Güzel günlerdeyiz, sıcak bazen “aman” dedirtse de, şikayet yok. Zira pek bir özlemiştik bahçe işlerini, özellikle de hasat kısmını. Bugünlerde azıcık içi ezilse insanın bahçede kısa bir tur yeterli oluyor, lakin yine de çiftlik mutfağında işler yoğun. Ne de olsa kış aylarında yazın ne yaptıysak onu tükettik, dondurucuya atılanlar da,  domates sosları da tükenmişti ki tazeler yetişti. Şimdi elimizde olanları değerlendirip gelecek kış için hazırlıklara başlama zamanı, varsın ağustos böcekleri şarkılarını söylesinler, biz de neşeyle karıncalık yapalım. Yeter ki bereket olsun, karıncada pişer, onlara da düşer.

Naşi fidanları her sırada hoş koridorlar oluşturuyor. Fidanların aralarına kış örtüsü olarak diktiğimiz yulaf ve fiğ diz boyunu bulmuştu ki, biçilip toprağa karıştırıldı. Yerlerine seyrek bir şekilde favorilerimizden olan kışlık nohutlarımızı ektik. Sakız kabağının bu kadar burnumuzda tüteceğini hiç düşünmemiştik, o yüzden kendimizi garantiye aldık, naşiler arasında  7-8 kök de sakız kabağımız var.

Aşırı zirai zehire maruz kalması sebebiyle ihraç edilenlerin geri iade edilmesi yüzünden piyasayı kaplayan ihraç iadesi deveci armutları haliyle yiyememiştik. Üstelik severiz de… Neyse ki bu yıl deveci armut fidanları geçen yılki tadımlıktan biraz daha fazla meyve tuttu. Mutlu tesbit, fidanlar büyüdükçe meyve sayısı her geçen yıl biraz daha artacak gibi görünüyor.

Naşi’ler de gayet iştah açıcı görünüyorlar. Artık iyice irileşmeye başladılar. 1-2 hafta içinde iyice büyüyüp tatlanırlar. Tam da dut ağaçları yavaş yavaş bizden bu kadar demeye başlamışken, tatlı niyetine naşiler atıştırılır artık.

Deneyimlerimize göre naşileri kendi haline bırakınca meyve sayısı fidanın besleyebileceği ve taşıyabileceğinden çok daha fazla oluyor, o yüzden tam bu sıralar meyvelere dikkat edip yeterli seyreltmeyi yapmak gerekiyor. Seyreltme sonucu çıkan naşilerle de armut sirkesi denemeyi düşünüyoruz, bu konuda deneyimi ya da bilgisi olanların katkılarını bekleriz.

Bu yıl kalamata (Karamürsel-su) çok az, samanlı da epey seyrek. Başlarına başka bir iş gelmez ise bize yine de bol bol yeter. Zeytinler tam çiçekteyken günler boyu gece gündüz fırtına şiddetinde rüzgara maruz kaldılar, belki de bu yüzden meyve sayısı azaldı diye düşünüyoruz.

İşte özlenen sebzelerden biri daha. Yaz başında sofralarımızı ilk süsleyenler bu salatalıklar oldu. Kendileriyle aşk yaşıyoruz, hem de hiç karşılıksız  kalmayan bir aşk.

Salatalıklardan sonra yaz başında ipi ikinci göğüsleyenler taze fasulyeler oldu. Geçmiş yıllarda tükettiğimizden ve dağıttıklarımızdan artan ürünleri ne yapacağımızı şaşırıyorduk, şimdi aileye yeni boğazlar eklenince hiç ziyanlık yok, köpeciklerimiz mamalarına katkı olan haşlanmış fasulyeden pek memnun.

Bunlar köyümüzün sandıktan çıkma çok eski tohumlarından yetiştirdiğimiz çalı fasulyeleri, bazen kırk santim uzunluğunda bile olabiliyorlar. Artık bazı komşularımız da tohum satın almayı bırakıp yeniden bu atalık tohumlarına döndüler.

Patlıcanlar bu yıl da bize bayram yaptıracak gibi görünüyor. Patlıcan olur da biber olmaz mı? Geçen yıldan sakladığımız tatlı, incecik sırım gibi biberlerden ektik bu yıl. Halk arasında kıl biber deniyor, iç  ve iştah açıcı “sırım” sözcüğü varken bu isimleri kim, nereden  buluyor bilmiyoruz. İnsan yiyeceğine güzel sıfatlar ve isimler yakıştırmalı.

Ve kabaklar, “bizi çok mu özlediniz?” dercesine meyve vermek için yarışıyorlar. Bir gün toplanmazsa ertesi gün tam bir torpil oluyorlar, ama ne gam, uzayıp kapıya kadar gelseler bile  “hoşgeldiniz” diyeceğiz.

Domatesler assolist gibi ağırdan alıyor, yeşiller kızarsın artık diye gözlerine bakıyoruz. Canım santiniler yine en erkenci cins oldu, üstelik en sona da onlar kalıyor. Bu cinsle tanıştığımız günü bayram olarak kutlasak yeri var. Salkımlar donandı, bu günlerde tek tük de kızarmaya başladılar. Haydi hayırlısı, bu haftadan itibaren domates hasatına başlıyabiliriz gibi görünüyor, hatta siftahı da yaptık.

