Kompost cephesinde yeni gelişmeler – 1 Johnson-Su (J-S) Biyoreaktör Kompost, Etkileri ve Faydaları

Kompost cephesinde yeni gelişmeler var. Aslında “yeni” demek ne kadar doğru olur bilmiyoruz, zira alınan sonuçlar yaklaşık 20 yıllık araştırmalara dayanıyor. Toprak mikrobiyolojisiyle ilgili keşfedilen yeni bilgiler bugüne kadar kullanılan, alışılmış yöntemlere yeni bir açıdan bakılmasına sebep oluyor. Şimdiye kadar en kısa sürede nasıl kompost yapılır sorusuna cevap arayan bilim insanları, mantarların toprak mikrobiyolojisindeki etkisini dikkate almaya başladığından beri en etkili kompost nasıl yapılır sorusunun cevabını bulmaya yöneldiler.

Bu akımın etkisiyle keşfedilen Johnson – Su (J-S) Biyoreaktör ile yapılan statik kompostun faydaları ve etkilerini çiftçiye anlatan bir tanıtım videosu ve biyoreaktörün yapılışını ve içinde kompostun hazırlanmasını ayrıntılı anlatan açık kaynaklar paylaşıldı.

Bu yazıda, bu kompostun hazırlanış amacı hakkında ön bilgi vermek adına J-S Biyoreaktörün Davis Johnson tarafından sunulan tanıtım videosunun bir özetini paylaşıyoruz. İzleyen yazıda da biyoreaktörün yapılışı ve kompostun hazırlanışının tarifi bulunuyor.

Kaliforniya Üniversitesine bağlı Chico’da onarıcı ve dirençli tarımsal sistemler alanında çalışan merkezin direktörü olan David Johnson bir moleküler biyolog. Uzun yıllara dayalı araştırmalar sonucunda, eşinin verdiği fikirleri de değerlendirerek keşfettiği “Statik Yığınla Mantar İçerikli Kompost” düzeneğine katkılarından dolayı kendisininkiyle birikte eşinin de adını vermiş. Yeri gelmişken bir çok konuda fikri alınan ama adı anılmayan kadınları da hatırlayarak bu inceliğin özellikle hoşumuza gittiğini de belirtelim.

Johnson’un, “Statik Yığınla Mantar İçerikli Kompost” sunumunu yaparken vurguladığı noktaları kısaca özetleyerek konuya girelim.

David Johnson diyor ki:

Konvansiyonel tarım modelini nerdeyse yüz yıldır uyguluyoruz. Toprağın üzerinde işler iyi gidiyor gibi görünse de, toprağın içine ve çevremize, sağlığımıza yaptıklarımıza bakınca farklı bir model bulmamız gerektiğini görüyoruz.

Dünya çapında yılda 75 milyar ton toprak kaybediyoruz. Bu, toprak oluşum hızının neredeyse 10 misli bir hızla toprak kaybettiğimiz anlamına geliyor. Hektar başına toprak oluşum hızı 0,5-1.0 ton, 4 dönüm üzerinde bir dosya kağıdı kalınlığındaki toprak 1 ton ediyor.

1955 yılından bu yana tarım alanları artmadığı halde, fosfor ve azot kullanımı 200-300 misli artmış. Bunun yalnızca %10 ila %30’u bitkiler tarafından kullanılıyor, %90 ila %70’i ise çevreye dağılıyor, göllerimize, derelerimize, denizlerimize ve atmosferimize karışıyor.

Yapay gübre kullanımıyla birlikte herbisit kullanımı da yükselişte. Herbisit kullanımı arttıkça bunlara dirençli bitkiler de artıyor. Örneğin, Amerika’da herbisite dirençli 156 çeşit bitki bulunuyor. Bazı herbisitlerin içeriğinde bulunan glifosat kullanımı ile otizm artış oranları doğru orantılı.

1940 yılından bu yana sebze, meyve, et, süt, peynir gibi besinlerde fosfor hariç sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum, demir ve bakır mineralleri giderek azalmış ve besinler daha az besleyici hale gelmişler.

Çiftçilerin 1960’dan bu yana gelirlerinde belirgin bir artış olmazken borçları 14 misli artmış.

Bu başarılı bir model değil. Sistemler kolayca bozulabilir ve biz de kendi ekosistemimizin başına böyle bir şeyin gelmesini istemiyoruz.

