H asat zamanındayız. Her gün yapılacak binlerce iş var, yetişmeye çalışıyoruz. Yorucu ve yoğun bir dönem olmasına karşın, tüm bu uğraşların sonuçlarını şaşırtıcı ve olağanüstü buluyoruz. Bugünlerde iki güne sığdıramayacağımızı düşündüğümüz işler nedeniyle Meyvelitepe’de biraz daha fazla zaman geçiriyoruz. Bir kaç çok elzem eşya bulunan evimizde adeta kamp yapıyoruz.

Geçtiğimiz hafta önce yeğenimiz sonra da kızımız geliyor yardıma. Cevizler toplandı, yeşil kabuklarından ayıklanmaları gerekiyor. Cevizin yeşil kabuğu yaman bir boya içeriyor, eldivenler fayda etmiyor, eller yine de boyanıyor. Kızım zencilerin ellerinin bile daha beyaz olduğunu söyleyerek güldürüyor beni.

Hava durumu yağmur geleceğini söylüyor, olgunlaşmış güveyfenerlerinin yağmurla ıslanmadan toplanması gerekiyor. Sepetlerimizi, çantalarımızı ellerimize alıp kızımla bahçeye iniyoruz. Pek çok şey gibi güveyfenerleri de şaşırtıyor bizi. Bir yandan olgun güveyfenerlerini toplarken bir yandan da sohbet ediyoruz. Her biri, tek tek özenle paketlenmiş meyvelerin çin fenerlerine benzeyen olağanüstü, incecik, sağlam kabuk tasarımlarını inceliyoruz. Mini kağıt fenerler biçimindeki her bir kabuğun içinde üzüm gibi bir meyve saklı. Geçen yıldan biliyoruz ki bu incecik pelerin meyveyi çok uzun bir süre taptaze tutabiliyor. Sanki her bir meyve Tanrı’dan bir hediye, sanki her birine gönül gözüyle bakanlar için adeta birer de minik kart iliştirilmiş:Tanrı’dan Sevgilerle…

 Güveyfeneri adıyla andığımız meyvenin hemen her kültürde olduğu gibi bizde de birden çok adı var. Örneğin köyde “yer kirazı” diyorlar. İngilizce’de aynı anlama gelen “ground cherry” adından geliyor olmalı. Öte yandan ağaçlar nette hem güveyfeneri hem de muhtemelen “gooseberry” adından yola çıkılarak “kaz üzümü” olarak anılıyor. İngilizce’de tamamen farklı bir aileye mensup olan “gooseberry“e  benzerliğinden ötürü “cape gooseberry” adını da alıyor. Türkçe’de “gooseberry” “bektaşi üzümü” olarak adlandırılıyor, “cape gooseberry” ise “pelerinli bektaşi üzümü“. Bir de çin fenerlerine benzetildiği için, bu anlama gelen bir adı da “chinese lantern.” Liste epey uzun, güveyfenerlerinin bizde bilinen bir kaç çeşidi var biri yabani olarak da yetişen canlı, kırmızımsı turuncu kabuklu olanı ve çin/japon feneri adıyla da anılan “physalis alkekengi,”  diğeri sarı kabuklu, olgunlaştığında yeşilden turuncuya dönüşen, çekirdeksiz minik üzüm büyüklüğünde meyveler veren  “Physalis peruviana,”  bir de marketlerin egzotik meyveler bölümlerinde görülen dev güveyfenerleri (giant cape gooseberry) var. Aslında her biri çok kalabalık bir ailenin fertleri, akraba olmalarına karşın çok farklı etkileri var, ancak bu bitkilerin isimleri konusunda dünya çapında bir kargaşanın hüküm sürdüğü de araştırma sırasında ortaya çıkıyor.

 

 

 

 

Dünyanın farklı bölgelerinde meyveleri için yetiştirilen dört türü mevcut:”Physalis  peruviana” altın çilek (cape gooseberry, uchuba) ve “Physalis pruinosa,” yer kirazı (ground cherry, husk tomato) reçellik olarak tüketilmekte; Physalis alkekengi L. (Chinese lantern) süs amaçlı; ve Physalis ixocarpa (tomatillo, tomate de cascara) sos sebzesi olarak kullanılmakta.