Bunlar sicilya pachinoları. Bildiğimiz kadarıyla tohumlarının Sicilya dışına satılması kısıtlanmış, ismi de patentli. Bize santini gibi dolaylı ve biraz komik bir yolla geldi. Meyve tutumları ve bitkilerin yapıları mükemmel. Yerelleştirme için üçüncü nesillerini görmemiz gerek. Ondan sonrasında belki patentli olmayan yeni bir isim bulur, hatta belki de tohum taşıyıcıya istinaden”yeğen domatesi” deriz.

Tüm sebzelere on günde bir düşük doz kaolin, potasyum bikarbonat ve organik sertifikalı muhtelif iz elementler içeren bir suspansiyon hazırlayıp uyguluyoruz. Suspansiyona zararlılar için “azadirachtin” içerikli bir organik pestisit de ekliyoruz. Şayet kelebek larvası zararı görürsek “bacillus thuringiensis” bakterisi içeren bir bio-pestisiti de hazırda bulunduruyoruz.

Gelelim yemişlere, bunlar mavi yemişler, birer ikişer olgunlaşanlarını topluyoruz. Bir kızılderili efsanesine göre büyük bir kıtlık ve açlığın yaşandığı bir dönemde “Yüce Ruh” besin ve ilaç olsun diye onlara bu yemişleri göndermiş. Mavi yemişlerin çiçek açan uçları yıldız biçimini aldığından o vakit bunlara “yıldızlı yemiş” adını koymuşlar. Ülkemizde bu enfes ve çok faydalı yemişin üretiminin artmasını diliyoruz, zira meyveleri çiğ olarak tüketildiği gibi kekten, reçele, reçelden dondurmaya envai çeşit yiyeceğe renk, lezzet ve şifa katıyor. Asitli toprağı seven maviyemişlerin diplerine geçen yıl elma sirkesi posalarını gömmüştük, hepsine yetmemişti ama dibine sirke posası gömülenler daha bir bereketli sanki. O yüzden sırf onlar için buzdolabında kalan elmalardan sirke mayaladık.

Böğürtlenleri gelip geçerken ağzımıza atarız diye tel çitin dibine dikmiştik, lakin gelip geçtikçe atıştırarak tüketilebilecek durumu biraz aştılar. Kızımız çok sevdiği için o zaman biz de reçel yaparız dedik, topladık getirdik. Daha önce ahududularla yaptığımız fırında pratik reçel başarısından sonra aynı yöntemi bunlarda da denedik. Çekirdekleri süzmeye kalkışınca pek pratik olmadıysa da, sonuç ilahi bir tat oldu. Bir kaç gün güneşlendikten sonra ahududu, frenk üzümü ve çilek reçellerinin yanına konulacaklar. Birinci çilek furyasından sonra, ikinci kısım da geliyor gibi görünüyor, artık reçele yer kalmadı. Hem zaten reçel yapmak isteyen kim, yaz sıcaklarına birebir gelen, muhteşem bir sorbe keşfettik ki yiyenlerin başını döndürüyor.

Akşam güneşi güzele vurur derler, nitekim bu kez de goji’lere vurmuş. Avuç dolusu daha tatlı ve leziz bir atıştırmalık olamaz.

Lakin gojiler gidip gelip atıştırmakla yetinmemizi istemiyor gibiler, topladıklarımızı derin dondurucuya koyuyoruz, gayet güzel duruyor ve tadından bir şey kaybetmiyor. Bunlarla da reçel olur muhtemelen ama bu kadar yararlı bir yemişi çiğ saklamak mümkünken pişirmek biraz mantığa aykırı geliyor, lakin şifa niyetine yenecek az bir reçel yine de deneyebiliriz.

Bu arada geçen sene yetiştirdiğimiz goji fidanlarının, dikeceklerimizi diktikten, komşulara da verdikten sonra, 40-50 kadarı fazla geldi, başka dikecek yerimiz de kalmadı. Tüpteki bu fidanları almak isteyen olursa, kendisi uğrayıp almak kaydıyla bize e-posta gönderebilir.

Tabii ki sadece hasat yapmakla olmuyor, bu arada bahçedeki sulama sistemini tamamen değiştirdik. Meyve fidanlarına, suyu ziyan etmeden sadece kök bölgesine verecek bir tasarım yaptık. Delikli damlama boruları fidanların kök bölgelerini birer simit gibi dolanıyor. Bir fidandan diğer fidana giden boru ise deliksiz, böylece arada su zaiyatı olmuyor.

Ana depomuzda çıkan iki ayrı ana hattı çepeçevre bahçenin etrafında dolaştırıyoruz. Gereken yerlerde, daha doğrusu bahçenin dört bir yanında bu musluklardan var.

