B ahçe yazılarımız çok azaldı. Sebebi bahçede yapılanların azalması değil elbette. Doğanın döngüsüne uyarak bazı şeyler her sene tekrarlanıyor. Söz gelimi, her yıl fide yetiştiriliyor, bahçe hazırlanıyor, zamanı gelince fideler dikiliyor, ağaçların bakımı yapılıyor, zararlılarla kendimizce mücadele ediliyor (ya da edilmiyor), olgunlaşan sebze ve meyveler hasat ediliyor, işleniyor vs. Büyük bir tekrar söz konusu. Biribirini tekrarlayan yazılar yazmaktan pek hoşlanmıyoruz.

Elbette yıldan yıla bir çok değişiklik de oluyor. Söz gelimi iklim değişiyor. Her yıl daha farklı iklim koşullarıyla karşılaşıyoruz. Bu normal elbette, fakat genel olarak artık daha fazla aşırı iklim olayları ile karşılaşıyoruz. Kışın ılık hava, uyanan ağaçlar ve peşinden gelen don, geç baharda gelen don olayları, aşırı yağış, şimdiye kadar görülmemiş irilikte dolu yağışları, çok uzun kurak dönemler, aşırı sıcaklıklar, aşırı soğuklar, aşırı nemli hava veya yakıcı rüzgarlar gibi eskiden daha nadir görülen aşırı koşullara artık daha sık rastlıyoruz.

Canlılar bu kadar değişkenliğe ayak uydurmakta güçlük çekiyorlar. Binlerce yıl belirli bir bölgede hayatta kalmış bitkiler artık bölgenin değişken koşullarına dayanamamaya başlıyor. Bunu net bir şekilde gözlemleyebiliyoruz. Özellikle belirli bir iklim kuşağına ait olup, kuşağın  kıyısında kalan bitkiler bu duruma çok daha fazla duyarlı.

Meyve veren ağaçlarda kritik dönem bahar ayları. Bu dönemdeki aşırı hava koşulları çiçeklerin meyve tutup tutmamasını doğrudan belirliyor. Söz gelimi geçen yılın bahar aylarında üst üste gelen donlar zeytin ağaçlarının zarar görmesine ve çiçek zamanı hiç çiçek açmamalarına yol açmıştı, ceviz hemen hemen yok gibiydi. Bu yıl kış çok ağır geçmesine rağmen bahar ayları ağaçları fazla zorlamadı.

Dolayısıyla iklim değişiklikleri bazen mevsimleri öne çekerken bazen de öteliyor. Bu da bizleri fazlasıyla etkiliyor. Yaklaşık da olsa öngörülerin yanılma oranını çok yükseltiyor. Karikatürize edersek, dengesi bozulmakta olan doğa beklenmedik şamarlarını atmakta tereddüt etmiyor.

Bizler de büyük değişimler için yapabileceğimiz bir şey olmasa da küçük değişiklikler, bazı yeni yöntemlerle gönüllü çiftçiliğimizi devam ettirmeye çalışıyoruz.

Geçen yıl yeni yaptığımız sebze adalarında bu yöntemi uyguladık. Yanyana dizilmiş briketler ahşabın bir kaç yıl içinde çürümesi karşısında çok daha uzun ömürlü bir malzeme. Sebze adasının kolayca taşınabilmesine imkan sağlaması da ek bir avantaj. Seneye yürüme yolundaki örtüyü kaldırıp, briketleri şimdi örtünün bulunduğu yerin sağ tarafına dizerek adanın yerini kolayca değiştirebiliriz. Böylece ekim nöbeti sıkışıklığını atlatmakta büyük kolaylık sağlarız.

Adaların üst yapılarında da değişiklik yaptık. Bu yöntemde çok az malzeme ile çok kolay montaj yapmak mümkün. Belki daha da önemlisi zamanı geldiğinde çok hızlı sökerek yenilemek de mümkün. Her türlü sebzenin ipe alınması ve taşıma kapasitesi bakımından gayet yeterli.

Yeni üst yapının performansını gördükten sonra bu yıl eski adalarımızın tamamında çürüyen ve artık iş görmez duruma gelen üst yapıyı aynı yöntemle yeniledik. Daha karmaşık ve tel gergiler kullandığımız eskileri sökmek günler aldı fakat yenileri yapmak bir günde bitti. Bu yıl fidelerimizi dikmekte gecikmemizin bir sebebi de bu oldu.

Bu yıl tatlı patatesleri sadece sandıklarda yetiştiriyoruz. Eskisine ilave olarak biraz daha geniş bir sandık daha yaptık. Sandıklarda yumrular çok güzel ve temiz oluşuyorlar. Verimlilik önceki yıllarda olduğu kadar olursa iki sandıktan çıkacaklar bize yeter diye düşündük.

