Sürdürülebilir Kompost

Bir çok şeyin sürüdürülebiliri olur da kompostun sürüdürülebiliri olmaz mı? Elbette olur. Açıklaması da çok basit.  Günlük aktiviteleriniz içinde sizi bıktırmadan, karşılamakta güçlük çekeceğiniz fazladan iş gücüne gereksinim duyurmadan, elinizdeki, sürekliliği olan malzemelerle yapılan kompost uygulamaları sizin için sürdürülebilir kompost uygulamalarıdır. Aksi halde oluyor mu olmuyor mu diye bir kaç kez yapar sonradan devamını getiremezsiniz. Dolayısıyla, kompost yapma yöntemleri herkesin ortam, iş gücü, zaman, ihtiyaç vb. gibi farklı koşullarına göre değişkenlik gösterebilir. Herkes, kendince ve kendi koşullarında en az emek ve en az zamanı harcayarak en yüksek faydayı sağlayabileceği yolları bulmalıdır. Koşulları aynı olmasa bile, başkalarının sürdürülebilirliğe dikkat ederek oluşturduğu yöntemlerin yorumlanması, pek çok kişiye zamandan önemli tasarruflar sağlayabilir.

İlk yıllarda, edindiğimiz kitabi bilgiye göre, yukarıdaki fotoğraftakinin aynı bir düzenek hazırlayarak, elimizdeki malzemelerle sıcak kompost yaptık. Karbon-Azot oranını (C:N) ayarlayacağız diye az uğraşmadık. Yazılanlara göre, azot zengini atıklarla karbon zengini atıkları katlar halinde döşedik ve yazılanların doğru olmadığını gördük. Malzemenin C:N oranı homojen olmadığında bakteriler işlerini doğru yapamıyor, her kat kendi içinde ayrı bir ekoloji oluşturmaya çalışıyordu. Malzemeleri iyice karıştırarak yaptığımızda ise gayet güzel oldu. İlk 2-3 gün, yeterli oksijen ve %50 seviyesinde nemi bulduklarında ılık ortam (mezofilik) bakterileri ortamı hazırlıyor, hemen peşinden sıcak ortam (termofilik) bakterileri devreye girerek kompost yığınının iç sıcaklığını yükseltiyor, kendileri dışındaki organizmaları yüksek sıcaklık sebebiyle ya öldürüyor ya da sporlaşmasına sebep oluyordu.

Termofilik bakteriler ortamdaki azotu tükettiklerinde kendileri de ölüyor, geride kompostlaşmanın birinci fazı tamamlanmış malzeme kalıyordu. Bu aşamadaki malzemenin aslında kompost değil, kompost olmaya hazırlanmış malzeme olduğunu da farkettik. Esas mis gibi toprak kokulu, siyah torf görünümlü kompost, termofilik süreçten sonra, ölen termofilik bakterilerin biyokütlelerinden de faydalanarak tekrar başlayan mezofilik süreçte, ürettikleri enzimlerin yardımıyla odunu ve selülözü parçalayan aktinomisetlerin ve mantarların da devreye girmesiyle en az 4-5 aylık bir sürecin sonunda  oluyordu.

Öğütülmüş budama artıklarını karbon kaynağı olarak sıcak kompostta kullandığımızda, bu artıkların parçalanamayan lignin (odunsu yapı) sebebiyle termofilik süreç tamamlandıktan sonra dahi aynen koyduğumuz gibi kaldığını gördük. Bunun üzerine, öğütülmüş dalları kompostta değerlendiremeyeceğimizi düşünerek çuvallara doldurup bahçenin bir köşesine bıraktık. Buradan çıkarılacak başka bir sonuç da, kompost yığınına konacak malzemelerin benzer parçalanabilme özelliğine sahip olmaları gerektiği idi. Çabuk parçalanabilen otsu malzemeler ya da hayvan gübresi gibi malzemeleri odunsu malzemeler ile karıştırmanın hiç bir pratik faydasının olmadığını gördük.

O yıllarda bokashi kompostunu, fermantasyon yöntemiyle kompost yapımını keşfettik. Laktik asit bakteri ailesinin oksijensiz ortamda neler yapabildiğini mutfaktan bahçeye, komposttan turşuya ve zeytin yapımına kadar her yerde gördük. Bu da, kitapta yazılı kompost tariflerinden tamamen farklı bir süreç ile elde edilen, yine kompost değil, kompost olmaya hazırlanmış malzeme idi.

Biochar yapmak eğlenceliydi, ancak süreç esnasında açığa çıkarak yanan metan gazından, oksijensiz ortamda karbonlaştırmak istediğimiz malzeme için gereken ısıyı elde etmede çok fazla odun yakmak zorunda kalmaktan pek hoşlanmadık. Günlük aktiviteler arasında özel zaman ayırma problemi de cabası olduğu için sık yaptığımız şeylerden olmadı.

Budama artıklarını kompost yapımında değerlendiremediğimizi düşündüğümüzden amatör bir makine ile zaten zor olan, günler süren öğütme işine de devam etmedik, dallardan yaptığımız yığın küçük bir dağ boyutuna geldiğinde, çevreden gelen “yakalım bunları” tavsiyelerine yine de kulak tıkadık.

İki senelik budama artıklarının altından kalkamayacağımız bir yığın haline geldiğini farketmemiz ile 2015 İklim Konferansında Ernst Gotsch isimli bir çiftçinin öneri sunumundan haberdar olmamız aynı zamana rastladı. Ernst Gotsch’ın Syntrofik Tarım adını verdiği deneyimi ve önerisi, nedenlerini ve etkilerini anlayıp hazmetmek bakımından bizim için gerçek bir aydınlanma oldu dersek yalan olmaz.