Düzenli ve kontrollü sulama gerektiren meyve ve sebzelerde ise zaman ayarlayıcılar kullandık. Zamanı gelince istediğimiz süre ile damlama hattına su veriyor. Ayrıca ana depodan gelen hatlardan birinin üzerinde bir tonluk ara depomuz var. Bu depoyu özellikle sebzelere kendi hazırladığımız ya da dışarıdan temin ettiğimiz organik besleyicileri (Etkin Mikroorganizmalar-EMA, Biovin, enzim, çeşitli gübre çayları, mavi-yeşil alg’ler vs.) sulandırıp sisteme vermek için kullanıyoruz.

Dünyanın oksijen reaktörü ve besin zincirinin en önemli halkası olan mavi-yeşil alg hücreleri tüm gezegenin yaşam döngüsünde belki de en önemli yeri tutmalarının yanı sıra, bu hücreleri içeren biyolojik gübrelerin bitkilerin vegetatif gelişimlerinde çok etkili oldukları bilinmekte.

Bir kaç yıl önce kullandığımız chlorella spp.  içeren ticari üründen çok memnun kalmıştık. Bu yıl da biraz temin ederek kullandık. Bu esnada kendimizi birden bire başka bir araştırmanın içinde buluverdik.

Dünyada, özellikle de ABD’de mavi-yeşil alg hücrelerinin üretilmesi oldukça popüler. Bir çok kişi kurdukları steril düzeneklerle alg üretip hasat ediyorlar. Bunları kimi vücutta biriken ağır metalleri detoks etme özelliğinden dolayı yiyecek katkısı, kimi akvaryum balığı yemi, kimi yağ elde ederek bio-yakıt maksatlı üretiyor.

Buradan hareketle biz de kontrollü bir ortamda mavi-yeşil alg üretme denemesi yapmaya karar verdik. Bir çok deneme yaptık.

Basitçe bir kova suya biraz chlorella spp. aşılayıp, bir kaç damla fosfor ve azot içeren eriyik damlatarak, bir başka denemede aynı düzenekte şekerli su ve maya kullanarak yaptığımız bir karbon-dioksit jeneratöründen doğal basınçla karbon dioksit vererek denemeler yaptık.

Tamamen kapalı ortamda, dışarıdan hiç bir kontaminasyona izin vermeyen, geceleri de lamba ile ışık takviyesi yaptığımız denemelerimiz de oldu. Şimdiye kadarki denemelerde en başarılı alg hücre üretme düzeneği, açık havada, temiz bir yerde, üzeri açık, beyaz bir kovaya PH 9’a ayarladığımız klorsuz suya yaptığımız aşılama oldu. Kova ışığı sadece güneşten aldı. Besin olarak 3-4 günde bir fosforu daha çok, azotu daha az olan bir sıvı gübreden 5-6 damla verdik. Maya ile yaptığımız karbon dioksit jeneratörü yerine, bu defa bir akvaryum pompası ile hava bastık. Böylece havadaki karbon dioksit ve oksijen aynı anda suda çözündü. Yaşam döngüsü diğer bitkilerden farklı olmayan bu mavi-yeşil alg hücreleri gündüz sudaki karbon dioksiti kullanarak fotosentez yaptılar, geceleri ise oksijeni kullandılar.

Bu denemelerin büyük bir çoğunluğu başarılı oldu. Her denemede sudan bir damla alarak mikroskop altında hücre çoğalmasını ve hücre türlerini kontrol ettik. Yukarıdaki fotoğrafta kovadan aldığımız minik bir damla sudaki “chlorella” hücrelerinin bir kısmı görünüyor.

Bu konu ile özel olarak ilgilenmemizin sebebi ticari olarak zaten satılan bir ürünün aynını yapmak değil. Bu denemelerle esas amacımız, yaşam döngüsünde zaten var olan organik içerikli küçükbaş, büyükbaş ve kanatlı gübrelerinin içerdikleri azot, fosfor ve birçok mineralden zengin bitki besleyicilerini, değerlerinden bir şey kaybetmeden mavi-yeşil hücrelerin hücre duvarlarında depolayarak muhafaza edebilmek, böylece sürdürülebilirliğe bir katkı sağlamak.

Amerikan Tarım Araştırmaları Merkezinden (USDA-ARS) mikrobiyolojist Walter Mulbry, yaptığı bazı çalışmalarla, kullanılıncaya kadar bir çok özelliği yitirilen organik gübrelerdeki özellikle azot ve fosforun mavi-yeşil alg’ler tarafından kaybolmadan depolanabileceğini ve sonradan bitkilere verilebileceğini gösterdi. İşin bu boyutu bize, bu konuyla daha uzun bir süre ilgilenmeye, başka bir çok deneme ve ölçümler yapmaya değer görünüyor.

Ve yorucu bir günün sonunda, kızıl akşamda manzaraya karşı bir bardak demli çay… Şükürler olsun…

Tags:

54 Responses to “Güzel günler ve bir deney” Subscribe

  1. Muzaffer VARLI TÜRKER 11/07/2012 at 15:02 #

    2007 yılından beri bloğunuzu takip ediyorum. önce benim gibi düşünenler varmış diyerek sevinmiştim. Daha sonra benim gibi hayal edip gerçekleştirenler var oldunuz.
    Sizi ve yaptıklarınızı mutluluk özlem ve sevinçle izliyorum. başarılarınızın ve mutluluğunuzun devamını diliyorum.