Burada bizi ilgilendiren haliyle bahçemizde bulunan ve güveyfeneri adıyla andığımız “Physalis peruviana ve pruinosa” Güney Amerika, And dağlarında çok eski zamanlardan bu yana, yaygın olarak yetişen bitkinin meyveleri üzüm gibi küçük, ananasa benzer bir lezzete sahip. İnka yemişi olarak da tanınıyor (kaynak: Veitmeyer 1991). Hatta ünlü İnka medeniyeti halkının yaklaşık 3000 metre yükseklikteki And dağlarındaki zorlu doğa koşullarına güveyfeneri ve buna benzer “süper” yemişlerle ayak uydurduğu da iddialar arasında.


(Physalis Peruviana)

Taze veya pişmiş olarak tüketilebilen güveyfeneri meyvelerinin, şekerle birlikte jel oluşturma özelliği olan pektin bakımından zengin olmaları nedeniyle tart ve jölelerde harika sonuçlar verdiği söyleniyor. Ayrıca taze meyvelerin kabuklarının kanat gibi açılıp sap haline getirildikten sonra eritilmiş çikolataya batırıldığını da anlatan kaynaklar gözlerimizin önüne acımasızca iştah açıcı görüntüler getiriyor. Neyse ki tatlıdan uzak durmaya çalışan biz garipler için de bir kullanım alanı var, özellikle etlerle harika bir lezzet yaratıyor. Örneğin sade yağsız tavuk göğsü ızgarasını muhteşem bir ziyafet yemeğine dönüştürebildiğini bizzat tecrübe etmiş bulunuyorum. Ayrıca taze fasulye gibi, içine azıcık şeker katılan zeytinyağlı yemeklerde de o azıcık şekerin yerini güveyfenerleri aldığında sebzeler pek bir neşelenip lezzetleniyor. Dalında olgunlaşan meyvelerin en çok meraklısı olanlar da yemek üstadı şeflermiş, bizden söylemesi.

Harika reçelleri yapılabilen meyve A, B ve C vitamini bakımından zengin olmakla kalmayıp karoten, fosfor ve demir bakımından da epey iddialı. Bir de C vitaminin emilimini kolaylaştıran, özellikle diş eti kanaması olanlara iyi gelen P vitamini içeriyor. Salatalarda ve kokteyllerde pişirmeden, taze olarak tüketilebiliyor, üzüm gibi tane tane atıştırılabiliyor.

 

Yalnızca yiyecek olarak tüketilmekle kalmayan güveyfeneri bitkisel tedavi literatüründe geniş bir yere sahip. Amazon yağmur ormanlarının yerlileri tarafından da tüketildiğini kanıtlayan bilgiler mevcut. Gezgin kaşifler tarafından tüm dünyaya yayılan meyvenin ticari olarak yetiştirilmesi hep sınırlı kalmış. Orta ve Güney Afrika, Avusturalya, Yeni Zelanda ve Hindistan’da da küçük ölçekte üretilmeye çalışılmış ancak büyük bir ticari başarı pek yakalanamamış. Günümüzde ise fakir topraklarda bile kolaylıkla yetiştirilebilmesi, işleme, gübre ve su ihtiyacının az olması gibi nedenlerle cazip bir tarım ürünü haline gelme yolunda ilerliyor. Özellikle antioksidan ürünlere ve bitkisel tedavi çözümlerine
artan ilgi dikkatleri “süper yemiş” grubunda yer alan bu meyveye de
çekmekte. Ancak meyveleri mekanik yöntemlerle toplandığında zarar gören güveyfenerleri el ile tek tek toplanmalı. Bu nedenle işgücünün pahalı olduğu ülkelerde ticari olarak pek tercih edilmiyor. Örneğin, Kuzey Amerika’ya Güney Amerika’dan ithalinin daha ucuza çıktığını ve böylece “adil ticaret” (fair trade) akımının da desteklendiğini okudum. Halen Peru,Brezilya ve Kolombiya’da bitkisel tedavi amaçlı olarak yetiştiriliyor.


(Physalis Alkekengi)
Dikkat! Fotoğraftaki bu çeşit zehirlidir, sadece süs ve medikal amaçla kullanılır

Peru’nun bitkisel ilaçlarından biri olup “mullaca” olarak da adlandırılan bitki astım, bakteri enfeksiyonları, diabet, kulak ağrıları, hepatit, doğum sonrası enfeksiyon, ağrılı şişlik ve iltihap, kaşıntı, sarılık, karaciğer problemleri, sıtma, romatizma, cilt hastalıkları, idrar söktürücü olarak ve bağırsak parazitlerine karşı kullanılmaktaymış. Bu listeyi görünce neden süper yemiş dendiğini bir kez daha anlıyoruz.