Ernst Gotsch, satın aldığı, üzerindeki orman yok edilmiş, yağmurlarla tüm toprağı yıkanıp tamamen çöl haline gelmiş 500 hektarlık arazisinde, ormandan aldığı ilham ile bölgeye özel, hızlı büyüyen ağaçları sık olarak dikip, her yıl derin budama yapıp artıklarını toprağa kazandırarak çölü çok verimli bir toprak haline getirmeyi başarmıştı. Arazisi büyük olmasına rağmen monokültür yapmak yerine olabildiğince biyolojik çeşitliliğe özen gösteriyordu. Bu yolla havadan yere indirdiği karbon, çölün toprak olmasına yetmişti. Aslında tüm yaptığı doğanın ormanlarda zaten yaptığını hızlandırarak taklit etmekten ibaretti. Şimdi, bir çok ürünün yanısıra dünyanın en kaliteli kahvelerini yetiştiriyor.

Bu esnada, önceki yıl çuvallara doldurup bir köşeye terk ettiğimiz öğütülmüş dalları hatırlayıp baktığımızda gördüğümüz şey hemen harekete geçmemize yetti. Öğütülmüş dallar mis gibi toprak kokulu, simsiyah torf haline gelmişlerdi. Merak edip analize gönderdik, %86 organik madde, %2 azot, dengeli olmasa da başka bir çok mineral içeren muhteşem bir malzeme olduğunu gördük. Bu malzemeyi, çok değerli bir toprak katkısı olmasının yanısıra, çok yüksek organik madde oranına sahip olması ve yapısı sebebiyle solucanların sindirim sistemlerinden kolayca geçebileceklerini düşünerek solucanlara verdiğimiz mutfak atıkları, hatta tavuk gübresinin C:N ayarlamasında kullandık, çok başarılı olduğunu gördük.

Bu malzemenin karbon oranınından yola çıkarak,  sadece her yıl budanan dalların havadan topladığı karbonun, kaç metre küp havadaki karbonun 400+ ppm’den endüstrileşme öncesindeki 280 ppm olan mertebesine getirdiğini hesaplayınca Ernst Gotsch’a kesinlikle hak verdik. Yıllık ağaç budaması (budanmayı sevmeyen türler hariç), ağaçların hızla yeni dallar vermesini, fotosentezi hızlandırarak daha fazla karbon depolanmasını teşvik ediyor.

Elde edilecek ürünün değerini yeniden düşünme imkanımız olduğu için bizim budama artıklarımıza rahatlıkla yetecek güçte profesyonel bir öğütme makinası edindik. Önce kuru dallardan oluşan dağımızı öğüterek bir kısmını bahçede malç olarak kullandık, bir kısmını çuvallara doldurup kompostlaşmaya bıraktık.

Bahçede yılda iki defa budama yapılıyor. Önce yaprak döken meyveler budanıyor. Bundan iki ay sonra da yaprak dökmeyen zeytinler. Budamadan sonraki bir kaç gün içinde topladığımız dalları hemen öğütüyoruz. Büyük bir yığın haline gelen dalları içine başka hiç bir şey ilave etmeden, sadece gerekiyorsa ıslatarak sıcak kompost sürecine sokuyoruz. Kitabi bilgiye bakarsak öğütülmüş ağaç dallarındaki C:N oranı, ideal oran olduğu kabul edilen 30 C:N’den o kadar büyük ki, buna göre asla termofilik süreç başlamamalı. Oysa her yerde kopyala-yapıştır ile yazılan öğütülmüş ağaç dallarının (woodchips) 200’den büyük C:N oranı sadece tam kuru malzeme için geçerli.

Taze budanmış dallardaki C:N oranının 45’den daha fazla olduğunu düşünmüyoruz ki içinde başka hiç bir ilave olmayan bu yığının sıcak kompost süreci mükemmel bir şekilde başlıyor ve beşinci günde yanardağ gibi tepesinden duman tüterek 10-15 santim derinlikte 64 C derece sıcaklığa ulaşıyor. Bu ısıda günlerce kalan yığında, dallarda bulunması muhtemel hastalık yapıcı mantar veya bakteri kalmıyor.

Budanma sırası zeytinlere geldiğinde, önceki yığının ilk faz kompost süreci çoktan tamamlanmış oluyor. Bu yığını çuvallayıp kaldırıyoruz. Ön komposttan geçmiş bu malzeme mükemmel bir malç malzemesi. Sebze adalarına, fidanların etrafına 5-10 santim kalınlıkta yayıldığında yaz boyunca nemi muhafaza ediyor, yabani otların çıkmasını çok azaltıyor. Kışı geçirdikten sonra zaten organik madde olarak toprağa karışmış oluyor.

Malç olarak kullanmadığımız malzeme ise bir yıl boyunca soğuk kompost sürecini çuvallarda tamamlayarak  siyah torf gibi görünen toprak kokulu organik malzeme oluyor.

Sürdürülebilirlik, toprak organik maddesinin korunması çabalarında da geçerli. Herkesin bahçesini, tarlasını iyi gözlemlemesi, oradaki ekolojinin dinamiklerini iyi anlaması, yapması ya da yapmaması gerekenleri buna göre saptaması gerekir. Son bir kaç yıldır bahçemizin tamamında, ağaç aralarında yonca çeşitleri ve yabani fiğ, hakim bitki. Onları biz ekmedik, kendi kendilerini ektiler, çoğaldılar, yayıldılar. Gerektiğinde biraz biçip İrfan çayı yapmak ya da solucanlar için fermente ederek ekstra yiyecek yapmak dışında bir şey yapmıyoruz. İçleri, bol bol kertenkele, kurbağa, kirpi, biraz yılan, her türlü hayvan dolu. Hepsi dolaylı olarak bizim için çalışıyorlar. Yoncalar şimdi çiçekteler, tohum döktükten sonra çok dipten olmayacak şekilde biçip oldukları yere bırakırız, yine büyürler. Mevsim ilerledikçe başka türler de kendilerini gösterecekler, papatyalar, peşinden tilki kuyruklar vb. Yoncalardan ve diğer otlardan İrfan çayı haricinde özel olarak uğraşıp kompost yapmaya çalışmıyoruz, bahçe kendisi hallediyor.

Sadece gerektiğinde biraz biçip, öğütülmüş dal kompostundan biraz ilave ederek, lactobacillus ile solucanlar için fermente ediyoruz, bayılıyorlar. İstemediğimiz bitkiler de var elbet. Kenarlarda da olsa cüce mürverlerin çoğalması canımızı sıkıyor, yabani böğürtlenlerin olur olmaz yerlerde peydahlanması yorucu.

