Az Laf, Çok İş

S on bir kaç hafta o kadar yoğun geçti ki başka hiç bir şeye zaman kalmadı. Yorgunluk da cabası. Aslında yazacak, en çok da okuyacak bir çok şey varken yorgunluk pek izin vermedi.

Karaçetenin tavukları iyice büyüdü, çok sevimli oldular.

Bu kadar sevimli olmalarında yumurtaya başlamalarının da payı var mı, ne? İlk heves, yumurtalar her öğün aklımıza düşüyor, lakin günde üç kere de yenmez ki bunlar!

Bu minyatür horoz yeni sakinlerimizden. Paçaları ve kocaman kuyruğu ile çok sevimli.

Bu da tepeli bir horoz.

Bu minyatür tavukların tüylerinin uçları dışarı kıvrık, kalk gidelim diyorlar.

Son haftalardaki yoğunluğun sebebi malum. Yine bir zeytin zamanı. Bu yıl zeytin her zamankinden çoktu. Fakat iklim değişikliğini en çok zeytinde hissettik. Baharda çok geç ısınan hava son baharda çok erken soğudu. Ekim ortasından itibaren yaklaşık dört hafta buz gibi bir poyraz altında kaldık. Her yıl esen ve yağmur getiren lodos görünmedi bir türlü. Bunun sonucunda Marmaranın tamamında zeytin yeterince olgunlaşamadan buruştu. Lodos ve yağmurun olmayışı da buna katkıda bulundu.

Yine de zeytinin çok olması sayesinde herzamankinden daha çok sofralık zeytin çıktı. Toplamak çok uzun sürdü, fazladan 250 bin civarında zeytin tanesini tek tek elden geçirerek salamuralık, selelik ve yağa gidecekleri ayırdık.

Bu yıl salamura tanklarımızı yeniledik. Paslanmaz çelikten tam silindir kaplara geçtik. Üstteki toz kapağının dışında, bir iç kapakla salamuradaki zeytine baskı uygulayabiliyoruz.

 

 

 

 

 

 

Baskı ağırlığı olarak her zamanki gibi içi su dolu şişe kullanıyoruz. Böylece maksimum hijyen sağlanmış oluyor.

Fermentasyonun sağlıklı başlaması için yoğurt suyu, laktik asit ile sabitlediğimiz PH 4,5 seviyesi, başlangıçtaki %8 tuzluluk ile kapları kurduk. Haftada bir PH ölçümü yapıyoruz. Salamuradaki tuz zeytine geçtikçe tuzluluk düşüyor. Nihai tuzluluğu %6 da tutmayı hedeflediğimiz için tuzluluk azaldıkça bir miktar salamura suyunu tanktan bir kaba alıyoruz, tuzu tartarak bu suda eritip tanka geri koyuyoruz. Tanklardaki zeytin, salamura ve tuz miktarı hesaplı olduğu için sonunda su+zeytinin toplam miktarının %6’sı kadar tuz koymuş olacağız.

Toplam tuz miktarını başlangıçta bir kerede vermiyoruz. Öyle yapsaydık salamuranın tuz oranı yüksek olur ve laktik asit bakterileri iş yapamaz hale gelirdi. Bu durumda da olması gereken fermentasyon yerine mayaların hakim olduğu bir salamura olurdu.

Bu yıl zeytin çok olunca yağ da çok oldu. Yağımızı sağlıklı saklayabilmek için yine paslanmazdan tanklar kullanıyoruz. Bir tank Karamürsel-Su çeşidi zeytinlerimizin yağından, iki tank da samanlı çeşidinin yağından doldurduk.

Ashwaganda’ların hasat zamanını merakla bekliyoruz. Hala yemyeşiller. İyice sarardıklarında söküp köklerini hasat edeceğiz. Görünüşe göre Şubatı bulacak gibi.

Kış örtüsü olarak ektiğimiz yulaflar çimlendi. Hasat nihayet bittiği için zeytinlerin altına yulaf ve fiğ karışımını önümüzdeki günlerde ekeceğiz.