Geçen yıl eski kümesi tamamen yıkıp yenisi yapmıştık. Dolayısıyla şimdilerde bir yaşını biraz geçmiş olan tavuklarımız var. Bilen bilir, sebze ve tavuk bir arada hayli riskli. Göz açıp kapayıncaya kadar bütün sebzelerin köklerini sökerler.

Kümesin 20 metrekare kadar üstü kapalı yanları açık bir bölümü var ama tavukların gezip avlanmaları, eşinmeleri, uçmaları için yeterli değil. Bu yüzden sebzelere ulaşmalarını engelleyerek bahçede dolaşabilmelerini sağlamamız gerekti. Önce gölgelik kullanarak kümesi de içine alan bir yeri çit gibi çevirdik. Gölgelik kumaşının yeterince hava geçirmediğini 2 gün sonra tüm çitin yelken gibi havalandığını görünce anlamış olduk. Bu kez tekrar malzeme temin edip 2 metre yükseklikte balık ağı gibi bir file ile çit oluşturarak sorunu çözdük. File hiç bir şekilde havayı tutmadığı için fırtınaya bile dayanıyor. Sebze fidelerimizi dikmekte gecikmemizin bir diğer sebebi de tavuklara çözüm bulmamızın zaman alması oldu. Böylelikle bahçede 400-500 metrekare civarında bir yeri tavuklara tahsis etmiş olduk. Üç aydır herhangi bir vukuat olmadı.

Geçen yıl zeytinlerin bahar aylarında soğuğa maruz kaldıklarını yazmıştım. Ağaçlar yapraklarının çoğunu dökmüştü, çiçek zamanı da çiçeklenmek yerine yaprak vermişlerdi. Bu yıl bahar aylarında iklim koşullarında fazla bir aşırılık olmadı, zeytinler güzel çiçek açtı. Tomurcukların patlamasından tane tutumuna kadarki 10 gün içinde de sis, yağmur, lodos vb. bir şey olmayınca güzel tane tutumu oldu.

Geçen yıl boş geçince ağaçlardaki zeytinler bu yıl daha bir kıymetli oldu haliyle. Ağaçtaki güzelliği sonbaharda sepette de görebilmek için elmizden geleni yapmaya gayret ediyoruz.

Temmuz başında ilk kaolin uygulamasını yaptık.Uygulamada aynı zamanda zeytin güvesine karşı da önlem almak üzere solusyona bacillus thuringiensis bakterisi içeren biyolojik eklentiyi de yaptık ki, bakteriler açıkta yakaladıkları güve larvalarını etkisiz hale getirsinler.

Uygulama yaptıktan sonra üç defa çok sert yağmur yağdı, bir kaç kez ciddi fırtınaya maruz kaldık. Buna rağmen kullandığımız özel bir yapıştırıcı sayesinde kaplama zırh gibi sağlam. Uygulamadan bu güne zeytinli dallar uçlarından üç-dört yaprak daha vermişler. Ne var ki, taneler iki misli irileşti ve bu yüzden kaolin kaplamaları zayıfladı. Bir kaç gün içinde, bu kez sadece tanelerin kaplanmasına yönelik bir uygulama daha yapmamız gerekiyor. Normal şartlarda hasata kadar başka bir uygulamaya ihtiyaç olmayacak gibi görünüyor.

Kaolin kaplama uygulamasında “kaolin” deyip geçiyoruz ama galiba hata ediyoruz. Sebebi de onlarca farklı kaolin var. Oysa tarımda yapraklara kaplama şeklinde uygulanan kaolinin belirli bazı özelliklere sahip olması gerekiyor. Üzerinde bir çok bilimsel araştırma yapılan kaolin uygulamalarının temeli “Parçacık Film Teknolojisi“ne dayanır ve burada belirlenen kaolin özellikleri aynı zamanda yüzlerce bilimsel araştırmada kullanılan kaolinin özellikleridir.

Tüm bu bilimsel araştırmalara baz olan kaolin, rafine edilerek içindeki başta kum olmak üzere diğer safsızlıklardan arınmış, pişirilerek kalsine edilmiş, dolayısıyla su emme özelliği yok edilmiş, beyazlık ve parlaklığı arttırılmış, taneciklerin %90’nın 2 mikrondan küçük, ortalama tanecik büyüklüğü de 1 mikrondan küçük olan, kimyasal olarak inert olan yani normal PH aralığında herhangi bir reaksiyona girmeyen malzemedir. Bu özelliklere sahip malzeme, çok beyaz, çok ince ve hacmine göre çok hafiftir. Serbest yoğunluğu yaklaşık 300 gr/lt civarındadır.