Bahçede ve mutfakta atık olarak görebileceğimiz şeyleri, olabilecek en az uğraşı ile en etkili olacak metodu seçerek toprağa geri kazandırıyoruz. Ağaç aralarındaki otlar dışında yıllık budama atıkları en büyük hacmi oluşturuyor, öğütülmüş dal yığınlarımızı kitapta yazıldığı gibi 3-4 günde bir alt-üst etmek gibi bir şeyi asla yapmıyoruz, yapamayız zaten, boyumuzu geçer. Öğütmek dışında ya çuvallara dolduruyoruz, ya da doğrudan kullanacağımız yere taşıyoruz. Mutfak çöpümüzü değerlendireceğiz diye gereğinden fazla zaman harcamıyoruz. Zaten yapmakta olduklarımızı biraz farklı yaparak solucanlarımıza hazır hale getirebiliyoruz. Yemek artığımız olmuyor zaten, olsa da yiyecek boğaz çok. Yumurta kabuklarını kompostun hiç bir türlüsüne asla ilave etmiyoruz. Hemen her kompost tarifinde yumurta kabuklarının komposta ilave edilmesi tavsiyesi, kompostlaşıp kalsiyum olma iddiası tamamen gerçek dışı. Ortam çok asitik (PH <3,5) olmadıkça senelerce olduğu gibi durur. Zaten kalsiyum ihtiyacı olan toprak ülkemizde çok az. Bunun yerine mahrece iade, biraz ufalayıp tavuklara veriyoruz.

Sonuçta, bölgeniz ve arazinizin özelliklerini gözeterek doğru koşulların oluşturulması biraz zaman alıyor. Sonrasında da doğanın, boşlukları kontrolünüz ya da planlarınız dışında doldurarak yarattığı ekolojiye uyum göstermek yapılabileceklerin en iyisi.

Kimler ne Yapmalı

Herkese tam olarak hitap etmese de, herkesin kendine en yakın bulduğu koşullara göre tavsiye edebileceğimiz uygulamaları yukarıdaki tabloda ifade etmeye çalıştık. En azından bir fikir verebileceğini düşünüyoruz. Çok miktarda budanan ağacı olanlara profesyonel bir dal öğütme makinasını tek başına ve komşularla paylaşımlı olarak edinmeyi tavsiye etmekle beraber, her şeye rağmen önemli bir yatırım sayılabileceği için son yıllarda uygulamasını gördüğümüz traktör ekipmanı olarak kullanılan dal parçalama makinalarını da önerebiliriz, hiç yoktan iyidir. Bu gibi ekipmanlar günlük saatlik kiralama yoluyla da kullanılabiliyorlar. Yere atılmış budama artıklarını oldukları yerde parçalayıp bırakıyor ve bu şekilde budanmış dallar daha kısa sürede toprak organik maddesine dönüşebiliyor. Başka bir alternatif de, budama atıklarını olabildiğince parçalayıp çukur ya da kanallar açarak toprağa gömmek. Bu şekilde malzemenin ayrışması daha uzun sürse de sonuçta organik malzemenin toprağa kazandırılmasıdır.

Öneriler ve bazı tarifler

Burnunuza güvenin

Burnunuz, yani koku alma duyunuz çok önemlidir. Çok hızlı bir şekilde her şeyin olması gerektiği gibi olup olmadığı hakkında anında doğru bilgi verir. Bu bakımdan bir çok laboratuardan üstündür. Fermente ederek başlattığınız kompostlarda herşeyin yolunda olup olmadığını kokusundan anlarsınız, tatlı, turşumsu bir koku alırsınız. Lactobacillus ailesi bakterilerin üretmiş olduğu laktik asitten gelir. Sıcak kompost yığınınızdaki sıcaklık yüksekken yığının sıcak yerinden bir avuç alıp koklarsanız kaplıcalarda rastlayabileceğiniz bir kokuyu alırsınız, termofilik bakterilerden gelir. Yığın soğuduktan bir süre sonra içinden bir avuç alıp baktığınızda malzeme parçacıklarının çeperlerinde kül rengi bir madde görürsünüz, kokladığınızda ise toprak kokusunu hemen ayırd edersiniz. Aslında bir bakteri ailesi olmasına rağmen biribirlerine eklenerek mantar gibi davranan aktinomisetlerden gelir. Olgunlaşmış solucan gübresinde solucan kokusunu hemen alırsınız, özellikle de solucan kullanarak balık avlama geçmişiniz varsa asla yanılmazsınız, solucan salgılarından gelir. Yanlış giden bir şey olursa da kötü kokulardan anlarsınız. Burnunuza güvenin.

Lactobacillus serum

Bu basit tarifi herkesin uygulamasını öneririz. Elde edilen serum özellikle mutfak artıklarınızın ya da varsa solucanlarınıza vermeyi düşündüğünüz azot zengini ve kolay parçalanabilir malzemelerinizi garantili bir şekilde fermente edebilmeniz için çok önemli.

Kaynar suyla, tuz ilave etmeden hazırladığınız pirinç yıkama suyunu soğuduktan sonra, pirincini süzerek 5 litrelik bir pet şişeye alın. Ağzına böcekler, sinekler giremeyecek şekilde bir bez koyup lastikle kenarlarından sıkın. Şişeyi açık havada, ağaçların, çiçeklerin arasında, gölge ve içine yağmur girmeyecek bir yere bırakın, bir hafta kadar beklesin. Bir hafta sonra kokusuna bakın, ekşimsi bir koku alıyorsanız tamamdır. Şişeye dört litre günlük süt ekleyip hafifçe çalkalayın. Bezi yine ağzına geçirip lastikleyin ve bu defa karanlık, ılık bir ortamda muhafaza edin. On gün sonra kontrol edin. Şişenin üst kısmında beyaz köpük gibi süt proteinleri, altında ise (yoğurt suyuna benzer) yeşilimsi serum ayrışmış olmalı. Yeşilimsi serumu kapaklı cam şişelere alarak buzdolabınıza koyun. Serum şişelerini buz dolabında en az bir sene saklayabilirsiniz. Süt kalıntısını da varsa tavuklarınıza verin, bayılacaklardır.