  2. Hakan Gönül 11/07/2012 at 15:05 #

    Şükürler olsun, gönlünüz neşe dolsun, zihniniz parlak, sağlığınız daim olsun…

    • meyvelitepe 26/07/2012 at 00:45 #

      Hakan bey bilmukabele, çok teşekkürler.

  3. YASENİN YAKAR ÇELİK 11/07/2012 at 15:36 #

    size imreniyorum ve emekli olunca sizin bahçe gibi bir bahçe hayalim yakın olsydınız iznimi bile size yardım ederek geçirmek isterdim sevgiler

  4. Oral 11/07/2012 at 15:38 #

    Bir bilim laboratuvarı olma yolunda hızla ilerliyorsunuz. Böylece batının bilimsel prensiplerinden kopamayan resmi kurumlarımızın yanında güzel bir alternatif oldunuz.
    Batı ulaşabildiği, varlık ve işlevini kanıtlayabildiği bileşenler üzerinden bilim üretir. Diğerlerini yok sayar. Olması gerekeni saptayıp bilimi buna hizmet ettirir. Bunda parasal karın etkisi çoktur.
    Sizler varolandan yola çıkıp anlamaya, ve zaten süregelenin yolunu açmaya çalışan bir bilim üretiyorsunuz. Her zaman açık duran kapınızdan henüz keşfedilmemiş olanlar da kendiliğinden gelip size kendilerini tanıtacaklar.
    Siz haklısınız. Doğa da sizin yolunuzu açacaktır.

    • meyvelitepe 26/07/2012 at 00:51 #

      Oral bey çok teşekkürler. Bilim dünyanın her yerinde yapılıyor (maalesef ülkemizde az), biz sadece seçici olmaya çalışıyoruz. Uzak doğunun kadim öğretileri ve onların bugünkü takipçilerinin yanısıra, batıdan, “yeşil devrim”i ihraç eden Amerikadan da yararlanıyoruz. Söz gelimi, Amerkan Tarım Araştırmaları merkezinde (USDA-ARS) çalışan farklı disiplinlerdeki bir grup bilim adamı kravatları çıkarıp kolları sıvayarak çok güzel şeyler yapıyorlar.

  5. verdoque 11/07/2012 at 22:41 #

    Bu sene geçmiş olabilir ama şöyle bir reçel tarifi denedim, hem pratik ve çabuk hem de çok lezzetli oluyor, tavsiye ederim. Değişik meyvelerle denenebilir:

    21 dakikada reçel tarifi:

    http://sagliklimutfak.net/2012/05/21-dakikada-cilek-receli.html
    http://sagliklimutfak.net/2012/06/21-dakikada-karadut-receli.html

    • meyvelitepe 13/07/2012 at 11:30 #

      Çok teşekkürler, ben de çilek reçelinde Evcini’nin (http://www.evcini.com/2010/05/my-entry.html) tarifini kullanıyorum, şekeri yarı yarıya az olduğu için hem damak tadımıza uyuyor, hem de yerken daha az vicdan azabı çekiyoruz:) Diğer yemişleri fırında denedim, o da çok kolay yemişleri ve şekeri ayrı kaplarda 200 derece ısıtılmış fırında yarım saat tuttuktan sonra ikisini karıştırp 5 dakika kaynattım, bu arada köpükleri aldım. Bildiğim kadarıyla tereyağı köpük yapmasın diye kullanılıyor, ama ben tercih etmedim. Sonra limonu sıkıp kapattıktan sonra da biraz dinlendirip kavanozlara alıyorum. Kavanozların ağzını çift kat kağıt havlu ile kapatıp 3-4 gün güneşte bekletince kıvamı daha güzel oluyor ve reçel daha dayanıklı hale geliyor. Buzdolabına koymak gerekmiyor, kapatıp oda sıcaklığında muhafaza ediyorum. Güneşte tutmayı halam tavsiye etmişti, gerçekten de hem kıvam hem dayanıklılık açısından çok farkediyor, sanırım güneş reçelleri bir çeşit sterilize ediyor, ekşimeyi önlüyor, özellikle reçeli az şekerli yapınca bu daha da önem kazanıyor.

  6. Aysen Ertur 12/07/2012 at 01:20 #

    sizleri uzaktan, istanbul’dan sevinçle izliyor, size sormadan akıl danışıyor, istanbul’daki küçük bahçemi sağlıklı ve bakımlı tutmaya çalışıyorum. kaolini de sizden öğrenip meyve ağaçlarımda sevindirici sonuçlar alınca, geçen yıl pembe domateslerime de uygulamıştım. bir konuda çuvalladığıma karar verdim: henüz çiçekte olan bölümlere kaolin gelince, çiçekler meyvaya dönemeden kurudular. bu yıl korkudan yalnızca azadirachtin kullandım, fena da gitmiyoruz şimdilik. ama sizin fotoğraflarınıza bakınca, domateslerde de kaolin gördüm sanırım. çiçeklerde döllenmeyi engellemiyor mu? yoksa yalnızca meyva bağlamış kısma uygulayıp çiçektekilere isabet ettirmeden kullanmanın bir yolunu mu buldunuz?