Önümüzdeki zorluklar:

Ekonomik sıkıntılar içinde, bir yandan bozulmaya devam eden toprak ve ekosistemlerle, giderek daha da istikrarsızlaşan bir sistemde, azalan tarım alanlarında , daha az su kullanarak, daha yüksek kaliteli ve besleyici gıdalar üretmeyi başarmak.

Bunları düzeltebiliriz, fakat Einstein’ın dediği gibi, hep aynı şeyi yaparak farklı sonuçlar bekleyemeyiz. Eskisini geçersiz kılacak yeni bir model inşa etmek zorundayız. Her şeyden önce burası yaşayan bir gezegen. Burada var olan her şey canlı organizmalar tarafından oluşturuldu. Bu süreçte gezegen evrimleşirken biyoçeşitlilik sürekli arttı ve güneş enerjisinin yakalanması, depolanması ve kullanımında verim giderek yükseldi.

Yeryüzünde 4,5 milyon yıl önce suyla birlikte ilkin bakteriler, fotosentez yapan, oksijen üreten organizmalar, virüsler, tek hücreliler ve mantarlar ve ardından da uygun ortamın oluşmasıyla daha karmaşık çok hücreli canlılar yerlerini aldılar. Bu oluşum esnasında, her adımda varolan organizmaların enerjiyi yakalama ve kullanma kabiliyeti giderek arttı.

Bilim dünyasındaki gelişmeler sayesinde bugün bir insan bedeninde 10 trilyon insan hücresine karşılık 90 trilyon mikrobiyal hücre bulunduğunu biliyoruz. Bir saniyede vücutta gerçekleşen biyokimyasal reaksiyon sayısı 1021 olarak ifade ediliyor. Vücutlarımızda 20 bin insan genine karşılık 2 ila 20 milyon mikrobiyal gen bulunuyor. Peki, bu mikroorganizmalar ne yapıyor? Gıdalarımızın hazmedilmesinden, besin üretimine, hücre yenilenmesinden bağışıklık sistemine kadar pek çok işlevleri var. Mikrobiyatamızda oluşan en ufak dengesizlik hastalık olarak kendini belli ediyor.

Bedenlerimizde bu kadar önemli etkileri olan mikroorganizmalar toprağın canlılığı için de son derece önemli. Topraklarımızı iyileştirmek için toprak ekosistemine biyolojiyi geri getirmemiz gerekiyor.

Peki, basit bir mikrop aşılamasıyla tarım topraklarının mikrobiyom yapısı ve fonksiyonu düzeltilebilir mi?

Bunun olabileceğini göstermek istiyorum, fakat öncelikle doğanın işleyişinin nasıl olduğunu anlamalıyız.

Doğada çıplak topraktan (jeolojik toprak malzemesi, çöller) çok eski ormanlara doğru yükselen ardışık bir sistem mevcut. Bunu bir merdiven gibi düşünürsek yükseldikçe toprak üretimi de, verim de artıyor. Metrekare başına, kuru biyokütle çöllerde 90 gram iken, yaşlı ormanlarda bu miktar 2200 grama kadar yükseliyor. Bu farkın oluşumunda bakteri baskın bir sistemden mantar baskın bir sisteme geçişin etkisi büyük. Bu fark ve bu bilgi hayati bir önem taşıyor, bunu tarımsal sistemimize getirmek zorundayız.

Bakteri baskın toprak görünümü (Kaynak: Static File Fungal Compost Presentation video)

Bakteri baskın toprakta (yani mantarların olmadığı veya çok az olduğu bir ortamda) tabaka tabaka üstüne bakteri dolu ve bunlar etrafta serbestçe dolaşıyorlar.

Sağlıklı bir tarım toprağı (Kaynak: Static File Fungal Compost Presentation video)

Sağlıklı bir tarım toprağında bakteriler, organik madde parçacıkları bir mantar ağı ile birlikte bulunuyor.

Mantar baskın orman toprağı (Kaynak: Static File Fungal Compost Presentation video)

Orman toprağında çok az bakteri var, buna karşılık bol miktarda organik madde mantar ağlarıyla birlikte bulunuyor. (video 18:09)

Mantar ağlarını oluşturan mantar hifleri toprakta hem lojistik hem de iletişim hizmetlerini sağlıyor. Bakteriler ince bir film tabakası halindeki suda hifler boyunca seyahat ediyor. (bkz. video 18:20)

Sağlıklı toprakta bakteriler mantar hiflerinde seyahat ediyor. (Kaynak: Static File Fungal Compost Presentation video)

Toprak sağlıklı olduğunda olan bu: Çalışan bir sistem.