Hazırladığınız serumu kullanmak için, yine beş litrelik bir pet şişeye içinde 250 gr melas veya pekmez eritilmiş biraz klorsuz su koyun. Üzerine serumdan bir çay bardağı kadar ilave edin. Şişeyi dört litresi dolu olacak şekilde klorsuz su ile tamamlayın ve hafifçe çalkalayın. Ağzını gevşek bir şekilde (şişede oluşacak gaz rahatlıkla dışarı çıkabilmeli) kapatın ve yine ılık ve karanlık bir yerde beklemeye bırakın. Kapağın durumunu 2 günde bir kontrol edin. Dikkat, kapak kazara sıkışmış ve gaz çıkışına izin vermiyor ise şişe patlayabilir. Bu şekilde 15 gün bekledikten sonra şişede yoğun bir popülasyona sahip, fermente edici lactobacillus bakterileriyle aktif sıvı kullanıma hazırdır.

 

 

 

Lactobacillus aşılayıcı malzeme

Mutfak atıklarınızı veya fermente etmek istediğiniz azot zengini malzemelerinize, lactobacillus aşılamakta kullanabileceğiniz malzemeyi önceden hazırlayıp el altında bulundurmak size bir çok bakımdan kolaylık sağlar. Klasik bokashi yönteminde, pirinç veya buğday kepeği, hazırladığınız aktif lactobacillus sıvısı ile fermente edilip kurutulur. Fakat bu yöntem özellikle kepeğin kurutulması işleminde biraz sıkıntılı. Daha pratik ve işe yarayan bir yöntem olarak gazete kağıtlarını kullanmanızı öneririm.

Bunun için epey bir miktar eski gazeteyi şeritler halinde yırtın. Tercihan koyu renkli, deliksiz bir çöp torbasına yırtılmış gazete kağıtlarını doldurun. Bir kaba gazete kağıtlarını iyice ıslatacak miktarda hazırladığınız aktif lactobacillus sıvısından koyun, 20-30 gr kadar da ek bakteri besini olarak melas veya pekmez ekleyip karıştırın. Sonra bu sıvıyı torbadaki gazete kağıtlarının üzerine dökün ve kağıtların iyice ıslanmasını sağlayın. Torbanın içindeki havayı olabildiğince çıkararak ağzını düğümleyip, karanlık ve ılık bir yere koyun. 10-15 gün sonra torbayı açıp gazete kağıtlarını sele, süzgeç vb. gibi delikli bir kabın içerisine çıkarın, hızlı kuruması için karıştırın, biribirine yapışık kağıtları olabildiğince biribirlerinden ayırın. Seleyi dışarıda, gölge bir yerde kurumaya bırakın. Malzeme 2-3 gün içinde kuruyacaktır. Kuruyan kırpıntıları büyükçe bir kese kağıdının içine tepeleme doldurun. Bu malzemeyi gerektikçe lactobacillus aşılamak için azar azar kullanabilirsiniz. Kağıt aynı zamanda çok yüksek karbon içerir. Hem mutfak atıklarınızda hem de solucanlarınıza vermek için hazırladığınız azot zengini malzemelerde lactobacillus aşılamanızın yanısıra malzemenin karbon miktarının arttırılmasını sağlayacaktır.

Bunun yanısıra, acil durumlarda bir fısfıs şişesine doldurduğunuz aktif lactobacillus sıvısını fermente etmek istediğiniz malzemenize fısfıslayarak da aşılama yapabilirsiniz. Ancak bu işlemin bakteri aşılamakla birlikte malzemenin karbon oranına bir etkisinin olmayacağını akılda tutmalısınız. Bu durumda karbon ilavesi için hiç bir ön işlemden geçmemiş gazete kırpıntılarını ekleyebilirsiniz.

Bokashi/Fermantasyon Kovası ve Fermente Kompost

Çok basit bir şekilde kendi kendinize hazırlayabileceğiniz bu düzenek ile mutfak atıklarınızı fermente ederek biriktirebilirsiniz. En ucuzundan, iç içe geçebilir ve kapağı olan iki kova alın. İç içe geçtiklerinde alttaki kova ile üstteki kova arasında 5-10 santim kadar boşluk kalıyorsa tamamdır. Kovalardan birinin dibine 10-15 tane, her biri 7-8 mm çapında delik açın. Delikli kova içte, deliksiz altta kalsın. Bokashi kovanız hazırdır. Altta kalan kovaya ayrıca musluk takmaya çalışmayın. Taksanız bile o musluk pek bir işe yaramayacaktır. Çünkü musluğun cıvata düzeni yüzünden kovanın içindeki sıvının tamamını boşaltabilecek şekilde musluk takılamaz. Bu durumda musluksuz olması daha iyi. Her gün veya iki günde bir üstteki kovayı kaldırıp alttakinin dibinde birikmiş sıvıyı temiz bir kaba alabilirsiniz.

Kullanırken, içteki kovanın dibine biraz kırpılmış gazete kağıdı yayın. Üzerine organik çöplerinizi atın. Aralara bir tutam önceden hazırladığınız fermente edilmiş gazete kağıtlarınızı serpiştirin. Bunlardan hazırlamadınızsa normal gazete kağıtlarını kırpıntı yapıp serpiştirin ve aktif lactobacillus sıvısından fısfıslayın ve iyice sıkıştırın.