    • meyvelitepe 12/07/2012 at 01:50 #

      Ayşen hanım, domateslerin çiçek atması büyük ihtimal başka sebeblerdendir. Biz dört yıldır domates dahil tüm sebzelerde kaolin kullanıyoruz, bu sebepten dolayı çiçek atması problemi yaşamadık. Domateste çiçeklerin kuruması bir çok sebepten dolayı olabilir. Söz gelimi havanın aşırı ısınması, thrips vb. zararlıların bulunması, toprakta azot oranının fazlalığı ve bu sebeple bitkinin sürekli büyüme eğiliminde olması, sulamadaki düzensizlikler (az su ya da çok fazla su). hatta sırık domateslerde koltuk alma işleminin düzenli yapılmaması dahi bu probleme sebep olabilir. En tipik olanı ise azot fazlalılığıdır.

  7. Dinçer 12/07/2012 at 09:55 #

    Her zaman yazılarınızı dört gözle bekliyorum. Her okuduğumda da birçok yeni şey öğreniyorum. Çok teşekkürler verdiğiniz bilgiler ve güzellikler için.

  8. ismet yılmaz 12/07/2012 at 10:17 #

    Günaydın Sevgili Dostlar, sizleri ilgiyle takip etmemek ne mümkün. Paylaşımlarınızdan dolayı teşekkürler. SULAMA ZAMAN AYARLAYICI ları nasıl bir sistemle çalışır, nereden temin edilebilir? bilgilendirirseniz çok sevinirim. Kolay gelsin. Sağlığınız daim olsun. Sevgi-selam.

    • meyvelitepe 26/07/2012 at 00:56 #

      İsmet bey, zaman ayarlayıcıların bir çok tipi var. Bizim su dağıtım tasarımımıza uygun gelenler musluk tipi zamanlayıcılar oldu. Bunlar pille çalışıyorlar. İki kalem pil en az bir yıl dayanıyor.

  9. r.emir 12/07/2012 at 13:38 #

    sevgili meyvelitepe her mailinizi sabırsızlıkla bekliyorum burada o kadar şey öğrendim ki bunların gittikçe az olduğu kanaati yükseliyor aklımda.benim bu bölgede görmediğim o kadar çok meyve -sebze tanıtımını gördüm ki şakına döndüm.naşi , üvez ,fiğ ve gojiyi burdan öğrendim bilmiyordum kendimiz gelmek kaydıyla goji verebileceğinizi yazmışsınız keşke gelebilsem çok da istiyordum yetiştirmeyi 2 adet almıştım istanbuldan ama pek gelişmediler yazık ki sizlere çok uzağım hatayda yaşıyorum. ama gönül isterdi ki sizin komşunuz olabilseydim,yaptığınız onca şeyi sizle beraber yapabilseydim:) ellerinize yüreğinize emeniğinize sağlık.her daim takipçiniz olmaya devam edeceğim.

    • meyvelitepe 26/07/2012 at 00:58 #

      Güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederiz, sağolun.

  10. nuray 12/07/2012 at 21:27 #

    sevgili meyveli tepe yine çoşku içinde sevgili bahçenizdeki emeklerinizin sonucunu gördük, okuduk.sizden çok şeyler öğreniyoruz.goji fidanlarından bende istiyorum.ankaradan geleceğim adresinizi nasıl öğrenebilirim sevgiler

  11. dilek uyar 13/07/2012 at 00:05 #

    İyi ki varsınız..Paylaşımlarınızdan öğrenecek o kadar çok şey var ki..

  12. meyvelitepe 13/07/2012 at 11:33 #

    Güzel dilekler ve sözler için herkese çok teşekkürler. Ürünleri paylaşamasak da burada en azından sevincimizi ve mutluluğumuzu paylaşmış oluyoruz, umarız güzel duygular ve güzel düşünceler hepimize daha çok iyilik ve güzellik getirir. Sevgi ve selamlar …

  13. Yaşar Uğur 14/07/2012 at 11:10 #

    Bu okulun öğrencisi olmak inanılmaz…Süpersiniz…

    • meyvelitepe 26/07/2012 at 00:43 #

      Yaşar bey, teşekkürler.

  14. İbrahim Kodanoğlu 14/07/2012 at 12:29 #

    Merhaba,Sevgili İsmail Bey,
    Yine döktürmüşsünüz.Üşünmeden,yılmadan,Çok çalışarak,Çok araştırma yaparak,Yaptığınız araştırmaları
    uygulayarak insanlara rehber oluyorsunuz.Gerçekten
    yaptıklarınızla fark yaratıyorsunuz.Sizi takip etmek çok
    zevkli,Yaptıklarınızı ve uygulamalarınızdaki başarınızı
    okudukça ,müthiş mutlu oluyorum.Bol bereketle dolu geçen sezona sağlık ve mutlulukla devam etmenizi
    dilerim.Goji fidanlarınızdan kalırsa bende almak isterim.