Uzun bir zamandır elde etmeye çalıştığımız “comfrey” (karakafesotu) köklerimiz çok uzun bir yol kat ederek nihayet geldi. Çok iyi durumdalar. Yolda, paketliyken beyaz kılcal kökler vermişler. Şimdilik 20 kadar kökümüz var. Önümüzdeki iki yıl köklerden üretmeye çalışacağız. Bir kazaya kurban gitmemeleri için her bir kökü ayrı bir saksıya ektik. Saksıda biraz köklendiklerinde, bahçede bir köşede yayılmalarını da hesap ederek hazırladığımız toprağa alacağız. Bunlar, sadece kök ayrılması ile üretilebilen “Russian Comfrey” (bocking 14) çeşidi. Tıbbi bakımdan tüm “comfrey” çeşitleri benzer özellikte. Fakat, bahçede, kompost yapımında, gübre, çay, malç vb. kullanım söz konusu olduğunda özellikle bu çeşit kullanılıyor.

Yaz örtüsü için karabuğday (buckwheat – fagopyrum esculentum) tohumlarımız da geldi. Bir dekara ekebileceğiz. İlk yıl biraz tohum alalım, seneye daha geniş bir alanda ekebiliriz diye düşünüyoruz.

Yeni sakinlerimiz. Öndeki Nox, arkadaki Lumi. Onları her zaman uğradığımız balıkçının şefkatli ellerine sığınmış olarak bulduk, görür görmez de vurulduk. Bu iki kafadarın geleli daha iki hafta oldu ama kesinlikle çok değiştiler. Biraz da büyüdüler galiba. Böyle poz vermeyi nereden öğrendiler bilmem, dayanılmaz tatlılıktalar. Köpük, durumdan pek hoşnut değilse de yavaş yavaş alışıyor.

Bu pozlar da görmeye değer. Kış güneşinde kısık gözleriyle kemiklerini ısıtıyorlar.

Bu da daha önce hiç görmediğimiz, dolayısıyla da cinsini çıkaramadığımız bir misafirimiz. Burada neler oluyor dercesine bizi izliyor.

Güncelleme: Kuşun kara kızılkuyruk olduğunu öğrendik, Doğagüncem‘e çok teşekkürler:)

Tags:

25 Responses to “Az Laf, Çok İş” Subscribe

  1. Berceste 17/12/2011 at 20:46 #

    Her zamanki gibi muhtesem haberler 🙂

    Bahce sakinlerinizin hepsi birbirinden guzel. Kara renkli tavuklar beni urkutuyorlar ama biraz. Tuyleri disa donuk olan usumus gibi duruyor, cok seker. Tepeli tum kus turleri de punk saclariyla sevimli, sizinkiler de 🙂 Kuculari Facebook’ta gorup bayilmistim. Ama evin ilk sahibinin neler yapacagini da epey merak ediyordum. Neticede tek hakim o idi, simdi paylasmak durumunda kaldi. Alismasi epey uzun surecek sanki. Ama yeni bocukler kardes sefkatleri ile nasil da birbirlerinden ayrilmaz haldeler. Benim yerime de sever misiniz onlari?

    Salamura teknigini sizden detaylica ogrenmem gerek! Kayinvalidem tuzlu suya koyuyor ve bizim yiyemeyecegimiz kadar cok tuzlu oluyorlar zira 🙁

    Yeni ekinlerinizin bol bol cogalmasini ve bizlere de bir gun alincak kadar pay cikmasini dilerim 😉 Sahi artik siz de fazla gelen urunlerinizi satmayi dusunmuyor musunuz? Kalitesi nicedir gozlerimizin onunde!

    • meyvelitepe 18/12/2011 at 02:42 #

      Kara tavukların görüntüsü yanıltmasın, kedi yavrusu gibi sokulganlar. Gelip ayaklarımızın dibinde dolaşıyor, okşanmak için de fırsat kolluyorlar:) Lakin tepeliler biraz yabanice.
      Köpük maalesef biraz üzerine kardeş gelmiş tek çocuk havasında. Bir yandan daha fazla ilgi istiyor, bir yandan da ufaklıkların cilvesine o bile karşı koyamıyor.

      Salamura konusuna gelince yoğurt suyunun işe yaradığına artık köydekiler de kanaat getirdi, tuzu az olunca herkes daha rahat tüketebiliyor ne de olsa.

      Ayrıca bereket dilekleri için teşekkür ediyor, inşallah hepimize diyoruz. Pay var olmasına, ama yolu buraya düşenlere:) Gelenleri eli boş salmadık çoğunlukla, ama kargo ya da posta ile gönderme işi çok zor:)

  2. cenk barer 17/12/2011 at 23:45 #

    Selamlar , bloğunuzu ilgi ile takip ediyorum çok güzel işler yapıyorsunuz emeğinizin karşılığını parasal olarak alabildiğinizi sanmıyorum ama , mutluluk olarak aldığınıza eminim , henüz şehirden kaçamadım ama inşallah bir gün olacak , zeytinyağı tanklarınızı nerden aldınız acaba bende almak istiyorum saygılarımla .