Liste uzadıkça uzuyor, Brezilya, Orta Amerika, Kolombiya, Trinidat, Surinam, Japonya, Tayvan geleneksel tıplarında bu bitkiye yer veriyor. Genel olarak, güveyfeneri (Physalis peruviana) astım, bakteri enfeksiyonları, çıbanlar, kanser, doğum, cilt hastalıkları, ishal, idrar sökücü, ödem önleyici, balgam söktürücü, göz enfeksiyonları, bayılma, ateş, kan dindirici, doğurganlık artırıcı, ağrılı şişlik ve iltihap, lösemi, sıtma, bulantı, ağrı, tümör (testislerde), cilt hastalıkları, sindirim sistemi problemleri gibi hastalık ve sorunlara karşı ve ayrıca antiseptik olarak kullanılıyor. Dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı var: physalis peruviana’nın aksine örneğin physalis alkekenginin düşüğe sebep olduğu belirtiliyor ve bu koyu kırmızımsı turuncu kabuklu türden özellikle hamilelerin kaçınması gerektiği belirtiliyor.  

Güveyfenerinin “physalis peruviana” türünün kanser ve lösemi önleyici etkilerine ilaveten çeşitli araştırma gruplarınca anti bakteriyel ve antiviral etkileri de teyit edilmiş. Güney ve Kuzey Amerika’da bakteri ve virüs kaynaklı enfeksiyonlarda, kanser ve lösemi hastalarında uygulanmakta olan tedaviye ek olarak şifalı bitki uzmanlarınca bu meyve kullanılmaktadır.  Dilimlenerek 1/4 litre rom içerisinde yedi gün bekletilen üç adet “physalis peruviana” kökü ile elde edilen içeceğin bal ilavesiyle günde iki kere, 60 gün içildiğinde diyabeti tedavi ettiği öne sürülüyor. Ayrıca Meksika’da “Physalis ixocarpa Brot. ex Hornem.” türü çiçeğinin çanak yapraklarının kaynatılmasıyla yapılan ilacın diabeti  iyileştireceği söyleniyor.Tüm bu tarifler ne yazık ki yalnızca “kocakarı ilacı,” henüz bu konuda bilimsel bir araştırma olmadığı için  hassas dengelerle seyreden diabet gibi rahatsızlıklarda doktora danışmadan asla kullanılmamalı.

Ne yazık ki, bilimsel araştırmalar bitkinin geleneksel olarak kullanıldığı alanların yalnızca çok kısıtlı bir bölümü ile sınırlı kalmış, özel bir biçimde damıtıldığında antioksidan olarak ve iltihaba karşı belli ölçüde etkili olduğu belirlenmiş.



Güney Amerika’dan yola çıkıp neredeyse tüm dünyayı dolaşan ve gün gelip bahçemize de uğrayan bu güzel ve leziz bitki yalnızca özenle hazırlanmış paketlerle sunulan bir meyve olmakla kalmıyor, içerisinde yoğun şifalar da taşıyor. Bu meyve ve diğerleri bize, tohumları özenle korunacakları ortamlara yerleştiren yüce Tanrı’nın, içine hayatın özünü sakladığı her şeye ve dolayısıyla insanlara da ne kadar çok değer verdiğini bir kez daha hatırlatıyor. Bu harika hediye ve her şey için minnetle eğiliyoruz: “Teşekkürler Tanrım.”

GÜNCELLEME: Yazıda dev güveyfeneri adıyla anılan ve en üstteki fotoğrafta görülen meyve, halk arasında artık “altın çilek” adıyla biliniyor. Çekirdeksiz üzüm boyutlarında, açık sarı meyveli olan ise “yer kirazı” adıyla tanındı.