Organik çöplerinizi fermente ederken en önemli ipucu malzemenin hava almamasıdır. Fermantasyon oksijensiz ortamda gerçekleşir. Bu yüzden, özellikle henüz ustalaşmamış kişilerin uygulamada yaptıkları en büyük hata, kovanın içinde malzemenin arasında hava boşlukları bırakmak oluyor. Bunun için de, kalın bir mukavvayı kovanın ağzına göre yuvarlak bir şekilde kesip ıslatın. Islatıldığı için kovanın dar olan alt bölümüne bile kolayca uyacaktır. Çöpünüzü yukarıda anlatıldığı gibi kovaya koyduktan sonra bu mukavvayı çöpün üzerine iyice bastırın. Böylece hem çöpün içinde hava boşluğu kalmayacak hem de ıslak mukavva sayesinde yukarıdan hava almayacaktır. Var olan çöpün üzerine yeni çop ilave ederken mukavvayı kenarından kaldırıp altına ilave edebilirsiniz. Her yeni çöp ilavesinde mutlaka ya fermente edilmiş gazete kırpıntılarından serpiştirmeyi ya da normal gazete kağıdı ilavesiyle bakteri fısfıslamayı ve sıkıştırmayı atlamayın. Bir kova, normalde bir ailenin bir haftalık organik çöpü için yeterlidir. Kovadan aldığınız koku hiç bir zaman kötü çöp kokusu değil, hafif tatlımsı, turşu kokusuna benzer bir koku olmalıdır.

Bunların hiç biri yapılamıyorsa Apartmanda Kompost yazısındaki tarifler uygulanarak işler daha da basitleştirilebilir.

Sıcak Kompost

Sıcak kompost başlatmayı sadece yeterince öğütülmüş taze budama atıklarınız varsa ya da sıvısı alınmış hayvan gübreniz oluyorsa öneriyorum. Başka bir anlatımla, sıcak kompost yapacağız diye, azot zengini ve karbon zengini malzemeleri bir araya getirip yığın hazırlama işine kalkışmanızı önermiyorum, özellikle de bizim gibi, ek maliyet getirmeden kullanabileceğiniz fazladan işgücünüz yoksa hiç önermiyorum. Bunun yerine elinizdeki malzemelerle yapılabileceklerden bir önceki bölüm ve bu bölümde söz ettik.

Soğuk Kompost

Bir önceki yazıda oldukça detaylı olarak anlattığımız soğuk kompost süreci, yaptığınız kompost her nasıl başlatılmış olursa olsun gerçek komposta dönüşmek üzere olgunlaşma sürecidir. Bu süreci çok farklı ortamlarda sürdürürebilirsiniz. Varsa kompost kaplarınızda, açık havada gölge bir yere konmuş çuvallarda, olduğu yerde yığın olarak, hepsi mümkündür. Yaz aylarında kurumaması için sık sık nemlendirmek gerekir.

Bahçedeki otlar, örtü bitkileri

Söz konusu olan meyve bahçesi, zeytinlik vb. gibi büyük bahçeler ise ağaçlar arasında çıkan asalak olmayan muhtelif otlar dostunuzdur. Çok büyüdüklerinde biçip oldukları yerde bırakmak hem toprağın korunması hem de organik maddenin arttırılması bakımından çok faydalıdır.

Önceki yazı: Karbon, Karbon Hasatı, Organik madde ve Kompost – Bölüm 3 (Kompost)

Not: Karbon, Organik Madde, Kompost ve Sürdürülebilir Kompost olmak üzere dört bölümden oluşan bu yazı dizisi, 5 Mayıs 2018 günü düzenlediğimiz Kompost etkinliğinin bir özetidir.

 

 

 

 

Tags:

16 Responses to “Karbon, Karbon Hasatı, Organik Madde ve Kompost – Bölüm 4” Subscribe

  1. İdris 30/05/2018 at 00:10 #

    Yine yürek dolusu, tecrübenin süzgecinden geçmiş bilgi…emek …özveri…paylaşım…

    Yüreğinize …elinize sağlık…

  2. g.c. 30/05/2018 at 09:41 #

    Bu yazı komposta farklı bir bakış açısı kazandıracak nitelikte olmuş. Yeni söylemler ve basitleştirilmiş tarifler içeriyor. İnsanı denemeye sevk eden, harekete geçirici bir yazı olmuş. Öncelikle yazanın, derleyenin, deneyimleyip sonuçlarını paylaşan herkesin ellerine sağlık.

    Kompost konusunda nereye baksam yazınızın başında belirtildiği gibi katlar halinde C:N dengesi korunmaya azami gayret gösterilen yöntemler görüyor idim. Yine benzer şekilde yumurta kabukları ile ilgili uyarınızı daha önce farklı bir kaynakta okumadım. Okuduklarımın hepsi kalsiyum katkısı için yumurta kabuğunu önermekte idi.

    Küçük ölçekte Lactobacillus serumu ile sanırım artık başlama zamanıdır.

  3. Ercan 30/05/2018 at 10:02 #

    İnanılmazsınız..
    Tebrikler

  4. Metin BAYKARA 30/05/2018 at 10:26 #

    Merhaba, mükemmel özet ve anlaşılır bir yazı olmuş. Elinize emeklerinize sağlık. Bizleri aydınlattığınız için teşekkürler. Sağlıcakla kalın.

  5. Semiha 31/05/2018 at 00:39 #

    Merhaba,
    Yararli bilgileriniz icin cok tesekkurler. Ceviz bahcemiz budaninca cokca dal cikiyor. Dal ogutme makinasi almayi dusunuyoruz, tavsiye edebileceginiz bir marka var mi? Saygilar

  6. Zeynep Kavi 31/05/2018 at 11:50 #

    Merhabalar,

    Çok tesekkurler bu çok kıymetli bilgileri için, 5 mayıstaki eğitiminize katılamadığım icin cok hayıflanmıştım, çok mutlu oldum paylaştıgınıza…

    Bahsettiğiniz, 1 cay bardağı serum ile hazırladıgımız 4 litre aktifleştirilmiş sıvıyı hangi şartlarda ne kadar saklayabiliriz ?

    Bu ölçüleri uygun ölçekte küçülterek, örnegin 4 de bir ölçüde kullanarak daha az miktarda da aktifleştirmek mümkündür değil mi?