Geçtiğimiz Nisan ayında forumdan bir üyenin kaolin diye satılan bir şeyin linkini vererek “biliyormusun” sorusu üzerine satıcısına e-posta göndererek özelliklerini sordum. Cevap patronlarından geldi; kaolini ocaktan çıktığı haliyle öğütüp torbaladıklarını, doğallığı bozulmasın diye(!) özellikle rafine etmediklerini, içinde bitkileri besleyici(!) SO3 (sülfür trioksit) ve K2O (potasyum oksit) olduğunu, serbest yoğunluğunun 1500 kg/m3 olduğunu belirtti. Bu kadar ağır olduğuna göre sadece kum değil, bayağı demir de varmış diye düşünürken, 1500 kg/m3 yanlışmış, 571 miş diye düzelttiler.

Benim bildiğim Sülfür trioksit su ile reaksiyona girerek sülfirik asite döner, potasyum oksit de su ile reaksiyona girerek kostik soda oluşturur (sonra bunlar da kendi aralarında reaksiyona girer). Bu malzeme kullanıldığında ilaçlama tankı ve yaprakların üzeri reaksiyon kazanına dönecek gibi görünüyor. Pek çok mineralde olduğu gibi kaolin de ocaktan içinde önemli miktarda kum ile birlikte çıkar. Endüstride dolgu amacıyla kullanılan bu tür malzemenin içindeki kum her şeyden önce insan sağlığı bakımından mutlaka yıkanmış olmalıdır. Aksi halde solunduğunda çok ciddi akciğer hastalıklarına sebep olabilir.

Ham kaolin içerdiği önemli miktarda kumun ve safsızlıkların yanısıra mikroskobik gözeneklerine su emer. Bu da bitkilerin üzerinde fungus sporlarının çimlenmesi için güzel bir ortam yaratır, dolayısıyla fungal hastalıkları arttırabilir. Kaolin pişirilerek kalsine edildiğinde dışı ıslanan (adsorb) ancak içine su emmeyen(absorb) bir yapıya dönüşür ve yaprakların üzerinde çok kısa sürede kurur. Gri bir renge sahip ham kaolin başka bir çok şey gibi güneş yanıklığını azaltır (örn: bitkilere sulandırılmış çimento bile atılsa güneş yanığı azalır) ancak fotosentezi de azaltır. Kalsine edilerek beyazlık ve parlaklığı arttırılmış kaolin fotosentez için gerekli dalga boyu aralığındaki ışınımlara daha az yansıma yaparak gün boyunca toplam fotosentezi arttırır. Böyle bir özellik kalsine edilmemiş gri renkli ham kaolinde yoktur.

Ne hikmetse bir süre sonra, tarım konusunda genellikle reklam yayınları yapan bir kanalda program satın almışlar, yayının linkini gönderdiler. İlk yarım saatini sabredip izledim. Programda önce sağdan soldan duydukları şekliyle kaolinin faydalarını saydılar. Sonra da sattıkları ürünün hikmetlerine geçtiler. Ocaktan çıktığı haliyle öğütülüp paketlenmiş olmasının nasıl da bir nimet olduğunu da sık sık vurguladılar (çiftçi için değil ama sıfır maliyet sebebiyle kendilerine nimet). İçindeki mineraller, sodyum, alkali oluşu vs. anlata anlata bitiremediler. Hitap ettiklerinin nasılsa bir şey bildiği yok (yine de sodyumdan şüphelenmeleri gerekirdi ya) söyle söyleyebildiğin kadar. Ürünlerinin bitkilere yapraktan sodyum vermesiyle tüy diktiler. Sonunda bir de rafine ve kalsine edilmiş, beyaz kaolinin bitkilere zararlı olduğunu da ilave ederek tüye bir de karanfil kondurdular. Piyasada tonunu 300 liraya satamayacakları mallarına nasılsa Türk çiftçisi müsait anlayışı ile tonu 2400 liraya pazar yaratmanın haris heyecanı ile işkembe-i kübra sınır tanımıyor. Takiben, bu iddialarınıza baz olacak herhangi bir bilimsel araştırma var mı diye sorduğumda önce var dediler, peki nerede okuyalım, öğrenelim dediğimde de özetle “sen ocak gördün mü ocak” diye konuyu bağladılar, ne diyelim 🙂

Tags:

22 Responses to “Sebze Adaları, Tavuklar ve yine Kaolin” Subscribe

  1. yıldırım 20/08/2017 at 18:45 #

    Sayın meyvelitepe, paylaşımlarınız muhteşem ben de tavuk ve sebze birlikteliği için farklı bır görüş paylaşmak istedim,kolaygelsin selamlar

    • Meyvelitepe 21/08/2017 at 14:48 #

      Teşekkürler. Gezinti alanının sadece tünellerden olduğu düşünülürse alan kısıtlamasını ve metrekare başına maliyetin yüksekliğini bir kenera bırakırsak hoş bir yöntem kullanmışlar.