    • meyvelitepe 17/07/2012 at 13:37 #

      İbrahim bey teşekkür ederek bir düzeltme yapayım. Yazıları genellikle eşimle birlikte müşterek yazıyoruz, bir çok denemeyi de birlikte yapıyoruz. Gojierin son paylaşımlarını yapıyoruz, istiyorsanız bize e-posta ile bildirin lütfen.

      • İbrahim Kodanoğlu 21/07/2012 at 11:25 #

        Merhaba, Peki öyleyse,bir elin nesi var,2 elin sesi
        var diyelim.Öpülesi eller,Hayat paylaşınca çok daha
        güzel,Tşk.
        ikodanoglu@mynet.com.tr

  15. birsen çinçinoğlu 14/07/2012 at 17:24 #

    merhabalar verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim sizlerden çok şeyler öğreniyoruz bende acemice bazı denemeler yapıyorum bu yıl anlamadığım bir neden den dolayı fasulyelerim kurudu yeniden ektim sizinkiler kadar olamasına daha epey var birde goji fidanlarından almak isterim nezamana kadar almamız gerekir dikmek için belli bir zamanı varmı ? Bol bereketli bir sezon geçirmenizi dilerim.

    • meyvelitepe 17/07/2012 at 13:35 #

      Birsen hanım, fasulyeler bir çok sebepten dolayı kurumuş olabilir. Söktüğünüzde köklerin durumuna baksaydınız keşke. Gojilerden istiyorsanız elinizi çabuk tutmanız gerek hepsi gitmek üzere.

    • meyvelitepe 26/07/2012 at 00:42 #

      Birsen hanım teşekkürler. Goji fidanlarımız bitti maalesef. Bahçede yer kalmadı yeni fidan yapmayı planlamıyoruz ama talep olursa seneye dikilecek şekilde yaparız belki.

  16. denizakvaryumu 17/07/2012 at 13:01 #

    Tüm sebzelere on günde bir düşük doz kaolin, potasyum bikarbonat ve organik sertifikalı muhtelif iz elementler içeren bir suspansiyon hazırlayıp uyguluyoruz. Suspansiyona zararlılar için “azadirachtin” içerikli bir organik pestisit de ekliyoruz. Şayet kelebek larvası zararı görürsek “bacillus thuringiensis” bakterisi içeren bir bio-pestisiti de hazırda bulunduruyoruz.

    Aslından bu tür karışımların MT adı altında ticari olarak piyasaya sürülmesinden yanayım.
    Bu tür ticari çalışmalarınız olmayacak mı?

    • meyvelitepe 17/07/2012 at 13:33 #

      Teşekkür ederiz. Maalesef herhangi bir ticari faaliyet planlamıyoruz.

  17. İSMAİL TEZYÜREK 19/07/2012 at 14:57 #

    Her zamanki gibi gene süpersiniz gojileriniz mükemmel bu yıl benimkilerde sizinkiler gibi aynı seviyeye geldi dediğiniz gibi bu yıl başında budadım ve hayvan gübresi ile bütün kış yağmur ve kar suları ile beslendi ve sonuç harika.Sizden bir ricam var benimde ağaçlarda damlama sistemim var. Yanından geçerken bir düğme sistemi ile ayarlanabilir yaptım ama devamlı tıkanıyor bende seneye sizin gibi halka şeklinde delikli koymak istiyorum.Ancak resimde ağacın etrafını saran halka borunun bağlantı aparatı belli değil onun fotoğrafını üstten çekip gönderebilirseniz sayenizde önümüzdeki yıl tıkanma tehlikesi olmadan daha güzel kök bölgeleri beslenir ve ağaçlarım kurumakdan kurtulur.Şimdiden teşekkürler.Tavuklarınız dan bahsetmemişsiniz onları da merak ediyoruz.

    • meyvelitepe 26/07/2012 at 00:40 #

      İsmail bey, çok teşekkürler. Damlama sitemimiz çok basit aslında. Musluklardan doğrudan damlamaya su veriyoruz. Tıkanma olmaması için musluklara su getiren hatlarımızın başlangıcına birer filtre taktık. Tavuklarımız gayet iyi. Kümesteki horoz sayısını azalttıktan sonra 🙂 asayiş berkemal oldu, her gün yeterince (aslında bize göre fazlasıyla) yumurta alıyoruz.

  18. Faik Murat Ünel 19/07/2012 at 15:25 #

    Emeğinize sağlık, sizlerden çok şey öğreniyoruz.

    • meyvelitepe 26/07/2012 at 00:36 #

      Faik Muray bey, çok teşekkürler. Biz de sizden öğreniyoruz.

  19. Mustafa ERENSOY 20/07/2012 at 02:48 #

    Gojiberi fidanlarınızı memnuniyetle alabilirim. Sadece adres vermeniz yeterli . Şimdiden teşekkür ederim.

    • meyvelitepe 26/07/2012 at 00:35 #

      Mustafa bey fidanlar bitti maalesef.