Mevcut çiftçilik metodolojimizde tahrip edilen ilk şey işte bu çalışan sistem oluyor. Eğer bir düşman ülkeye savaş açacak olsanız, yapacağınız ilk 2 şey lojistik ve iletişim hatlarını tahrip etmek olurdu. İşte biz de topraklarımıza bunu yapıyor, her şeyi alt üst ederek ilk önce mantarları kaybediyoruz.

Tarımsal ekosistemlerde bakteri baskın durumdayız, yani M:B = 0,01 veya 0,1 civarında. (M:B=Mantar Bakteri oranı)

Toprakta M:B oranlarının fonksiyonuna göre bitki örtüsü değişiklik gösteriyor. Örneğin, ardışık bitki hiyerarşisine göre merdivenin en üst basamağında yer alan iğne yapraklı ağaçlar ve çok yaşlı, kadim ormanların tabanında M:B = 100:1 ile 1000:1 arasında.

Mantar, bakteri fonksiyonuna göre, tarım için ideal topraklarda M:B oranının sebzeler için 0,75 tarla bitkileri için ise M:B = 1,1 olması gerekiyor.

Doğada, örneğin, bizonlar geniş otlaklara gelirler, buradaki bitki örtüsünün yaklaşık % 40’ını tükettikten ve bu esnada dışkı, idrar ve salyalarını bıraktıktan sonra avcı hayvanlar tarafından göçmeye zorlanırlar. Bizonlardan kalan dışkı, idrar ve salyalar gübre vazifesinin yanı sıra toprağa mikrop aşılama görevi de görür. Sağlıklı bir sistemde bu dışkılar bok böcekleri tarafından top haline getirildikten sonra toprağın içinde kompostlaşmaya bırakılır. “Peki, biz bunu taklit edebilir miyiz?” diye soran, Johnson, bunu taklit etmek için epeyce bir zaman büyükbaş hayvan gübresiyle bizzat uğraştığını, gübreye bulanan üstünü başını temizlemekten yorulan eşi Su’nin, biraz da bu sebeple biyoreaktörün keşfinde payı olduğunu, bunu birlikte bulduklarını belirtiyor.

David Johnson, biyoreaktörle elde edilen kompostun özelliklerini şöyle açıklıyor:

Hayvan gübresinde en büyük problemlerden biri tuzluluk (salinity), biz tuzluluğu 44 mS/cm’den 2-3 mS/cm’ye indirdik. Termofilik süreç bitince sisteme eklenen solucanlar da bu sürecin bir parçası oldu. Ama her şeyden önemlisi ortaya çıkan kompost, biyolojik çeşitliliği çok yüksek mantar baskın bir ürün oldu.

Bu kompost olgunlaştığında parmaklar arasında sıkılarak şekil verilebilen cam macunu kıvamında bir yapı oluştu. Statik yığınla mantar içerikli kompost sadece yapraklardan oluşmuş, 10 yıllık bir kompost ile hemen hemen aynı değerlere sahip.

Süreç sırasında kompost 70 C dereceye kadar ısındıktan 3-4 gün sonra soğumaya başlıyor. Bu kompost 1/3 büyükbaş hayvan gübresi, 1/3 bahçe artıkları ve 1/3 öğütülmüş dal karışımıyla hazırlanmış olmasına rağmen sadece yapraklarla oluşan kompost ile aynı yapıya sahip. Yaprak kompostu 10 yılda oluşurken, bu 1 yılda hazır oluyor. Bu sonucun alınmasını sağlayan da işte bu kompostlama yöntemi ve süreci. İki farklı karbon-nitrojen oranıyla, tamamen farklı içeriklerle başlıyorsunuz fakat sonuçta çok benzer bir ürün elde ediyorsunuz.

Bu kompostta 740 farklı çeşit mikro ve diğer organizmalardan 316’sının 4. haftada var olduğu görülüyor. Toplamın %80’ini oluşturan en kalabalık grupta 23 çeşit mevcut. 22 hafta sonra 740 çeşidin 424’ü bulunuyor ve en üst %80’lik grup 57 çeşit içeriyor. Bir çok kişiye göre bu aşamada kompost hazır kabul ediliyor, fakat şayet 1 yıl beklemesine izin verirseniz, kompostta 740 çeşitten 453’ü bulunuyor, en kalabalık %80’lik grup ise 99 farklı çeşit içeriyor ve bu kompostta 4 misli daha fazla çeşitlilik oluşuyor. Gezegende hayatta kalmanın anahtarı da çeşitliliktir.