  2. Ilkay 20/08/2017 at 22:55 #

    .

  3. Ozan 21/08/2017 at 01:26 #

    Sayın Meyvelitepe sakinleri,

    Blogunuzda yeni paylaşımlar yapmanızı görmek çok güzel. Haftalık/aylık dergi bekler gibi yeni yazılarınızı bekler olduk. 🙂

    Birkaç şey sormak istiyorum. “Seneye yürüme yolundaki örtüyü kaldırıp, briketleri şimdi örtünün bulunduğu yerin sağ tarafına dizerek adanın yerini kolayca değiştirebiliriz.” demişsiniz. Adaların yerini değiştirdiğinizde, yataklar için yeni toprak karışımı mı hazırlayacaksınız?

    İkinci olarak, yukarıdaki farklı 2 fotoğraftaki sebze adaslarının üst kısımlarında herhangi bir farklılık göremedim. Farklı kısım tahta direklerin yere sabitlenmesi mi?

    Saygı ve sevgilerimizle.

    • Meyvelitepe 21/08/2017 at 01:39 #

      Nazik yorumunuz için teşekkür ederiz.

      Briketleri sağa kaydırarak adanın yerini değiştirdiğimizde, eskisinde bulunan toprağın üzerini örtüp yenisi için yeni toprak karışımı hazırlamak gerekiyor ki, adanın yerini değiştirme amacımız da zaten bu. Ekim nöbeti (ya da rotasyon) diye bilinen, toprakta ekilen bitkilerin sürekli değiştirilmesi, bir ailenin dört yıl boyunca aynı yere tekrar ekilmemesi (ki bunun çok haklı sebepleri var) kısıtlamasını hızlı atlatmakta çok etkili bir yöntem olacağını düşünüyoruz. Özellikle sebzelerde içinde domates-patlıcan-biber-patates’in de bulunduğu solanum ailesi ekim nöbetinde güçlük çıkarır. Bu sebzeler göreceli olarak çok ekildiği için ertesi yık ekecek yer bulmak problem olur. Bu yöntem ile sıkışıklık kolayca atlatılabilir.

      Resimlerdeki her iki tip adada da üst yapı aynı. İkinci resimdeki adalar 5-6 yıl önce yapıldı ancak üst yapıları farklı idi. Tünel gibi çerçevelere gerilmiş tellerden oluşuyordu. Zaman içinde çürüdüler ve yenilemek gerekti fakat sökmesi çok zor oldu. Uzun lafın kısası, resimlerde gördüğünüz üst yapılar bugüne kadar denediklerimiz içinde yapması ve sökmesi en pratik olan ve mükemmel iş gören yapılar oldu.

  4. Ayşe İnci terzi 21/08/2017 at 09:37 #

    Sn meyveli tepe
    Yazılarınızı büyük bir merakla bekliyor onlardan çok şey öğrenip uyguluyoruz. Eşim ve ben emekli olduktan sonra küçük bir arsa alıp tarım yapmaya başladık neredeyse her şeyi sizden öğrendik. Birkaç yıldan beri kaolin uygulaması yapmak için çok araştırdık. Ikimiz de mühendis olduğumuzdan sizin yazdığınız gerekçeleri düşünüp piyasada buldugumuz kaolinlere bir türlü yararlı olabileceğine inanmadığını için almadık.

    Sizin bu uygulamayı yaptığımız kaolini ve solusyona bacillus thuringiensis bakterisini nereden bulabiliriz. Yerini bildirirseniz çok seviniriz. Şimdiden tesekkurler.

    • Meyvelitepe 21/08/2017 at 11:33 #

      Kaolin olarak speklere uygunluğu ve fiyatı yüzünden kaokil isimli ürünü kullanıyoruz, internetten sipariş edilebiliyor. Bacillus thuringiensis için ise Delfin WG isimli ürünü kullanıyoruz. Bunu da zirai ilaç bayilerine sorabilirsiniz.

      • Ayşe İnci terzi 21/08/2017 at 19:16 #

        Teşekkürler derhal araştıracağız.