  7. Gına geldi 31/05/2018 at 13:55 #

    Ücretli 1-2 günlük kompost kursları, makaleler, termofilik, mezofilik bakteriler, C:N oranları havada uçuşuyor. Kompost, kompost kompost artık midem kaldırmıyor. Dağayı hiç anlayamamış insanlığın her şeyi ne kadar zorlaştırdığının bir formülü gibi sürekli karşıma çıkıp duruyor. Toprağa organik madde eklemeye çalışmak için bütün bunca saçma arayışlarınız. Zararlı bakteri diye bir şey olmadığını her şeyden en fazla verim elde etmenin sürdürülebilirlikle alakası olmadığını ne zaman anlayacaksınız? 60 derecede zararlı bakteriler mantarlar ölüyormuş nereden bildin zararlı olduğunu? Tanrıcılık oyunlarınıza son verin artık, doğayı anlamaya çalışmaktan vazgeç artık insan evladı çünkü bunu anlayacak kapasiteye sahip değilsin. hangi bitkinin birbiriyle kardeş olduğuna bile sen karar veriyorsun yapma bunu. Kompostlaştırma sırasında öldürdüğün onca mantar bakteri zaten bitkinin esas ihtiyacı olacak sürecin ta kendisiyken, bu süreci mezofilik ve termofilik bakterillerle sabote ederek elde ettiğin organik maddenin sürdürülebilirliği yok, anla bunu ve kompost yapmaktan vazgeç. Elindeki organik maddeyi git bir yerlere at ya da göm ve üzerine de bitkini dik, depolamaktan vazgeç. Doğayı hasta etmeyin. Makineyle falan da uğraşma boşuna emeğine, yaptığın gürültüye, yaydığın zararlı gazlara ve harcadığın paraya değmez. Doğa can çekişirken hep kendiniz için bir şeyler üretme çabanızdan dolayı çok kızgınım hepinize sert olduysa affedin.

    • Meyvelitepe 31/05/2018 at 18:10 #

      Kuvvetli bir eleştiri. Burada ve bu yazının altında olduğuna göre doğrudan bize bir eleştiri diye algılamak durumundayım. Dört bölümlük yazı dizisini okuyup okumadığınızdan da emin olamadım. Okumuş olsaydınız yorumunuzda yazdığınız pek çok şeyi öyle yazmazdınız diye düşünüyorum. Öte yandan bu eleştiriyi yaparken bulunduğunuz yer bizim solumuz mu yoksa sağımız mı pek çıkartamadım. Daha önce soldaymış gibi görünüp aslında sağda olan bir çok kişiyle karşılaştım. Söz gelimi, organik tarımı, kullanılmasına izin verilen az miktardaki inorganik malzeme için (örn. potasyum bikarbonat-kabartma tozu) yerin dibine sokmaya çalışan ama bahçesine yılda 7 defa zehirli sentetik pestisit uygulayanlar olmuştu.

      Siz de, halihazırda karnınızı arayıcılık ve toplayıcıkla doyurmuyorsanız bizim solumuzda değilsiniz.

      Yazınızın başlığı “gına geldi”. Neden gına geldi? Muhtemelen her yerde düzenlenen kompost kurslarından, kompost başlıklı yazılardan vb. Buna biz de kısmen katılırız. Biz de, basmakalıp bilgilerin her yerde kopyalanıp yazılmasından hoşlanmıyoruz. Fakat biz, naylon torba dağlarından, patlamaya hazır çöp yığınlarınan, 407 ppm’i geçmiş havadaki karbondan, her yıl doğaya bırakılan on binlerce ton zehirli pestisitden, sizin aksinize daha çok rahatsızız. Öyle ki, basmakalıp kompost bilgilerini bile öpüp başımıza koyarız. Negatif nefretinizi kusmak için sizce belki doğru bir yerdir, belki de değildir bilemiyorum.

      Bizim ilk ve son, insanlarla yüzyüze etkinliğimiz 5 Mayıs 2018 günü oldu. Bir ikincisi de olmayacak. Etkinliğe katılan insanlara basmakalıp kompost bilgisi vermek yerine 10 yıllık deneyimimizden edindiğimiz, gereğinden fazla işgücü gerektirmeyen basit ve faydalı bilgileri, biraz da ezber bozarak aktardık. Sonunda da solucan dağıttık. Kursa katılanlar, dezavantajlı bireyler için çalışan bir derneğe cüzi bir bağış yaptılar. İlk bağışı da biz yaptık. Bunu da yapma amacımız, solucanların satılan değil paylaşılan canlılar olması yönünde bir mesaj vermekti. Bunun dışında tüm yazılarımız başından buyana halka açıktır. İsteyen okur anlar, isteyen okumaz, isteyen de okumadığı halde okumuş gibi yapar, bizi ilgilendirmez. Yazılarımız halka açık diye her yazıyı, hele hele sizi rahatsız eden yazıları görmeniz de gerekmiyor.

      Zararlı bakteri diye bir şey olmadığını, bunun bizim uydurmamız olduğunu iddia ediyorsunuz. Ben size bir bakteri bir de mantar söyliyeyim. Biri “erwinia amylovora”, diğeri de “Venturia pirina”. Bunların zararı doğrudan bize değil, sadece ağaçları öldürür. “Öldürürse öldürsün, size ne” gibi bir yanıtınız olacaksa, gerçekten karnınızı toplayıcıkla ve avcılıkla doyuruyorsanız kabul edebilirim. Aksi halde kesinlikle samimi değildir.

      Her şeyden en fazla verim elde etmenin sürdürülebilirlik olduğunu hiç iddia etmedik, nereden çıkardınız? Doğayı anlamaya çalışmaktan vazgeçmemizi, kapasitemizin yetersiz olduğunu ifade ediyorsunuz. Ömrümüz sonuna kadar, ne yaparsak yapalım, doğayı tüm yönleriyle anlamaya ne zamanımızın ne de kapasitemizin yetmeyeceği konusunda hemfikiriz. Size göre, bu böyle diye teşebbüs dahi etmemeliyiz, değil mi? Siz okula gittiniz mi? Yorum yazabildiğinize göre en azından ilkokula gitmişsinizdir. Niye gittiniz? Dünyadaki bütün bilgiyi öğrenip algılamaya kapasiteniz var mı?

      Başka bir şey, hangi bitkinin biribiriyle kardeş olduğuna benim karar verdiğimi yazmışsınız. Bunu nereden çıkardınız? Biz böyle bir şey söylemedik. Kimin kiminle hangi koşullarda kardeş olacağına kendileri karar verirler. Biz sadece gözleriz.