Bu kompostu 8 farklı kompostla karşılaştırdık. Sonuçta en büyük farkı yaratanın mantarların bakterilere oranı olduğunu gördük. Yüz yıldır fakir topraklarda bitkileri büyümeye zorladık, bunun yerine toprağa yoğunlaşarak bitkinin ne yapabileceğini görmemiz gerekiyor.

Bakteri baskın sistemde enerjinin sadece %3’ü bitkiler tarafından tutuluyor (stresli toprak). Bir bitki hiç bir sebep yokken neden enerjisinin %97’sini toprağa bıraksın? Oysa mantar baskın yüksek karbonlu bir sistemde enerjinin %56’sı bitkiye gidiyor.

Şu an tarımda %11 randımanlı bir sistemdeyiz. teorik olarak bu randımanı %55’e çıkarmamız mümkün.

Biz yüz yıldır toprağa odaklanıp bitkinin zengin bir toprakta neler yapabileceğini görmek yerine, fakir toprakta nasıl bitki büyüteceğimize baktık. Elimizdeki sistemde bitki enerjisinin %97’sini toprağa bırakıyor. Neden? Bir sebep olmasa bunu yapmaz.

Doğayı takip etmeliyiz, anahtarınız bu. Gelecekte vazifeniz: gözlemek, toprağınızda ne değişiklik yaptığınızı ve bu yaptıklarınızın toprağınızı nasıl etkilediğini, nasıl değiştirdiğini görmek.

Azot’a odaklanmayı bırakıp doğru biyolojiye sahip olmaya bakmalıyız, azot fiksasyonu zaten bu organizmalar tarafından yapılabilir.

Topraktaki mantar bakteri oranının önemi:

Mantar baskın sistem ile bakteri baskın sistem arasındaki en önemli fark “Toprak Respirasyonunda” ortaya çıkıyor.

Toprak respirasyonu (toprak solunumu), toprak organizmalarının solunum yaparken çıkardığı karbondioksit miktarıyla ilişkilidir. Bu, bitki köklerinin, rizosferin, mikropların ve faunanın solunumunu kapsar. Toprak respirasyonu, topraktan CO2 formunda karbon salınımını içeren çok önemli bir ekosistem sürecidir.

Aşağıdaki grafikte görüleceği gibi M:B oranı arttıkça topraktaki biyokütle de yaklaşık 5 misli artıyor. buna karşılık toprak solunumu (Karbon respirasyon kütlesi) sadece 4 misli artıyor. başlangıçtaki karbon kütlesi ise 18 misli artıyor.

Sera deneyi, Toplam Toprak Respirasyonu (F:B:Mantar Bakteri oranı) (Kaynak: Static File Fungal Compost Presentation video)

Bu durumda mikrobiyal kütle artmasına rağmen toprak respirasyonu bununla doğru orantılı artmayıp sadece 4 misli artıyor.

Bu deney ve onarıcı tarım yöntemiyle hayvan otlatma sonuçları, bir çok toprak bilimcinin iddia ettiği gibi lineer artışı desteklemiyor. Örneğin yetiştirici Will Harris, 20 yıl içinde artan mikrobiyal aktivite ile toprağında %0,75 olan C (karbon) kütlesini %7,9’a çıkarıyor. (Will Harris toprağı bkz. Static File Fungal Compost Presentation video, 50:43) Burada da sera deneyindekiyle aynı eğri oluşuyor ve artan mikroorganizma sayısı ve çeşitliliği ile adeta ters orantılı olarak toprak respirasyonu sadece 4 misli artıyor.

Bu, topraktaki karbon kullanım veriminin yükseldiği anlamına geliyor. Karbon daha verimli kullanıldığı için daha uzun süre toprakta tutulabiliyor.

