Yaprak biti mi dediniz?

Geçen gün bir grupta kendimi yaprak bitleriyle ilgili cehalet dolu, aptalca bir tartışmanın ortasında bulunca, yaprak bitleriyle ilgili zaman zaman, şunu bir araştırıp öğreneyim, dediğim bir detay tekrar aklıma geldi.

Konumuz yaprak bitleri ve evet, balkonunda çiçek yetiştirenler dahil, bahçe çiçekleri, güller, her türlü sebze ve meyve ağacı yetiştirenler, hatta tarla bitkileri ekenler içinde yaprak bitleriyle tanışmamış olan kimse yoktur herhalde.

Resim Kaynak: pixabay

Bitkiler üzerindeki bit kolonilerine yakından bakanlar, çoğunun kanatsız, bazılarının da kanatlı olduğunu görmüşlerdir. Araştırmak istediğim tam da buydu, çünkü bazılarının neden kanatlı olduğunu düşünüyor, bunları diğerlerinden farklı yapanın cinsiyet mi, yoksa başka özellikler mi olduğunu merak ediyordum. Sonra başka büyüklü küçüklü işler içinde bu soruların yanıtlarını arama işi kaybolup gitmişti.

Bitler konusuna el atınca, bu konuda oldukça kapsamlı ve tatmin edici kaynaklara ulaşmak zor olmadı. Yaprak bitleri, daha çok gidilecek yol olmasına rağmen, böcek bilimciler tarafından onlarca yıl, üzerlerinde çok yoğun çalışmalar yapılmış bir alan.

Yaprak bitleri, 280 milyon yıl önce evrimleşen, bilinen 4000’den fazla türü olan bir aile. Dünya üzerindeki en tecrübeli canlı gruplarından biri oluyor haliyle. Hayatta kalmak için uyguladıkları yöntemler inanılmaz, hatta hayranlık uyandırıcı.

Farklı bitkilere sahip bir bahçeniz ya da araziniz varsa büyük olasılık çok çeşitli yaprak bitleriyle karşılaşmış olabilirsiniz. Söz gelimi, daha önce Meyvelitepe’de hepsini gördüğümüz kırmızı, yeşil, sarı, gri ve siyah renklere sahip olanlar, bakar bakmaz renklerinden ayırt edebildiklerimiz. Yaprak bitleri, türlerine göre belli konukçuları tercih ederler. Söz gelimi, güllerde yeşil ve pembe, fasulyelerde siyah, lahanagillerde gri, domateslerde kırmızı (pembe) bitler görmemiz bundandır. bu konu da öyle geniş ki, “Yaprak Bitlerinin Konukçu Katalogu” (Host Plant Catalog of Aphids) isimli 1200 sayfalık katalog bile hazırlanıp yayımlanmış.

Yaprak bitleri, bitkilerin taze sürgünleri ve yapraklarının öz suyu ile beslenirler. En azından konukçusu oldukları bitkiyi zayıflatır, çok bulaşık olursa öldürebilirler de. Ayrıca bitki öz suyunu emerken salgılarıyla çeşitli hastalık yapıcı virüsleri bitkilere bulaştırabilirler. Daha dünkü çocuk sayılabilecek insanoğlunun geliştirdiği zehirli pestisitlere karşı çok hızlı direnç geliştirebilirler. Örneğin, araştırmacılar yeşil şeftali yaprak biti Myzus persicae‘nin 70 ayrı sentetik pestisite karşı direnç geliştirdiği belirlenmiş. Ne de olsa 280 milyon yıllık yaşam süresinin kazandırdığı müthiş bir kaabiliyet.

Bununla bitmiyor tabii. Bitler ilkbahardan itibaren, günlerin kısaldığı, havanın soğuyarak iklimin yaprak bitlerinin yaşaması için elverişsiz duruma geldiği sonbahara kadar, çok hızlı ürerler. Öyle ki, erkek ve dişi bitlerin çiftleşip, yumurtlaması, yumurtadan larvaların çıkması gibi uzun sayılabilecek bir döngüye tahammülleri yoktur. Esasen bu dönemde kolonide erkek yaprak biti de bulunmaz, kolonideki yaprak bitlerinin tamamı dişidir. Yani, boşuna erkek bireyleri beslemezler. Dolayısıyla ihtiyaç olmadığı için çiftleşmezler ve yumurta da yapmazlar. Bunun yerine 1.evre (1st instar) larvayı doğrudan doğururlar.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı yesil-bit-dogum-yaparken.jpg
Resim kaynağı: Deep Look video – Bitin doğum anı