 

Kaynaklar:

http://www.hort.purdue.edu/newcrop/morton/cape_gooseberry.html
http://herbalguides.com/guides/cape-gooseberry
http://www.crfg.org/pubs/ff/cape-gooseberry.html
http://bahcevan.com/surprizli-cicek-physalis-alkekengi-yabani-biber-milliyet-vitrin
http://beonliving.com/global-good/article/152-lost-crops–the-real-incan-gold
http://drdaymaker.com/LiteratureRetrieve.aspx?ID=21401

Tags: , , , , , , , , , ,

20 Responses to ““Tanrı’dan Sevgilerle…”” Subscribe

  1. pembecikolata 11/09/2009 at 23:51 #

    Sürekli öğreniyorum sizden, harikasınız:)
    Fotoğrafları incelemesi ise ayrı bir zevk!!!
    Kolay gelsin,bereketli hasatlar…

  2. ahmet salih 12/09/2009 at 16:40 #

    elinize, yüreğinize sağlık ,konuya attığınız başlık mükemmel.çalışmalarınızda başarılar. physalis peruviana bitkisi tek yıllık mı? çok yıllık mı? bilgilendiriseniz sevinirim.

  3. Coşkun 13/09/2009 at 21:18 #

    Selamlar,
    Yabani güvey fenerini(physalis alkekengi) dağlarda görüp fotoğraflarını bile çektik. Adını bilmeden.
    Sonra sayenizde yenilebilir(Sarı renkli) olanını öğrendik. Yazınızda çok güzel olmuş. Teşekkürler…
    Yolunuz açık olsun…

  4. Meyvelitepe 14/09/2009 at 00:07 #

    Çok teşekkürler güzel dilekler için.
    Physalis peruviana tek yıllık, her yıl yeniden ekilmesi gerekiyor.

  5. Meyvelitepe 15/09/2009 at 00:11 #

    Ahmet bey, teşekkür ederiz.
    Physalis peruviana bitkisi bizim bölgemizde tek yıllıktır.

  6. Alev 15/09/2009 at 23:46 #

    Sevgili Meyvelitepe,
    Thai canavarları müthiş.Dediğiniz gibi dikkatli kullanmak gerek. Gerçekten çok acılar.Ama sorarsanız daha acısını yedin mi diye. Bundan acısını, daha acı olanını yedim. Elimdekileri iyi değerlendiricem.Kışa şifa olacak bize. Sevgiler.

  7. tijen 18/09/2009 at 12:10 #

    Bunca telaşın içinde vakit bulup bu kadar ayrıntılı ve harika bilgiler verdiğiniz için çok çok teşekkürler. Yoğunluğunuzu tahmin edebiliyorum. Keşke gelip bir yanından tutabilsem işleri, sepet sepet sebze toplayıp onları işlesem sizin için…

  8. Bilgi 19/09/2009 at 18:42 #

    sayenizde bahçemizdeki güveyfenerlerini keşfettim. Tohumlarından seneye yetiştirmeye çalışacağım.
    Teşekkürler içine sevgi katarak yaptığınız tüm paylaşımlar için,
    Bilgi

  9. Bilgi 19/09/2009 at 20:01 #

    bu güveyfenerlerinin tohumları, domates gibi mi alınır sizce? yani yaş meyveden tohumları alıp kurutmalı mıyım?
    tekrar teşekkürler. Bilgi

  10. Meyvelitepe 19/09/2009 at 22:23 #

    Afiyet olsun, dileriz şifaya ihtiyaç duymayacak kadar sağlıklı olursunuz. Sevgiler…

  11. Meyvelitepe 19/09/2009 at 22:26 #

    Çok teşekkürler Tijen Hanım, yardıma hayır demezdik doğrusu:) Ama olsun ne zaman olursa olsun yolunuz bu tarafa düşerse bekleriz.
    Sevgiler…

  12. Meyvelitepe 19/09/2009 at 22:36 #

    Bilgi, güzel sözleriniz için biz teşekkür ederiz.
    Güveyfenerinin tohumları tıpkı domates gibi alınıyor. Hatta fazla olgunlaşıp düşen meyvelerin çekirdekleri uygun ortamı bulmuşlarsa zamanı gelince çimleniyorlar. Zaten pek müşkülpesent bir bitki de değil.

  13. Cemile 01/10/2009 at 23:49 #

    Güveyfeneri yazınızı okuduğumda, bu meyve ile karşılaşmayı çok istemiştim.
    Geçen pazar sabahı Belgrad Ormanı’nda, orienteering yaparken, karşıma çıktığında güvey fenerleri, sevinç çığlıkları attım.
    Bir avuç topladım, grubumdakilere birer birer dağıttım, sadece bir arkadaş güveyfenerini biliyordu, o da sadece vazodaki süs halini biliyormuş, yenebilir meyve olduğunu öğrenince, herkes çok şaşırdı.
    Yazdıklarınız çok öğretici, çok teşekkürler, iyi ki varsınız.