    • meyvelitepe 18/12/2011 at 01:22 #

      Cenk bey teşekkürler. Bahçeden para kazanmak gibi bir amacımız yok. Ürettiğimiz şeyleri de fazla tutmayıp, uğraşabileceğimiz ve aile ihtiyacına yetecek miktarla sınırlı tutmaya çalışıyoruz. Yazdığınız gibi, kendi yiyeceğimizi üretebilmek ve bunun keyfi bize fazlasıyla yeterli. Zeytinyağı tanklarını buradan almıştık.

      Saygılar

  3. hakan 18/12/2011 at 00:58 #

    Arılardan neden hiç haber yok 🙂

    Tavuk ve horozların sayısının artmasında sanırım Taş devri ve Karatay diyetlerinin de payı var ? 🙂

    Sağlıcakla

    • meyvelitepe 18/12/2011 at 01:17 #

      Arılar kovanlarda salkım halinde kış pozisyonundalar. Alt kattan hiç bal almadığımız için bal stokları iyi. Ne de olsa acemilik yılımız, bu kışı sağ salim atlatırlarsa Şubattan sonra aktif hale gelirler.

  4. tulin 18/12/2011 at 02:34 #

    Ben kaya tuzuyla karistirp bir bidona koydugum zeytinleri arada sallayarak tatlandiriyorum. Yazinizi okuyunca cok ilginc geldi adeta bir kimya laboratuvari gibi. Benim yaptigim sagliksiz mi diye de dusunmuyor degilim.

    • meyvelitepe 18/12/2011 at 11:36 #

      Tulin hanım, bidonda yapılan sele de bir yöntem ve çok uygulanıyor. Zeytin çeşidine de bağlı olarak farklı bir damak tadı. Hijyene dikkat edildiği müddetçe sağlıksız değildir. Fakat, bu usul ile yapılmış zeytin fermente olmadığı için çok uzun saklamak mümkün olmayabilir. Bir kaç ay içinde tüketilmelidir.

  5. Zeytinlibahçe 19/12/2011 at 09:11 #

    Harika görüntüler.

    Comfrey kökleri ve karabuğday tohumları ile yapacağınız çalışmaların ayrıntılarını sabırsızlıkla bekliyoruz.

    Nox ve Lumi ne kadar sevimliler. En sevdiğim dönemdeler.

    Paslanmaz tanklar tek kelimeyle mükemmel görünüyorlar.

    Teşekkürler

    • meyvelitepe 19/12/2011 at 09:47 #

      Sn.Zeytinlibahçe, teşekkürler.

  6. volkan yalazay 19/12/2011 at 09:21 #

    günaydın, ne zamandır -mollison’un hatrına- araştırdığım ve bulamadığım karakafes köklerine sevindim; ilk üretimlerin ve bolluğun ardından belki bana da bir kök düşer diye hayal ediyorum. Bir diğer hayalim de yine önümüzdeki yıllarda artan bollukla bir iki avuç karabuğday. Kolay gelsin, kolaysa başıma gelsin, zorsa da gelsin 🙂

    Bu arada yoğurt suyunun miktarı ne? Daha dün köydeydim ve zeytinleri getirdim istanbul’a; bu akşam bir kısmını yoğurt suyuyla denemek istiyorum.

    • meyvelitepe 19/12/2011 at 09:45 #

      Comfrey köklerini çoğaltmayı başarabilirsek neden olmasın.

      Yoğurt suyunu 150 litrelik bir kaba bir litre gibi koyarsanız yeterlidir. Oran olarak fazla olursa da bir zararı yok, neticede salamurayı mayalıyorsunuz 🙂 Bunda 100gr kadar da şeker eritirseniz laktik asit bakterilerinin çoğalmasını ve iyi bir fermentasyon oluşmasını da sağlarsınız.

  7. qokhan 19/12/2011 at 10:26 #

    Zeytin yağını nasıl elde ettiğinizle ilgili bir başlık varmıydı ? Yoksa benmi kaçırdım ? Bu sene bizim için sorun oldu. Binbir zahmetle gittiğimiz fabrikalarda içine pamuk yağı,fındık yağı,ayçiçek yağı karıştırılıp karıştırılmadığını bilmeden aldığımız zeytinyağı için nasıl bir yol izlememiz gerekiyor sizce ? Babama göre dolaba konulduğunda kristalleşen ve dolaptan çıktığında yeniden eski haline dönmesi ile anlaşılabiliyor ama daha bilimsel bir yöntem arayışı içindeyiz ?

