarsa yaşasın, biz dahil tüm canlıları içine alıyor. Daha da çarpıcı olan gerçek ise şu: Sitrit’in ulaşamadığı tek bir yer kalmış: kutuplar.

Biraz araştırma kurbağaların amfibiler ya da iki yaşamlılar adı verilen gruba ait canlılar olduklarını gösteriyor. Derilerinden hava ve su alan kurbağaların bu özellikleri, onları çevreyi kirleten tarım, sanayi ve ilaç yapımında kullanılan kimyasallara karşı da duyarlı hale getiriyor. Örneğin içme sularımıza dahi karışan ve söz konusu mantar türünü oluşturan “atrazine” içerikli bir yabani ot öldürücü, pek çok kanser türüne yol açmakla kalmayıp, östrojen hormonunu taklit ederek hayvan ve insanlarda üreme fonksiyonuna ve hormon dengelerine zarar veriyor. Diğer organoklor kirleticiler de (DDT, zehirli kimyasallar, dioksinler gibi) hormonlar üzerinde benzeri etkilere yol açıyor, örneğin amfibilerde (ve hatta insanlarda) dişileştirici etkisi görülüyor. Bunların hepsi bilimsel olarak kanıtlanmış gerçekler. Panama’nın henüz tükenmemiş kurbağalarını Sitrit’ten etkilenmemiş bir krater gölünde toplayarak tehlikedeki bu türleri kurtarma misyonunu
yüklenen ve Nuh’un gemisine istinaden “Amphibian Ark” (Amfibi Gemisi) adını alan bir organizasyon kurulmuş.

Bilim adamları ve gönüllüler topladıkları sağlıklı kurabağaları tıpkı Nuh’un gemisindeymişler gibi kurbağa otelinde ağırlıyor, besliyor, iyileştiriyor, çoğaltıyorlar. “Amphibian Ark” kurbağaları madenlerdeki kanaryalara benzetiyor. Tıpkı madencilerin toksik gazları zamanında farketmesini hayatları pahasına sağlayan kanaryalar gibi, kurbağa türleri de elverişsiz çevre koşullarını farketmemiz için bizleri hayatları pahasına uyarıyor. “Alt tarafı kurbağa, olmazsa olmasın, ne çıkar” diyenler için durumu kısaca şöyle anlatmalı: kurbağalar böcekleri yiyerek beslenirken bir yandan da daha büyük yırtıcıların besini oluyor. Kurbağaların olmadığı yerde tarım zararlısı ve hastalık yapıcı böcek nüfusu birdenbire artarken (yoksa bizdeki keneler..?), ilkin kurbağalarla beslenen yılanların ve kuşların, derken bu ikinci grupla beslenen canlıların sayıları da giderek azalıyor. Sularda kurbağa yavrularını yiyerek yaşayanlar konusuna ise yer darlığından hiç girmiyorum bile.


Maalesef henüz bahçemizin müdavimleri arasında bir kurbağa yok, ama “Komodo” var. Yok, yok, tabii ki Komodo ejderinden söz etmiyorum, sadece yılan ebesi adıyla da bilinen iri yeşil kertenkele için kızımın bulduğu isim bu. Komodo ejderi gibi saldırgan olmak şöyle dursun, bizimki ayak seslerimizi duyar duymaz şimşek gibi bulduğu ilk taşın ya da saksının altına saklanıveriyor. Bazen olmadık bir yerde karşılaşıyoruz, durup bakışıyoruz bir süre, sonra herkes kendi yoluna gidiyor. O da kurbağalar gibi böceklerle besleniyor ve hatta araştırmalar gösteriyor ki Komodo’nun menüsünün büyük bir bölümünü tarım zararlısı böcekler oluşturuyor. Eh bu durumda “afiyet, bal, şeker olsun” denmez de ne denir?


Lao Tzu küçük adımlar konusunda ne kadar da haklı. Almayı reddedeceğimiz tek bir poşet kim bilir belki de bir gün, o sevimli yavru fokun boynuna dolanmayacak. Çamaşır suyu yerine kullanacağımız “birkaç damla sirke” yüzlerce balığın daha uzun süre temiz bir suda yaşamasına vesile olacak. Kim bilir, belki biz ne zaman ki beyaz çamaşırlarımızdan çıkmayan lekelerle gurur duyacağız, varsın kirazlarımızda minik bir kiracı olsun diyeceğiz, o zaman bir daha hiç bir çocuk hasta olmayacak.

Dünya çevre gününüz kutlu olsun…

 


 

Tags: , , , , ,

5 Responses to “Minik Bir Adım” Subscribe

  1. rasim karavana 06/06/2009 at 09:24 #

    elinize kaleminize sağlık ne güzel de yazmışsınız. herkezin dünya çevre günü kutlu olsun. umarım herzaman, gününü kutlayacağımız temiz bir çevremiz varolur.

  2. Alev 06/06/2009 at 12:44 #

    Sevgili Meyvelitepe,
    Haddim olmayarak bende bu anlamlı günü size ithaf ediyorum.Duyarlılığınız ve çabalarınız için***

  3. Meyvelitepe 08/06/2009 at 13:59 #

    Çevre günü için samimi yorumlarınız ve dilekleriniz için çok teşekkürler.
    Atalarımız olumsuz anlamını vurgulayıp sorumsuzları ima ederek “deliye her gün bayram” demişler. Pek ala tam tersi de mümkün, duyarsızlığın kol gezdiği bir dünyada, “bir bile hiç yoktan iyidir” diyenler için bu sözü değiştirelim “deliye her gün çevre günü” diyelim:)
    Sevgiler…

  4. Faik Murat 11/06/2009 at 10:49 #

    Kediye, köpeğe bile tahammülü olmayan bir toplum haline geldik. Çocuklar sinek görünce bile çığlık atar hale getirildiler.
    Yazınız doğal zincirin nasıl birbirene bağlı olduğunu ve kendi varlığımızı sürdürmek adına diğer canlıları da sevmemiz gerektiğini hatırlatı bize, elinize sağlık.

Trackbacks/Pingbacks

  1. Eve dönüş | - 26/08/2011

    […] çok, yolumuz uzun olabilir, ama daha önce “minik bir adım” yazımızda da söylendiği gibi “en uzun yolculuklar bile küçük bir adımla […]

Leave a Reply

Yine Zeytin Lezzeti

Bahçemizdeki Karamürsel-Su çeşiti zeytinleri iyice kararmadan toplayıp kalamata yapmak üzere salamuraya koymuş, Samanlı çeşitini ise iyice olgunlaşıp biraz su kaybetmesi […]

Zeytin Zamanı – 5

Aralık başı itibarıyla tüm zeytinler toplandı. Havalar uygun olsaydı dostlarımızı da davet edip zeytin toplama şenliği düzenlemeyi düşünüyorduk ama olmadı. […]

Hurma Zamanı

Geçen yıl hurma ağacımızdaki meyveleri toplamış, eşe dosta dağıttıktan sonra geriye kalan 150 kg kadar meyveyi ziyan olmasın diye yardımcımıza […]

Hurmayı kurutsakta mı saklasak…

Cevizler, kestaneler, zeytinler, inşaat işleri, bahçe bakımı ile ilgilenirken, hiç bir şey beklemeden sessizce meyvelerini sunan sevgili Hurma ağacımızı hakettiği […]

“Afedersin Kalamata”

22/11/2007 Üvez, kestane derken, hasat sırası gözümüz gibi baktığımız zeytinlere geldi. Köyde hemen herkesin bir zeytin bahçesi ya da bahçesinde […]