  20. cigdem 24/07/2012 at 09:05 #

    Süpersiniz, darısı başımıza. Kolay gelsin.
    Fidelerden seneye kalırsa Dalyan a ekmek üzere alırım diye düşündüm.

    Iyimser anne Çiğdem

    • meyvelitepe 26/07/2012 at 00:30 #

      Zaten çok fazla yoktu, bitti maalesef.

  21. sadık yalabık 24/07/2012 at 16:52 #

    Sayın meyvelitepe; Enerjinize ve azminize hayranız.Size yetişemiyoruz.Ayak izlerinizi takip etmeye çalışarak yaptıklarınızı uyguluyoruz. Zaman ayarlayıcıları nereden ve nasıl bulabiliriz? Ne ile çalışıyor..Ne kadar zamana ayarlayabiliyoruz? ( beş ,altı günlük yani)Teşekkür ederim.

    • meyvelitepe 26/07/2012 at 00:30 #

      Sadık bey, su samanlayıcıların çeşitli tipleri var. Bizim kullandıklarımız musluk tipi, hergün, iki günde bir, ü. günde bir vs. 7 gün için ayar yapılabiliyor. Günde üç sulamaya kadar ve sulamada bir dakikadan 24 saate kadar istediğiniz süreyi verebiliyorsunuz. Bu özelliklere sahip bir kaç marka var.

  22. zafer 25/07/2012 at 11:53 #

    Merhaba Meyvelitepe Sakinleri,
    Hali hazırda kaldı ise ben de gojiberi fidanı alabilir miyim?
    hoşçakalın…

    • meyvelitepe 26/07/2012 at 00:25 #

      Goji fadanlarımız bitti maalesef.

  23. Gülcin 25/07/2012 at 16:38 #

    Ama olmaz ki ben Londra’da SANTİNİ peşindeyken buradaki GOJİ’leri kaçırmışım 🙁

    • meyvelitepe 26/07/2012 at 01:03 #

      🙂 Gülçin hanım, santini iyi bir başlangıç, ileride goji de bulunur elbet.

      Orijininden dolayı biz de santini adını kullanıyoruz ama, tohumları ilk elde edişimizden sonra üç yıl toprağa ve iklime alıştırma dönemimiz oldu. Yerelleştirme diyorlar galiba. Sonunda lezzet, aroma, fiziksel özellikler ve bitkinin gelişimi bakımından bize en uygun olanını seçtik. Dördüncü yılında santini ile ilgili herşey istediğimiz gibi oldu 🙂

  24. beste 29/05/2013 at 10:12 #

    bereketiniz her daim bol olsun. Mevsimsel olarak o kadar gerideyimki benim kabaklarin daha dort yapragi var domateslere hic girmiyorum! sevgiyle baktim guzel bahcenize. Burada deniz kiyisindan topladigiimiz bir tur algi ozellikle âtateslerin ustune koyuyoruz. Armut sirkesi ve sarabi yapiliyor burada elimdeki kaynaklara bakacagim. çok hos bir posttu bol hayalli 🙂

    • beste 29/05/2013 at 23:25 #

      2012 yazisi ama olsun 🙂 armutlari halka halka kesip kurutabilirsiniz.

  25. Nuray Kılınç 29/05/2013 at 21:32 #

    Harika paylaşımlarınız için teşekkürler bereketli hasatlarınız olsun.Sağlık ve afiyetle sevdiklerinizle birlikte tadını çıkarın.Benim gojilerim hala yaprakta,
    ne çiçek açtı ne meyve verdi.Daha zamanı var sanıyordum.Sizinkileri görünce çok şaşırdım.Saksıda idiler Aralık ayı başında bahçeye diktim.Ama hala yaprak sadece dal veriyorlar..neden olabilir bir yerde hata yaptım herhalde
    diktiğim yer mi yanlıştı? saygılarımla selamlar..

  26. ömer 03/12/2014 at 02:50 #

    Merhaba,
    Yazınızı titizlikle ve dikkatlice okudum,okurken sanki ben yapmışım gibi yaşadım. Öncelikle doğaya duyduğunuz saygı ve sevgiden dolayı sizleri kutluyorum. Ben 23 yaşında hidrobiyoloji bölümünde yüksek lisansa yeni başlamış,üç aydır Türkiye’nin çeşitli akarsularından bi proje kapsamında fitoplankton örnekleri toplayan genç,tecrübesiz kardeşinizim.Yaptıklarınızı inceledikce bende hobi olarak ve yüksek lisansını yaptığım konu üzerinde bir nebze somut adım atmak adına böyle bir üretim tecrübesi yaşamak istiyorum. Denemelerimden çıkacak sonuçlara göre de ilerleme planı yapacağım fakat bunlar için henüz erken. Şimdilik sizden istirhamım ; Bu işe yeni adım atan bu kardeşinize tavsiyeleriniz nelerdir,bu işe en basit en masrafsız şekilde nasıl başlarım ? bu sorularıma yanıt vermenizdir. Fikirlerimde kesinlikle ama kesinlikle ticari hiç bir amaç yoktur. Zira genç bir ekolog olarak bir tutam yeşil görsem kalbim hızlanıyor. Saygılarımla..