    • meyvelitepe 19/12/2011 at 10:53 #

      Gökhan bey, yağ sıktıracağımız zeytinleri bir kaç parti halinde, topladıkça kamyonetle yağhaneye götürüyoruz. Yağhanede sadece zeytin işleniyor. Orada çalışanlarla birlikte küçük ama son teknoloji bir kontinü sisteme boşaltırız. Zeytinimizin bantdan yıkama bölümüne gitmesini, kırıcıya gelip hamur halinde karıştırma kazanına boşalmasını, karıştırma sürecini, oradan santrifüje ve ayırma cihazına girişini izleriz. Çoğunlukla geç saate bırakıp verilen sıcak suyu 90 dereceden 40 dereceye düşürtme şansımız vardır. Sonunda karasuyundan ayırılmış olarak musluktan akan zeytinyağımızı kaplara doldurup geri döneriz. Dolayısıyla bahsettiğiniz şekilde bir endişemiz hiç olmaz, bahçemizden topladığımız zeytinin yağını aldığımızdan, uygun ve istediğimiz şekilde yağının çıkartılmış olduğundan emin oluruz.

      Şayet, zeytininiz olmadığı halde gerçek olduğundan emin olduğunuz zeytinyağı istiyorsanız, bu sıralar bir yağhaneye gidin. Sistemine temizliğine bakın, gelen zeytinlere bakın, beğendiğiniz zeytini getirenle, yağhane görevlisiyle konuşun. Çok miktarda zeytin getirenler hemen oracıkta yağının bir bölümünü satmaktan memnun olurlar. Ayrıca yağhaneler çoğunlukla sıktıkları yağdan hak alırlar. Zeytin sahibi satmazsa, yağhane beğendiğiniz zeytinden sıkılan yağın kendine ait hakkını memnuniyetle size satar. Üstelik de fiyatları çok uygun olur.

  8. İSMAİL TEZYÜREK 19/12/2011 at 10:51 #

    TAVUKLAR SÜPER OLMUŞ EN GÜZELİDE BU MEVSİMDE YUMURTAYA BAŞLAMALARI HER İŞ DE OLDUĞU GİBİ TAVUK BESLEMEDE DE BİRİNCİ OLDUNUZ SİTENİZDEN ALDIĞIM TAVSİYELERLE YENİ YAPTIĞIM TAVUK KÜMESİNİN BAHÇESİNİN ETRAFINI (25 M2 YER ) ÇEVRESİNİ YARIM METRE DERİNLİK VE ENİNE KAZDIM VE SİZİN YAPTIĞINIZ GİBİ L ŞEKLİNDE TELİ DÖŞEDİKDEN SONRA TELİ ÇEKTİM. DEDİĞNİZİ GİBİ DIŞARDAN GELEBİLECEK YIRTICI HAYVANLARA ENGEL OLUCAK BEN MART AYINDA TAVUKLARI ALICAM SİZ BAŞLADINIZ HERHANGİ BİR YIRTICI HAYVAN GİRME TEŞEBBÜSÜ OLDUMU TİLKİ GİBİ MESALA ONU MERAK EDIYORUM.
    ÇORLUDAN SELAMLAR SAYGILARIMLA..

    • meyvelitepe 19/12/2011 at 11:02 #

      İsmail bey teşekkür ederim. Tilki ve sansar devamlı müdavimlerimizden. Daha dün akşam bizim bahçenin çok yakınında bir tilki gördüm. Tilkinin bizim bahçeye girmeyi tercih edeceğini pek sanmıyorum ama sansara hiç bir engel yok. bazan köpekler farkediyor ama onlar da engelleyemez. Ertesi gün sansarın yürüdüğü yerleri koklayıp taki ediyorlar. Çoğunlukla bir ağacın dibinde bitiyor, ondan sonra nereye gittiği meçhul 🙂

      • volkan yalazay 19/12/2011 at 12:31 #

        tilki ve sansar gececi hayvanlar, tavuklar kümeslerindeyken iş başındalar, yani sağlam bir kümesle büyük ölçüde çözülebilecek bir problem. Benim asıl endişem şahin gibi gündüz yırtıcıları. Yerleşmeyi düşündüğüm bölgede(Çanakkale-Balıkesir sınırı, dağlık bölge) tüm tavukların en büyük düşmanı da onlar. Yerleşen arkadaşlarımın tavukları da sıklıkla yem oluyor. Bekçi köpeği gibi görev yapan kazlar yüksek sesleriyle tavukları uyarabiliyor veya tavukların dolaştıkları alanlarda bulunan dikenli çalılar kaçmalarına fırsat veriyor, ama, yine de, tüm bunlara rağmen avlanıyorlar; kaz ve çalılık alanlar olmasa tahminimce çok daha fazla kayıp yaşanırdı. Sizin oralarda nasıl şahin efendiler?