  14. melek pekcan 07/10/2009 at 20:17 #

    Bizim köyümüzde bunlardan varrrrrr…Alkekengi olanlardan…..ama ben adını bilmiyormuşum, sayenizde öğrendim.teşekkür ederim.
    Onları hep koparır küçük bir vazoya yerleştirir, orada duruşlarını seyrederdim. şimdi sayenizde yemiş olduğunu öğrendim.
    Halamlar ‘kaz üzümü’ bektaşi üzümü’ gibi şeyler söylüyorlardı. Ama yenebileceğini düşünmediğimden ilgilenmedim doğrusu..
    İnka Medeniyetlerini araştırıken bir yazıda da okumuştum.Ama fotoğrafsız bir yazı olduğundan o olduğunu anlamamışım demekki..
    İki senedir yemek kursuna gidiyorum. Topladıklarınızdan deep freeze koyarsanız; size tart ve jölelerinizde kullanmak üzere bir tarif verebilirim:) Sevgilerimle..

  15. Sonat 07/10/2009 at 21:57 #

    Tanrı bizlrre neler bahşetmiş inanılmaz değerler…. Bunları keşfetmek emek işi emeğinize ve sevgili Dilek kardeşime teşekkürler…….

  16. Meyvelitepe 07/10/2009 at 22:22 #

    Melek hanım yazıda yeterince açık belirtemedim galiba, kırmızı olanlar yani alkekengi cinsi çoğunlukla süs olarak kullanılıyormuş, ancak bilgisi olanlar tarafından yer yer ilaç olarak da kullanılmaktaymış. Kanamayı artıran maddeler içerdiğinden diğerleri gibi yenmemeli, hatta hamile kadınlarda düşüğe sebep olabilecek kadar tehlikeli olduğu söyleniyor. Aman dikkat!
    Diğerleri için ise tarife hayır diyemem, zira bir komşumuz reçelini yapmış, tadını çok övdü. Çok teşekkürler şimdiden.

  17. Meyvelitepe 07/10/2009 at 22:30 #

    Cemile hanım biz teşekkür ederiz. Ormanda yenilebilir cinsin kendiliğinden yetişiyor olması çok ilginç, alkekengi değildi değil mi?
    Sevgiler…

  18. Meyvelitepe 07/10/2009 at 22:31 #

    Teşekkürler sayın Sonat. Bu arada Dilek kim?

  19. Meyvelitepe 07/10/2009 at 22:39 #

    Teşekkür ederiz Pembeçikolata, sizin kadar becerikli olamasak da bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.
    Sevgiler…

  20. beste 09/10/2009 at 22:29 #

    evet yemisler konusu ingilizce, fransizca da da net degil hep tartisma konusu. Bir yiyecek sozlugu hazirliyorum yemisler en zorlandiklarim. Tay biberi mi yetistirdiniz? Cok acidir yahu agiz burun sisirir!

Leave a Reply

Yine Zeytin Lezzeti

Bahçemizdeki Karamürsel-Su çeşiti zeytinleri iyice kararmadan toplayıp kalamata yapmak üzere salamuraya koymuş, Samanlı çeşitini ise iyice olgunlaşıp biraz su kaybetmesi […]

Zeytin Zamanı – 5

Aralık başı itibarıyla tüm zeytinler toplandı. Havalar uygun olsaydı dostlarımızı da davet edip zeytin toplama şenliği düzenlemeyi düşünüyorduk ama olmadı. […]

Hurma Zamanı

Geçen yıl hurma ağacımızdaki meyveleri toplamış, eşe dosta dağıttıktan sonra geriye kalan 150 kg kadar meyveyi ziyan olmasın diye yardımcımıza […]

Hurmayı kurutsakta mı saklasak…

Cevizler, kestaneler, zeytinler, inşaat işleri, bahçe bakımı ile ilgilenirken, hiç bir şey beklemeden sessizce meyvelerini sunan sevgili Hurma ağacımızı hakettiği […]

“Afedersin Kalamata”

22/11/2007 Üvez, kestane derken, hasat sırası gözümüz gibi baktığımız zeytinlere geldi. Köyde hemen herkesin bir zeytin bahçesi ya da bahçesinde […]