    • meyvelitepe 03/12/2014 at 18:22 #

      Ömer bey, mesajınız için teşekkür ederiz.

      Size tavsiyemiz şu olabilir; çalışın, bilgi üretin ve var olan bilginin üzerine bir damla da siz koyun, bu bilgiyi toplumla, toplumun pratik olarak işine yarayacak şekilde paylaşın.

      Kolay gelsin.

      • Ömer 13/12/2014 at 17:26 #

        Öncelikle rica eder ve Cevabınız için teşekkür ederim.Elbette ki niyetim üreten bir birey olmak,ürettiklerimi topluma kazandırabilmek.
        Size kısa ve net bir soru sormak istiyorum. Küçük bir pet şişe içerisine doğadan su birikintilerinden bulduğum algleri koysam,yeteri miktarda su eklesem o şişe içerisinde algler yaşayabilir mi ? yaşamaları için ne yapabilirim ? Teşekkür ederim.

        • meyvelitepe 13/12/2014 at 17:35 #

          Çok az miktarda azot ve fosfor eklerseniz, bir akvaryum pompası ile hava verirseniz ya da sık sık havalandırmanın başka bir yolunu bulursanız ve bol ışık almasını sağlarsanız yaşar.

          • Ömer 13/12/2014 at 22:12 #

            Efendim vakit ayırıp yardımcı olduğunuz için çok teşekkür ederim. Pompa ile hava veriyorum,küçük bir düzenekle de geceleri ışık veriyorum,güneş ışığına yakın bi lamba kullanıyorum.Gündüzleri ise evin aydınlık bir köşesinde tutuyorum. Fakat azot ve fosfor konusunda engin bilgilerinize ihtiyacım var. Azot ve fosfor için ne tavsiye edersiniz ?

          • meyvelitepe 13/12/2014 at 22:23 #

            Çiçekleriniz için kullandığınız sıvı gübre gibi bir şey varsa ondan bir damla (daha fazla değil) damlatırsanız yeterli olur. Geceleri ışık vermenizde gerek yok, günde 10 saat kadar bol ışık alsın yeter.

  27. Seckin Tureyen 26/02/2017 at 00:13 #

    Merhabalar,

    Bir doga asigi olarak sizle ve muhtesem doganizla tanismam gecte olsa bu gune nasipmis yazilarinizi okuyorum. Tesekkur etmek istedim dogaya karsi emekleriniz icin. Izninizle bundan sonra takip etmek isterim ve bahce hakkinda bilgilerinizi ve tecrubelerinizi deneyecegim bu yaz kismet olursa. Cok memnun oldum sizi bulduguma iyi gunler.
    Seckin

Trackbacks/Pingbacks

  1. Anonim - 11/07/2012

    […] […]

  2. Yeşil Su | Meyvelitepe - Çılgın Kalabalıktan Uzak - 29/05/2013

    […] Önceki denemede 5 litrelik şişeler, akvaryum hortumları, karbon dioksit jeneratörü, daha sonra akvaryum hava pompası, besin olarak azot ve fosfor içerikli sıvı gübre kullanıp, fotosentez için gündüzleri güneş ışığı, geceleri de florosan ampul yardımıyla, suya aşıladığımız “chlorella spp. mavi-yeşil alg” hücrelerini çoğaltmaya çalışmıştık. Deneyin amacı, uygun koşullar sağlandığında aşıladığımız türde tek hücreli mavi-yeşil alg’lerin üreyip üreyemeyeceğini görmek idi. Deneylerin her birinde aşının tuttuğunu mavi-yeşil alglerin az ya da çok üreyebildiğini görmüştük. Bu sonuçlara dayanarak daha kalıcı bir ortam oluşturmak üzere planlar yapmaya başlamıştık. […]

Leave a Reply

Yine Zeytin Lezzeti

Bahçemizdeki Karamürsel-Su çeşiti zeytinleri iyice kararmadan toplayıp kalamata yapmak üzere salamuraya koymuş, Samanlı çeşitini ise iyice olgunlaşıp biraz su kaybetmesi […]

Zeytin Zamanı – 5

Aralık başı itibarıyla tüm zeytinler toplandı. Havalar uygun olsaydı dostlarımızı da davet edip zeytin toplama şenliği düzenlemeyi düşünüyorduk ama olmadı. […]

Hurma Zamanı

Geçen yıl hurma ağacımızdaki meyveleri toplamış, eşe dosta dağıttıktan sonra geriye kalan 150 kg kadar meyveyi ziyan olmasın diye yardımcımıza […]

Hurmayı kurutsakta mı saklasak…

Cevizler, kestaneler, zeytinler, inşaat işleri, bahçe bakımı ile ilgilenirken, hiç bir şey beklemeden sessizce meyvelerini sunan sevgili Hurma ağacımızı hakettiği […]

“Afedersin Kalamata”

22/11/2007 Üvez, kestane derken, hasat sırası gözümüz gibi baktığımız zeytinlere geldi. Köyde hemen herkesin bir zeytin bahçesi ya da bahçesinde […]