      İkide bir sıcak kompostun mezofilik, termofilik süreçlerine atıf yaparak bizi eleştirdiğinizi düşünüyorsunuz. Buradan da yazılarımızı okumadığınızı ya da anlamadığınızı bir kez daha düşünüyorum. Kompost denilince basmakalıp bir şekilde sıcak kompostun anlaşılmasına biz de karşıyız. Önceki yazıda epey detay vardı. İnsanların azot zengini ve karbon zengini malzemeleri bir araya getirip sıcak kompost yapmaya çalışmalarını da önermiyoruz. Bu yazıda açıkça yazıyor. Tek önerdiğimiz, taze dallardan ve varsa hayvan gübresinden, başka hiç bir şeyle karıştırmaya kalkmadan, kendi kendine olacak kompost.

      Elindeki organik maddeyi bir yere at, ya da göm (kocaman çukur kazmaya üşenmezsen) uygulanabilecek yöntemlerden biri. Yazıda yazıyor.

      Şimdi de ben bir kaç şey sorayım. Sorayım diyorum çünkü sizin ne yaptığınız hakkında hiç bir fikrim yok. Şehirde mi yaşarsınız, köyde mi, dağ başında ıssız bir yerde mi, karnınızı nasıl doyurursunuz bilmiyorum. Yazdıklarınıza bakarsak hiç bir yiyecek maddesini ne marketten ne de pazardan almadığınızı, hatta, varsa bir bahçeniz varsa orada da herhangi birşeyi ekip dikmediğinizi var saymam gerek.
      Ülkedeki tarım arazilerinin ortalama organik maddesinin 1,59 olmasına ne diyorsunuz? Ben zaten tarıma da, yiyecek üretilmesine de karşıyım diyebilirsiniz. Hiç bir belediye çöplüğünün yakınında bulunduğunuz mu? Oralardan çıkan devasa hacimli sera gazı (metan) hakkında ne düşünüyorsunuz? Buna da “ben çöplüğe de karşıyım, herkes çöpünü kompost da yapmasın, sokağa atsın diyebilirsiniz. Doğa can çekişirken bir şeyler yapma çabamıza da karşıymışsınız. Belki de sizce kısa yoldan doğa ölüp kurtulmalı. Elbette, doğa hiç zaman ölmez sadece bizi unutur.

      • Gına Geldi 04/06/2018 at 13:31 #

        Sizi yorumumdan dolayı incittiğim için afedersiniz. Cevabımı doğanın insanlığa bir cevabı olarak değerlendirirsiniz diye ummuştum. Alp Bey e katılıyorum. Sakın ola benim yüzümden MORALİNİZİ falan BOZMAYIN !. Doğanın solunda yer alıyorum ve her gün keşke ağaç olarak bu dünyaya gelseydim diye pişmanlık içerisinde yaşıyorum. Sevgiyle kalın.

        • Meyvelitepe 04/06/2018 at 14:45 #

          Yorumunuzun bizleri incittiği filan yok. Bunun için yazılanları okumuş ve anlamış, tutarlı ve bilgiye dayalı yazmış olmanız gerekirdi ki, bundan da incinmez, belki bilmediğimiz bir şey öğretmiş olacağınız için mutluluk duyardık. Fakat öyle değil maalesef. Yazdığınızı “doğanın insanlığa cevabı olarak değerlendirmemizi ummuşsunuz”, çok iddialı bir kimlik adına yazmışsınız. Bize “doğayı anlamaya çalışmayın” derken kendinizi doğanın yerine koyuyormuşsunuz meğer. Fakat siz, doğayı anlamanın da ötesinde doğanın adına konuşacak yetkiyi hakkediyor musunuz acaba? Bizler, bu kapasitesiz halimizle doğanın durumunu olabildiğince bilgiye ve deneyime dayalı izlemeye çalışıyoruz. Yazı dizisinin birinci bölümüne de bir bakıverin, gidişatı gösteren bilgiye anlaşılır ve ölçülebilir referanslar verdik.

          Bulunduğunuz yer, bizim bulunduğumuz yerin solunda mı, sağında mı derken, aynen okunup anlaşıldığı gibi sordum. Doğanın solu-sağı yoktur. Bakış açınız ve fiilen yaşamakta olduğunuz yaşam tarzı açısından bulunduğunuz yer ile ilgili bir şey söylenebilir. Lafta ne söylediğinizin dışında, şu anda nerede ve nasıl yaşadığınız, karnınızı fiilen nasıl doyurmakta olduğunuz gerçek konumunuzdur. Size önceki cevabımda söylediğim şuydu. Şu anda doğanın içinde, doğaya hiç müdahalede bulunmadan, hiç bir etki yaratmadan, doğadan topladıklarınızla karnınızı doyuruyor durumda değilseniz yazdığınız her iki yorumdaki ifadeleriniz sizi yansıtmamaktadır, üstlendiğiniz, hakketmediğiniz kimlik hakkında da konuşma yetkiniz olamaz. Hele ki, karınca kararınca da olsa, insanın doğaya olan olumsuz ve yıkıcı etkilerinin azaltılması, yaşamak için olabildiğince doğanın korunma gayretlerine “doğa” adına ültimatom vermeniz tuhaf olmuş. Bu gibi yaklaşımlarla ilk kez karşılaşmıyorum. Bu yüzden ibretlik olsun diye yayınladım.

          Ha, sonunda doğa, insan dahil bir çok canlı türünü tükürüp envanterinden temizleyecek, bu kesin.

          • Gına geldi 05/06/2018 at 09:09 #

            Kuzey yarım kürede Kutup yıldızına bakıp kollarınızı iki yana açarsanız sol kolunuz batıyı gösterir ve dünya (doğa) batıdan doğuya doğru devinir ve bu doğanın sürekliliğini ifade eder, benim için de bir yaşam felsefesi olarak sürdürülebilirliğini. Solundayım yani batısındayım derken doğa ile aynı ritimde olmanın bilincinde olduğumu ifade etmek istemiştim. Motorlu araç, telefon ve poşet kullanmıyorum, her gün şehir trafiğinde ciğerlerimde ağır metallerin toplandığını bile bile 10 yıldır her gün işe bisikletle gidip gelirken aslında doğaya ve insanlığa karşı kendi dürüstlüğümü test ediyorum. 6 dönüm gıda ormanına dönüştürmeye çalıştığım bir arazim ve içinde 2 adet kendi halinde kovanım var. Kompost yapmayı 2 yıl önce bıraktım. Çünkü sürdürülebilir değil, sevgiyle kalın.