Başlangıç Toprak Karbon Respirasyonu Yüzdeleri (Kaynak: Static File Fungal Compost Presentation video)

M:B oranı düşük olan toprakta (F:B=0,4) toprak respirasyonu yani topraktan CO2 formunda karbon salınımı miktarı %55. Ancak M:B oranını artırdığınızda toprak respirasyonu %11’e düşüyor. Sonuçta sistem daha verimli hale geliyor. Gerek M(antar) gerek B(akteri) olarak biyolojiyi toprağınıza geri getirdiğinizde, başlangıçtaki toprak karbon kütlesi 10 misli artıyor, toprak solunumunda 4 misli azalma görülüyor. Nitekim büyük otlaklarda karbon kütlesi artışı bu şekilde gerçekleşiyor.

Bir çok toprak bilimci bu ilişkiyi lineer olarak görüyor ve mikrobiyal kütle artışının toprak respirasyonunu, yani topraktan karbon çıkışını, hızlandıracağını düşünüyor. Oysa bu ilişki, görüldüğü gibi, lineer değil; mikrop, mantar, karbon miktarı arttıkça sistemin verimi de artıyor.

Topraktaki karbon miktarının su ile de ilişkisi var. Toprak karbon kütlesi 1 misli artınca toprağın su tutma kapasitesi 5 misli artıyor. Toprağınıza biyolojiyi ve dolayısıyla karbonu geri getirdiğinizde kaybetmenize imkan yok, aksine sistem size yardımcı oluyor.

İşlenen topraklarda zaman içinde giderek minerallerin, mikrobesinlerin azaldığını biliyoruz. Deneyimizdeki BEAM (Not: BEAM bu sisteme ve bu sistemle üretilen komposta verilen ismin baş harflerinden oluşuyor. “Biologically Enhanced Agricultural Management” Biyolojik olarak zenginleştirilmiş tarımsal yönetim anlamına geliyor), uygulamasının ardından manganez ve demir %1000 artarken, magnezyum, kalsiyum, çinko, bakır mineralleri %80 ila 40 artıyor. Hatta nitrojen, fosfor ve potasyumda da artış görülüyor. Üstelik bunlar J-S kompostun sadece bir defa uygulanmasıyla alınan sonuçlar. Tek bir uygulamanın ardından, toprakta sadece sürekli bitki yetiştirildi, bir daha gübreleme yapılmadı. Bu organizmalar her şeyi geri getirebiliyor, doğru biyolojiyle besinleri bitkilerin alabileceği hale dönüştürüyor.

Sistemde biyoloji olduğunda, hiç azot gübresi kullanmadan, konvansiyonel sisteme oranla verim 2 misli artıyor.

Sadece bir kez BEAM uygulamasından başka bir şey yapılmayan arazide pamuk verimi dönüm başına yaklaşık 325 kg (Kaynak: Static File Fungal Compost Presentation video)

Denemeler ve Sonuçları:

Bu deneylerde biyoreaktörde hazırlanan kompostu 45 gr/m2 olarak serpiştirdik. Bu bir besin takviyesi değil, sadece tozlama, mikrobiyal bir aşılama seviyesinde.

1 yıl sonunda deneme alanında, kompost serperek aşılama yapılan alanda toplam kuru biyokütle üretimi 250gr/m2 olurken, kontrol alanında toplam kuru biyokütle 50gr/m2 oldu.

Yaklaşık her 4 dönüm başına 200 kg BEAM, yani bu sistemle üretilen komposttan ekledik ve arazide ürün amaçlı örtü bitkisi yetiştirdik, hasat ettikten sonra da yaz örtü bitkisi ektik. Bu tek uygulamanın ardından hiç boş tutmadan toprakta ekin yetiştirilmeye devam edildi. Tek uygulamayla 7. yılda biyokütle 5 misli artarak 114 gr/m2 kuru biyokütleye ulaştı. Söz konusu arazide yazın ayçiçeği ve soya yetiştirildi. Ayçiçekleri 29 günde insan boyunu geçti ve büyük başlar yaptılar.

Diğer bir deneme çöl ortamında yapıldı. Kompost serpildikten sonra örtü bitkisi ekildi, büyüdükten sonra kesilip toprağa bırakıldı. İlk sezon 800 gr/m2 olan kuru biyokütle 3,5 yılda 1608 gr/m2 oldu. Üçüncü sezonda 10 haftada büyüyen örtü bitkisiyle kuru biyokütle miktarı 2190 gr/m2’ye kadar ulaştı. Ürün miktarı 5 misli arttı.