        • meyvelitepe 19/12/2011 at 22:47 #

          Volkan bey, Haklısınız tilki ve sansar geceleri çalışıyor. Fakat bir kez zayıf bir nokta bulduklarında tam bir katliam yaparlar. Söz gelimi, kaynaklı olmayan teli dişleriyle açabiliyorlar ya da telin çerçeveyle birleşimini aralıyabiliyorlar.

          Bizim buralarda da iki yırtıcı kuş çifti var. Yaz kış buradalar ve çok iri hayvanlar. Tavukları tam gün salmıyoruz, genellikle yakınlarda oluyoruz. Bir de dikkatimizi çeken bir şey, çok yukarıdan bir karga bile uçsa tavukların gözleri yukarıda oluyor. Uçan yırtıcı ise ve çok yukarıda değil ise birisi tipik bir tehlike sesi çıkarıyor ve hepsi derhal bir yere saklanıyor. Bir kaç kere şahit oldum, çok güldüm. Her şeye rağmen birini kaptırırsak muhakkak çok üzülürüz ama bu yırtıcı kuşları da çok seviyor ve saygı duyuyoruz. Bunlar en azından katliam yapmazlar. En fazla birini alırlar. Çok şükür şimdiye kadar kaptırmadık 🙂

  9. Gürkan Yeniçeri 20/12/2011 at 05:43 #

    Süper işler başarmışsınız, tebrik ederim. İki konu takıldı aklıma.

    Laktik asit bakterileri normal şekeri tam sindiremez, ya malt extract tarzı yada laktoz biçiminde iki şeker molekülünden gelen bir şeker gerekir. Sizin zeytin fermantesinde malt extract gibi bir şeker türü denemeyi düşündünüz mü? Yanlız bu durumda fermante sizinkinden daha hızlı olabilir. pH ölçümü yaptığınıza göre asiditeye göre zamanı ayarlayabilirsiniz sanırım.

    Comfrey kanserojen maddeler içeren bir bitki fakat dediğiniz gibi kompost ve çay olarak gübre niyetine kullanılıyor (bir de berbat kokusu olmasa). Bu kanserojen kısmı hakkında bir araştırma yaptınız mı?

    • meyvelitepe 20/12/2011 at 10:20 #

      Gürkan bey teşekkürler,

      Zeytin salamurasında amaç zeytin tanelerindeki laktozun laktik asit bakterileri tarafından parçalanarak fermente edilmesi. Salamuraya katılan şekerin etkisi, bakteriler tarafından tüketilebildiği kadarıyla ilk ve kolay besleme sağlanarak popülasyonun artmasını sağlamak. Şekerin başka formları da, başta melas olmak üzere kullanılabilir tabii ki, aslında hiç kullanılmasa da olur. Salamurdaki denge iyi ise lactobacillus yavaş yavaş zeytin tanelerindeki laktozdan beslenerek gerekli popülasyona ulaşabilirler.

      Comfrey, hepatotoxic pyrrolizidine alkaloid içeriyor ve uzun süre, yüksek dozlarda yenirse karaciğer problemi yaratıyor. Haricen yara berelerin tedavisinde kullanılırsa herhang bir negatif etkisi yok, aksine hızla yara bereyi tedavi edici etkisi var.

      Bizim comfrey ile ilgilenme sebebimiz bunlardan biri değil, bahçede malç, kompost ve kompost çayı yapımında gösterdiği harika özellikleri.

      • Gürkan Yeniçeri 21/12/2011 at 00:03 #

        Zeytinde laktoz olduğunu bilmiyordum. Bilgi için sağolun.