Şimdi sıkı durun. Doğurdukları larva, ayrıca bu larvanın doğuracağı embriyoyu da içerir. Yani bir bakıma, dişi yaprak biti, kızıyla beraber torununu da doğurur. Hızlı üreyerek çoğalmak, yaprak bitlerinin bunca yıldır yaşayan canlılar olarak kalmasını sağlayan en önemli kaabiliyetlerden biridir. Geliştirdikleri sadece üreme kaabiliyeti ile dahi, yaprak bitleri en üstün doktora derecesini hakkederler.

Elbette dahası var. Sonbahar, koloninin geçici olarak sonlanacağı zamandır. Kış hazırlığı için, bu kez öncelikle erkek bireyler de doğururlar. Erkek bireyler dişilerle çiftleşirler ve dişiler bu kez yumurta yaparlar. Bu yumurtalar, her türlü kış şartını atlatacak donanıma sahiptir. İlkbahar gelip koşullar uygun duruma gelinceye kadar bu yumurtalar bitkilerin üzerinde, çatlaklarda beklerler. İlkbaharda yumurtalar çatladığında çıkan larvalar hızla erginleşip çoğalarak koloniyi devam ettirirler.

Resim kaynağı: Deep Look Video – Kanatlılar uçup yeni koloni başlatmak üzere

Bitti mi, hayır. Şimdi gelelim esas merak ettiğim konuya. Neden çoğunluğu kanatsız iken bazıları kanatlı oluyor? Koloni kalabalıklaştığında, ya da koloninin devamını tehlikeye düşürecek başka olumsuz şartların varlığında, örneğin, konukçu bitkinin yeterli besini sağlamaması, yırtıcıların tehditleri gibi durumlarda, dişi yaprak bitleri bazı larvaları kanatlı olacak şekilde doğururlar. Kanatlı yaprak bitleri de dişidir ve gittikleri yerde hemen kanatsız dişi larvaları doğurabilecek durumdadır. Kanatlarının yanısıra, uçuş için gerekli kaslara, yeni konukçu arayıp bulabilmesi için gerekli duyulara, daha sert bir dış iskelete ve diğerlerine göre açlığa daha fazla dayanabilecek özelliklere sahiptirler. Kanatlılar, uçarak yakın veya uzak başka bir konukçu bulup, hızla yeni bir koloni oluştururlar.

Yaprak bitlerinin hayatta kalma çabaları bunlarla da kalmıyor. Bazı yaprak biti türleri karınca kolonileriyle iş birliği de yaparlar. Araştırmalara göre, Avrupada görülen yaprak biti türlerinin üçte birinin gerektiğinde karıncalarla işbirliği yaptığı saptanmış.

Burada, bazı doğru bilinen yanlışlardan da söz etmek gerekecek.

Karıncalar da dünyamızda 100 milyon yıl önce evrimleşmiş canlılar. Koloniler halinde yaşarlar ve başta yumurtlamak suretiyle üreme yetisine sahip kraliçe olmak üzere, çeşitli görevlere sahip hiyerarşik bir sosyal yapı içinde yaşarlar.

Resim kaynağı: Deep Look Video – Karınca ücretini elden teslim alıyor

Bir kısım yaprak biti türleri, “gerektiğinde” aslında atık olan dışkılarını besin olarak sunmak suretiyle, kendilerini yırtıcılara karşı koruma görevini karıncalara ihale ederler. Karıncalar, yaprak biti dışkısında bulunan azot-amino asit içeriği karşılığında yaprak bitlerine saldıran çeşitli böcekler ve parazitleyicilere karşı savunma yaparlar.

Anlatım şekli itibarıyla, yerli yabancı bir çok kaynakta yaprak biti – karınca ilişkisinde belirleyici olanın karıncaymış gibi yansıtılsa da; karıncanın çoban, yaprak bitlerinin sürü olduğu ifade edilse de, bu doğru olmaktan uzaktır. Her şeyden önce, sadece bazı tür yaprak bitleri karıncalardan koruma yardımı talep ederler. İhtiyaç kalmadığında bu yardımdan vaz geçmeleri de mümkündür. Yaprak bitleri, dışkılarında bulunan azot-amino asit içeriğinin kalitesini yönetebilirler. Koruma yardımı gerektiğinde, bitkiden aldıkları besinin daha fazla bir oranını kompleks şekere dönüştürerek dışkılarlarken, yardım gerekmediğinde ise karıncaları cezbetmeyecek şekilde dışkılarının kalitesini düşürürler.