Sol üst başlangıçta toprak; Sağ üst kontrol toprağı; Alt orta biyoreaktör kompostu uygulanmış toprak (Kaynak: Static File Fungal Compost Presentation video)

Bu toprakta 2750 çeşit bakteriye rastlandı: 21 çeşit azot fiksleyen, 27 çeşit karbon fiksleyen, 14 çeşit metal oksidasyonu, 10 çeşit fosfor; 34 çeşit pestisit bozundurucu; 10 çeşit fito hormon üretici bakteri tanımlandı. E-coli’de düşüş görüldü.

Çağımızda bakterilerin gerek kendi gerekse diğer bakteri türleriyle iletişim kurabildikleri artık bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek. Bakteriler bir toplum oluşturmak üzere bir araya geldiklerinde, tek başlarına yapamadıkları, örneğin, “genleri açıp kapamak” gibi işleri yapabiliyorlar. Yeterli çoğunluk anlamına gelen “Quorum” ile “sensing / algılama” sözcükleriyle ifade edilen “Quorum algılama (İng: Quorum sensing)” yaşamın bir çok alanını etkiliyor. Örneğin, hastalandığınızda bir grup mikrop bir araya gelerek toksin üreten genlerinizi harekete geçirerek sizi hasta eder, Fakat, Quorum algılama her zaman olumsuz bir sonuç doğurmaz. Örneğin, topraklarımızda yeterli çoğunluğa ulaşabilen kimi mikroorganizmaların, kuraklık esnasında bitkilerin kuraklığa dayanıklılığını artıran genlerini harekete geçirebildiği biliniyor. Toprağın mikrobiyal canlılığını korumak ve artırmak bu sebeple çok önemli ve faydalı. Toprak üstü bitki çeşitliliği ile toprak altı yaşam çeşitliliği doğru orantılı.

Onarıcı tarım uygulamalarıyla tanınan yetiştiricilerden Gabe Brown, “No-till / Pulluksuz tarım” yöntemini benimseyerek konvansiyonel yaklaşımı ve azot gübresi kullanmayı bıraktıktan sonra, arazilerinde 13 yıl boyunca her sezon çok çeşit içeren örtü bitkileri ekti ve münavebeli hayvan otlattı. Bu yöntemle topraktaki mikro ve makro besinleri arttırdı.

20 aylık BEAM uygulamasında kompost sadece bir kez uygulandı ve toprak daha sonra sürekli bitkiyle örtülü tutulup, hiç çıplak bırakılmadı. Mikrobesinler, manganez %1135, demir %1110, magnezyum %89, kalsiyum %76, çinko %62, bakır %40 oranında arttı. Makro besinler, azot (N) % 107, fosfor % 64, potasyum %37 oranında arttı. Bunları hep mikrorganizmalar yaptı. Verim, örneğin pamukta konvansiyonele göre 2 misli arttı, ilave gübre veya tarım zehiri kullanılmadı.

Sıkışmış toprakta mısır yetiştirme karşılaştırmalı deneyi: Sol başta sadece J&S biyoreaktör kompostu uygulaması; ortada J&S biyoreaktör kompostu ve Azot uygulaması; sağda konvansiyonel tarım 256 birim Azot uygulaması (Kaynak: Static File Fungal Compost Presentation video)

Yukarıdaki karşılaştırmalı deneyden ilk yıl sonunda alınan sonuçlar, Sarı konvansiyonel tarım 256 birim azot ile verim dönüm başına yaklaşık 1,380 Ton -gübre masrafı; Mavi J&S biyoreaktör gübresi (BEAM) + 32.7 birim azot + acre(yklş.her bir 4 dönüm) başına 88 dolar tasarruf; Yeşil sadece J&S biyoreaktör gübresi (BEAM) acre başına 60 dolar tasarruf (Kaynak: Static Pile Fungal Compost Presentation video)

Örnek bir çalışma, Avustralya’da kuru tarım yapılan bir arazide gerçekleştirildi. Arazide yaklaşık her 4 dönüme 1 kg olacak şekilde J-S kompost uygulandı. Bu süreçte arpa verimi 3 misli arttı ve bu sadece biyolojiyle elde edildi. Arpa hasadının ardından yağmur yağdı ve arazide 10 yıldır görülmeyen çimlerin/otların çıktığı görüldü. Sadece biyoloji buna olanak sağladı. Bitki çeşitliliği arttı, yerli hayvan nüfusu arttı, toprak geri kazanılabilir hale geldi.

Münavebeli otlatma yapılan alanlarda mantar biyokütlesi fazlalaştıkça tahıl biyokütlesi artıyor. Buna karşılık bakteri baskın ortamlarda tam tersi oluyor.