        Son bir şey daha sorayım. Yoğurt ekleyerek laktik asit bakterilerini eklemiş oluyorsunuz ama yoğurt bakterileri termofiliktir yani 45C sıcaklıkta optimum gelişmeyi ve fermanteyi sağlar. Sizin zeytin fermantesinde sıcaklıklar ne oluyor? Eğer 25C ile 30C arasında ise torba suyu, tereyağı gibi bir mezofilik laktik bakteri kullansanız daha iyi olabilir mi?

        Birde Kefir ile denemek lazım, Kefirde hem mezo hem termo ve bir sürü maya bakterisi mevcut. Enteresan olabilir.

        • meyvelitepe 21/12/2011 at 20:49 #

          Gürkan bey, bildiğiniz gibi bir çok laktik asit türü var. Bazıları yoğurdu mayalarken bazıları yoğurdu mayalamıyor ama başka fermentasyon işlevlerini yerine getiriyor. Markette satılan hazır yoğurtlar sadece iki bakteri içeren hazır kültürlerle yapılıyor. Buna karşın evlerde yaşatılan yoğurt mayaları bir çok lactobacillus bakterisini aynı anda barındırıyor. Geçen sene ev mayamızda tesadüfen yoğurdu ekşiten bakteriyi elimine etmiştik. Artık evde mayaladığımız yoğurt 2-3 hafta bile dolapta kalsa ekşimiyor. Bunların ortak özellikleri laktoz parçalamaları ve uygun ortamda (söz gelimi sütte) başka bakteri barındırmamaları. Dediğiniz gibi kefir vb. de rahatlıkla kullanılabilir. Aslında hiç bir şey kullanılmasa da olur, yine de lactobacillus meyveden ya da havadan gelip işini görüyor. Bu gibi ek katkılar hazır verilen türlerle fermentasyonu hızlandırıp homojen başlamasını sağlamaya yarıyor sadece.

  10. volkan yalazay 20/12/2011 at 08:00 #

    Tilki ve sansar öyle, katliam yaparlarmış, hatta -gözlerimle görmedim- tavukların yalnızca beyinlerini yiyip bıraktığını söylüyor köydekiler 🙁

    karaçetenin ömür boyu sağlıklı ve mutlu bir hayatları olması dileğiyle, sevgiler…

  11. emel 08/02/2012 at 17:02 #

    Fikrinizi Paylaşın
    çok uzun zamandır sizi takip ediyorum.Bilgilerinizi herkeze aktarmanıza,sabrınıza,gösterdiğiniz başarılarınıza,azminize.hayranım. Paylaşımlarınızdan oldukça fazla yararlanıyorum hatta bende akrabalarıma aktarıyorum.Meğer çok şey bildiğimizi zannediyormuşuzda hiçbirşeyden haberimiz yokmuş.Size ve ailenize sağlıkla mutlulukla uzun bir ömür diliyorum. Sizin bildiğiniz ama bizim hiç bilmediğimiz konuları size aktarırısak adım adım bizleri bilgilendirirmisiniz lütfen.Şimdiden teşekkür eder esenlikler dilerim.

    • meyvelitepe 14/02/2012 at 23:45 #

      Emel hanım, bizler de yolun başındayız henüz ama bildiğimiz ya da bulabileceğimiz bir konu olursa elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışırız. Tüm güzel dilekleriniz için bilmukabele diyor, teşekkür ediyoruz.

Leave a Reply

Yine Zeytin Lezzeti

Bahçemizdeki Karamürsel-Su çeşiti zeytinleri iyice kararmadan toplayıp kalamata yapmak üzere salamuraya koymuş, Samanlı çeşitini ise iyice olgunlaşıp biraz su kaybetmesi […]

Zeytin Zamanı – 5

Aralık başı itibarıyla tüm zeytinler toplandı. Havalar uygun olsaydı dostlarımızı da davet edip zeytin toplama şenliği düzenlemeyi düşünüyorduk ama olmadı. […]

Hurma Zamanı

Geçen yıl hurma ağacımızdaki meyveleri toplamış, eşe dosta dağıttıktan sonra geriye kalan 150 kg kadar meyveyi ziyan olmasın diye yardımcımıza […]

Hurmayı kurutsakta mı saklasak…

Cevizler, kestaneler, zeytinler, inşaat işleri, bahçe bakımı ile ilgilenirken, hiç bir şey beklemeden sessizce meyvelerini sunan sevgili Hurma ağacımızı hakettiği […]

“Afedersin Kalamata”

22/11/2007 Üvez, kestane derken, hasat sırası gözümüz gibi baktığımız zeytinlere geldi. Köyde hemen herkesin bir zeytin bahçesi ya da bahçesinde […]