    • ALP GÜVEN 02/06/2018 at 12:41 #

      Meyvelitepe Üşenmeden cevap vermiş. Biraz da ben yazayım dedim.
      muhtemelen GINA GELDİ diye yazan bu arkadaş Hayatında çiftçilikle uğraşmamış. sadece Permakültür kitapları okumuş, videolar izlemiş ve kendine göre bir izlenim çıkarmış.

      Belki de dedikleri doğrudur, hiç insan müdahalesi gerekmeyebilir. ama şu an ki dünyamızda bu mümkün değil.
      ben 55 dönüm bir zeytinlikte çiftçilik yapmaya çalışıyorum. Arazime organik ilaçlar dahil hiçbir şey sokmuyorum.

      Ama tek geçim kaynağım bu değil. bu yüzden biraz daha rahat hareket edebiliyorum. bu işten geçimini sağlayan binlerce çiftçi var. onların mahsulünü herhangi bir zararlının tüketmemesi için elinden gelen her şeyi yapacaktır. en ağır kimyasallar dahil. Çünkü hayatı tarlasından alacağı kurtsuz, çürüksüz marul, domates , yonca vs. bağlı.

      Eğer bu insanlara bir ürününü kimyasal kullanmadan yetiştirebilecek ve bu insanlara para kazandırabileceğin bir yöntemin önerin varsa;
      başımın üstünde yerin var. yolundan giderim.
      Ama bunun için alternatif bir şey yapmaya çalışan insanlara çok bir şey biliyormuşsun gibi eleştiri yapmaya çalışılmasını direkt küfür kabul ederim.

      Kendisi ile hiç tanışmadık ama Meyvelitepe’nin emeğine çok büyük saygım var.
      Sakın ola bunlar yüzünden MORALİNİZİ falan BOZMAYIN !
      Sizin gibi insanlara çok ihtiyacımız var. BU çiftçileri toprağı ancak bu çalışmalar sayesinde kurtarabiliriz.

      benim de en büyük hayalim çiftçilere bu kimyasalları kullanmadan çiftçilik yapılabileceğini para kazanılabileceğini göstermek. Bunu önce kendim başarmalıyım ki önlerine somut bir şey koyabileyim.

      Zeytin ağacında halkalı lekeden bir tane yaprak kalmadığında ne yapacağını düşünürken bu şekilde DOĞAYA BIRAK, DOĞADAN DAHA MI İYİ BİLİYORSUN gibi çok bilmiş laflar edemiyorsun.
      bir tarafın Çok yiyorsa çiftçilerin kıvırcıklarını zararlılar yerken bu şekilde akıl ver.

      Eli öpülesi insanlara affedin deyip atıp tutma.

      Meyvelitepe yazmış ki ,
      arayıcılık toplayıcılıkla karnını doyuruyorsa ,
      bu şekilde dahi olsa yazdıklarına saygı duyamam.
      bu insanların emekleri olmazsa arayıp bulacağın bir şey kalmayacak zaten

  8. Kürşat 01/06/2018 at 05:00 #

    Bir yanda karanlıkta ışık saçan, bu ışığı hasbelkader görebilenlere ilham veren, geleceğe yönelik umutların diri kalabilmesine vesile olanlar, diğer tarafta ise ortamı zehirleyerek yeşeren umutların filizlenebileceğine olan inancımızı zedeleyenler… Umuyorum ve diliyorum ki, ikinci kategoridekilerin toplumumuzdaki oranı azınlıkta olsun. Aksi halde geleceğimiz hakkında ümitvar olabilmek çok zor olacak.

  9. Levent 01/06/2018 at 11:07 #

    Verdiğiniz değerli bilgiler için teşekkürler. Bana göre herşeyin başında anlamak ,en azından anlamaya çalışmak olmalı .

  10. Çiçek Fidanboy 26/08/2018 at 22:05 #

    Harikasınız, hobi ziraatci, aslen tıp doktoru olarak, en muhteşem blog a rastlamanin hoşlugu içindeyim.. Bu arada prina dan yararlanamaz iyim diye araştırırken rastladım buraya.. Çilek için solucan gübresi ve prina kullansam?

    • Meyvelitepe 27/08/2018 at 00:57 #

      Yazılarımız faydalı olduysa ne mutlu bize 🙂

      Prina’yı olduğu gibi kullanamazsınız, bitkiler için toksiktir. Kullanabilmek için uzun süreli bir kompost sürecine sokmanız ve tam anlamıyla kompostlaştırmanız gerekir.

Leave a Reply

Yine Zeytin Lezzeti

Bahçemizdeki Karamürsel-Su çeşiti zeytinleri iyice kararmadan toplayıp kalamata yapmak üzere salamuraya koymuş, Samanlı çeşitini ise iyice olgunlaşıp biraz su kaybetmesi […]

Zeytin Zamanı – 5

Aralık başı itibarıyla tüm zeytinler toplandı. Havalar uygun olsaydı dostlarımızı da davet edip zeytin toplama şenliği düzenlemeyi düşünüyorduk ama olmadı. […]

Hurma Zamanı

Geçen yıl hurma ağacımızdaki meyveleri toplamış, eşe dosta dağıttıktan sonra geriye kalan 150 kg kadar meyveyi ziyan olmasın diye yardımcımıza […]

Hurmayı kurutsakta mı saklasak…

Cevizler, kestaneler, zeytinler, inşaat işleri, bahçe bakımı ile ilgilenirken, hiç bir şey beklemeden sessizce meyvelerini sunan sevgili Hurma ağacımızı hakettiği […]

“Afedersin Kalamata”

22/11/2007 Üvez, kestane derken, hasat sırası gözümüz gibi baktığımız zeytinlere geldi. Köyde hemen herkesin bir zeytin bahçesi ya da bahçesinde […]