O halde, bu sistemle:

  • Bozulan toprakları düzeltebilir veya yeniden oluşturabilir ve toprağın verimliliğini artırabiliriz.
  • Besin değeri daha yüksek ürünler, gıdalar üretebiliriz.
  • Bitkinin su kullanma verimini ve toprağın su tutma kapasitesini artırarak daha az suyla ekin yetiştirebiliriz.
  • Doğanın kendi ana besinlerini üretmesini sağlayarak enerjiden tasarruf edebiliriz.
  • Tarımsal kimyevi kirlilik ve atmosferdeki CO 2’yi aynı anda düşürebiliriz.
  • Verimi ve kazancı artırabiliriz.

Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız “Static Pile Fungal Compost Presentation” videosunun tamamı bu linkten izlenebilir.

Daha az girdiyle daha çok kazanç elde edilmesine olanak sağlayacak bu kompostun yapılabilmesi için adım adım Johnson & Su Biyoreaktörün hazırlanması, mantar ve bakteri içeriği zengin kompostun yapılışı için bir sonraki yazıya bakınız.

Önemli hatırlatma:

David Johnson ve eşi Su bu biyoreaktörü keşfettikten sonra sonuçlardan emin olmak için yıllar süren deneyler yapmışlar. Çoğu zaman araştırmaların masrafını kendi maddi imkanlarıyla karşılamak zorunda kalmışlar, ancak buna rağmen keşiflerini, bilgilerini ve deneyimlerini açık kaynak olarak, ücretsiz paylaşmayı tercih etmişler. Bu bilgilerden faydalanmamıza imkan veren yaklaşımları için kendilerine teşekkür borçluyuz. Bunu ifade etmenin en güzel yolu da bu kompost sistemini daima onların adıyla anmak ve paylaşmak olacaktır.

J-S Kompost Biyoreaktörüyle ilgili paylaşımlarımız diğer yazılarımız gibi herkese açıktır. Kuşkusuz J-S Kompost Biyoreaktörüyle ilgili bilginin paylaşılarak yayılması ve daha çok kişiye ulaşmasının sonuçları hem doğa hem de çiftçilerin yararına olacaktır. Paylaşırken gerek sistemin yaratıcılarının gerekse bizim emeklerimize saygı göstererek kaynak belirtirseniz mutlu oluruz.

1 Yorum

  1. Yine harika ve son derece yararlı bir yazı dizisi. Gelecek yazıyı sabırsızlıkla bekleyeceğim. Bu tür bilimsel yazıların mümkün olduğunca fazla sayıda kişiye ulaşması (ve tabi ki uygulanması), ortak evimiz dünya için son derece önemli olup, gelecek nesillere bırakabileceğimiz paha biçilemez miras olacağını düşünüyorum. Emeğinize sağlık, çok teşekkürler.

  2. Çok değerli yazılarınızı ilgiyle okuyup, çok faydalanıyoruz. Dünyayı ve insanlığı gözetip, iyileşmesine katkı sağlayan değerli paylaşımlarınız ve emekleriniz için çok teşekkür ederiz.

    • Sevgili meyvelitepe öncelikle çabanıza emeğinize sağlık, çok teşekkür ederim.
      Yazıda iğne yapraklı eski ormanların altında m:b oranının 1/100 – 1/1000 olduğu, ideal tarım toprağının ise 0,75 – 1/1 olması gerektiği belirtilmiş.
      Ben çam ormanlarının içinde kendime bir yaşam alanı yaptım.
      Öncelikle seramda sebze yatakları oluşturdum. Bu yataklar yaklaşık 60-70 cm derinliğinde, en alta karton sonra çam ve meşe odunları aralarına hava almayacak şekilde toprak attım. Üstte kalan 30-40 cm yi ise üçte bir elenmiş toprak, üçte bir çam ormanınından topladığım kompost
      ( çam ormanındaki üstteki kuru yaprakları tırmıkla temizleyip altındaki 2-5 cm simsiyah kompostlaşmış kısım, üçte bir ise yüzde 40 solucan gübresi, yüzde 10-20 zeolit, yüzde 10-20 leonardit, yüzde 10 perlit, biraz meşe odunu külü ile doldurdum.
      ( bu arada sizden çok faydalandım, tekrar teşekkür ederim)
      Şimdi sorum şu
      Eğer iğne yapraklı orman toprağında m:b oranı enaz 1/100 ise ve tarım toprağında 1/1 olması gerekiyorsa ve bende çam toprağını üçte bir oranında koyduğuma göre acaba olması gerekenden fazlamı mantara sahip toprağım oldu. Bunun bir zararı olurmu?