  5. yaşar uğur 21/08/2017 at 11:38 #

    ” Buna rağmen kullandığımız özel bir yapıştırıcı sayesinde…” ne olduğu konusunda merak yükseldi hocam 🙂 reçine bazlı mı acaba yoksa ev yapımı bir şey mi?…
    silikonlu yayıcı yapıştırıcı olanların yabani ot mücadelesinde kullanıldığını öğrendik sayenizde …

    • Meyvelitepe 21/08/2017 at 11:43 #

      Bu yapıştırıcı selülöz bazlı. Piyasada perakende satışı yok maalesef.

      • deno_12 06/09/2017 at 12:10 #

        Toptan nereden temin edilebilir hocam?

        • Meyvelitepe 09/09/2017 at 01:06 #

          Neyi toptan almak istiyorsunuz?

  6. Deniz Bülbül 22/08/2017 at 17:11 #

    Merhaba,
    Bölgemizde şahin olduğu için tavukları serbest bırakamıyoruz. Yaklaşık 400metrekare bir alanı tavuklar için ayırdık. GDOsuz yem bulamadığımız için nasıl besleyeceğimiz konusunda çaresi kaldık.
    Düzgün yemi nasıl temin edebiliriz?
    Teşekkürler, Sevgiler

  7. Rıza 24/08/2017 at 16:11 #

    Sayın Meyvelitepe,sizleri çok özlemişiz…
    Dört gözle bekliyoruz yazılarınızı. Tecrübelerinizi paylaşmanız ve yol göstericiliğiniz harikulade…
    Doğal tarım ve çevre konusunda göstermiş olduğunuz hassasiyet ve rehberliğiniz inanılmaz…
    Tarıma ve hayata bakış açımı değiştirdiniz inanın.
    Sayenizde permakültür ile de tanıştım ve kurslarına gitmeyi düşünüyorum..
    Yazılarınıza lütfen ara vermeyin..
    Çok teşekkürler.
    Sevgi ve selamlarımla…

  8. Suheyla 28/08/2017 at 09:08 #

    Siz kaolini nereden temin ediyosunuz? Kullandiginiz marka, satin aldiginiz firma? Selamlar.

    • Meyvelitepe 28/08/2017 at 11:53 #

      Bu sayfadaki bir soruya yanıt olarak ne kullandığımızı yazdık zaten.

  9. cesur 08/09/2017 at 15:09 #

    merhaba
    kaolin ve delfin i aynı anda atsak bir sakıncası olur mu acaba
    teşekkürler

    • Meyvelitepe 09/09/2017 at 01:07 #

      Aksine. Biz genellikle öyle yapıyoruz.

  10. Basak Dayangac 02/10/2017 at 16:50 #

    Merhaba,
    Koye cok yeni tasinmis acemi bir ciftci olarak danismak istedigim bir konu var. Sebze adalarinda dikim araligini geleneksel dikime gore ne kadar azaltiyorsunuz? Ornegin geleneksel olarak 60 cm aralikla diktigim domatesi sebze adasina kac cm olarak dikebilirim?
    Cok tesekkurler simdiden

    • Meyvelitepe 02/10/2017 at 16:55 #

      Yine 60 santim dikin ama çapraz dikerek fide sayısını arttırabilirsiniz. Sebze adalarındaki domateslerin klasik usule göre iki misli büyüyeceklerini hesaba katın.

Leave a Reply

Yine Zeytin Lezzeti

Bahçemizdeki Karamürsel-Su çeşiti zeytinleri iyice kararmadan toplayıp kalamata yapmak üzere salamuraya koymuş, Samanlı çeşitini ise iyice olgunlaşıp biraz su kaybetmesi […]

Zeytin Zamanı – 5

Aralık başı itibarıyla tüm zeytinler toplandı. Havalar uygun olsaydı dostlarımızı da davet edip zeytin toplama şenliği düzenlemeyi düşünüyorduk ama olmadı. […]

Hurma Zamanı

Geçen yıl hurma ağacımızdaki meyveleri toplamış, eşe dosta dağıttıktan sonra geriye kalan 150 kg kadar meyveyi ziyan olmasın diye yardımcımıza […]

Hurmayı kurutsakta mı saklasak…

Cevizler, kestaneler, zeytinler, inşaat işleri, bahçe bakımı ile ilgilenirken, hiç bir şey beklemeden sessizce meyvelerini sunan sevgili Hurma ağacımızı hakettiği […]

“Afedersin Kalamata”

22/11/2007 Üvez, kestane derken, hasat sırası gözümüz gibi baktığımız zeytinlere geldi. Köyde hemen herkesin bir zeytin bahçesi ya da bahçesinde […]