      • Yazıda, ormanlardaki M:B oranının 1/100 değil, 100/1 olduğu yazılı, aman akılda yanlış kalmasın.

        Bunun sebebi çok özetle orman toprağında birikmiş organik maddenin, işlenmemesi sebebiyle mantarların mantar ağları şeklinde kolayca gelişmesi ve gereğinden fazla hava teması olmadığı için bakteri popülasyonunun patlama yapamaması.

        Mantarlar da bakteriler de içinde bulundukları koşullara göre yaşar, çoğalır veya azalırlar. Siz orman çürüntüsü almakla mantar sporlarını sebze alanlarına taşımış oluyorsunuz. Fakat en azından bahsettiğiniz karışımı hazırlarken, karışımın havalanmasını sağlıyorsunuz. Yani isteseniz de orman tabanındaki yaşam koşullarını aynen muhafaza etmeyip, önemli ölçüde değiştirmiş oluyorsunuz. Hava teması sonucunda ister istemez bakteri popülasyonu patlama yaparak defalarca kez artacaktır. Yani bu bakımdan endişelenecek bir durum yok.

        • Çok teşekkür ederim içim rahatladı, o zaman mikoriza mantar çözeltisi ekliyeyim biraz 😉

  3. Sonraki bölümü sabırsızlıkla bekliyorum.
    Yaşamı düzeltmek, dünyayı yeniden güzelleştirmek için yapılacak çok şey var..

  4. Var olan klasik bilgilerimize, deneysel ve uygulamalı bir deneyimi paylaştığınız için teşekkürler.Benim 140 dönüm orman arazisinden açılmış,zeytin ve ceviz ektiğim bir bahçem var. Burada uygulamak istiyorum.Nasıl uretebilirim,bilgi verirseniz sevinirim.Manisa, Gölmarmara

    • Necati bey, beş ayrı yazıdan oluşan bu dizinin bütününde, mantar baskın kompostun sadece yapımı değil, kullanım şekileri ve toprak üzerindeki etkileri de anlatılmış. Anlatılanlardan yola çıkarak kendi araziniz için muhtelif senaryolar oluşturabilirsiniz.

  5. Ellerinize sağlık, bu özet çalışma için teşekkürler, izninizle paylaşıyorum…

  6. Jadam mikrobiyal sıvı hazırlama metodu vardı, yine mantarları toprağa inokule edebilmek için kullanılıyor. Belki bu reaktördeki kadar çeşitlilik olmayabilir ama pratik anlamda uygulaması çok daha mümkün gözüküyor. Çok büyük alanların pratik şekilde işlenmesi gerekiyor mevcut sistemde. Dünyayı küçülme ve paradigma değişimi, köylere dönüş kurtaracak demek güzel, umutlandırıcı ama ne kadar gerçekçi? Felsefi açıdan bakarsak durum böyle maalesef, Neo-liberal sistemde her geçen gün çiftçi sayısı azalırken permakültür uygulayabilmek ve bunu bireysel değil topluma yayabilmek imkansız. İnsanlar maalesef sağlığın,kalitenin peşinde değil karınlarını doyurabilmek istiyorlar.
    Aklını kullanabilen insan hem kendi doğasıyla hem de dünyaya uygun yaşamaya çalışır. O açıdan permakültürün doğaya çok daha uygun olduğunu düşünüyorum ve topluma giden yol da yine bireylerden geçiyor. Verdiğiniz bilgiler vizyonumuzu geliştiriyor, birer tohum oluyor. Teşekkürler.

  7. Dünyada genel manada üreticinin önünün kesilmeye çalışıldığı,
    Toprağı sadece “verdim-aldım” denkleminde ruhsuz şekilde görenlerin çıkmaz sokağa girdikleri bir zamanda, çok harika bir çalışma olmuş…
    Sadece ülkemiz için değil, dünya için tam ihtiyaç olan şeyler.
    Bahçemde bundan sonra öncelikli olarak çalışacağım temel konu bu olacak.

    Uzun süredir bu kadar güçlü bir mutluluk hissetmemiştim.
    Teşekkür ederim. Heyecanınınız daim olsun.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*