Halk arasında, karıncaların yaprak bitlerini taze sürgünlere taşıdığı şeklinde bir söylem olsa da, bu doğru değildir. Buna ait saptanmış herhangi bir bilimsel kayıt bulunmamaktadır. Bu söylemi daha da abartıp, güvelerin de yaprak biti yumurtalarını bitki yapraklarına taşıdığını söyleyenler olduğunu da duyuyoruz ki, gerçek olmaktan hayli uzak yeni bir hoax (uydurma) söylemden ibarettir. Esasen yaprak bitlerinin, kendilerinden 180 milyon yıl sonra evrimleşen karıncalar tarafından taşınmaya hiç ihtiyaçları yoktur.

Bitki yetiştirerek tarımsal üretim yapan çiftçiler, gül yetiştiricileri ve bahçesinde çiçek yetiştirenler açısından yaprak bitleri bitki zararlısıdır. Doğal olarak, yetiştiriciler yaprak bitlerinin yetiştirdikleri ürünlere zarar vermesini istemezler. Bu sebeple de bugüne kadar, kimi işe yarayan, kimi yaramayan onlarca farklı metod kullanmışlardır.

Bu yazımız, yaprak bitlerine karşı bir bitki koruma yazısı değil. Buna ne ile karşı karşıya olduğumuzu anlatan bir farkındalık yazısı demek daha doğru olur. Bu yüzden yaprak bitleriyle nasıl baş edilir konusunu hayli özet geçeceğiz.

Bahçemizin zararlı ve hastalıklardan korunması konusu, her şeyden önce çok iyi bir gözlemci olmakla başlar. Çoğu zararlı ve hastalık, daha çok başlarda tesbit edildiğinde, fazla ilerlemeden kolayca bertaraf edilebilir. Yaprak bitlerinin ne kadar hızlı üredikleri düşünülürse 1-2 gün geç görülmüş bir bulaşıklık bizleri daha zorlu bir mücadeleye mecbur bırakabilir.

Resim kaynağı: Deep Look Video – Avcı böcek (lacewing) larvası bite saldırıyor

Yaprak bitlerinin doğal düşmanları olan avcı böcekler (green lacewing), uğur böcekleri, parazitleyici yaban arıları ve benzerleri bahçemizde şayet yeterli popülasyona sahiplerse yeni yaprak biti kolonilerine engel olabilirler. Bu bakımdan, yırtıcı böceklerin popülasyonunu azaltacak uygulamalardan kesinlikle kaçınmalıyız. Çünkü, yırtıcı böcekler hızlı çoğalamazlar. Bu bakımdan, hedef gözetmeyen zehirli pestisit uygulamaları bir bakıma bindiğimiz dalı kesmeye benzer.

Resim kaynağı: Deep Look Video – Ergin uğur böceği bite saldırıyor

Popülasyonu çok yükselmiş yaprak biti kolonilerini bitirmeye yırtıcı böcekler de yetmeyebilir. Bu durumda bahçıvanın/çiftçinin bazı önlemler alması gerekebilir. Azotlu gübrelerin bitkileri yaprak bitleri için daha cazip duruma soktukları biliniyor. Bu yüzden bitki için gerekenden daha fazla azot içeriklerinden kaçınılmalı.

Uygulaması her zaman pratik olmasa da, bitkilerin altında beyaz ve gümüş rengi yansıtıcı malç örtüsünün caydırıcı olduğu, yaprak bitkilerinin yeni koloniler kurmak üzere konukçu ararken bu bitkileri tercih etmedikleri bilimsel araştırmalarda tesbit edilmiş.

Yırtıcı böceklerin etkinliğinin devamını sağlamak üzere, yaprak bitlerini karıncaların korumasından mahrum etmek de uygulanabilir yöntemlerden biri. Bitkinin gövdesine, bitkiye zarar vermeyecek şekilde yapıştırıcı kaplı malzeme sarmak, karıncaları bitlerden daha cazip başka yemlere çekmek gibi muhtelif yöntemleri var.

Sera gibi kapalı alanlarda yırtıcı böcek ve parazitleyici yaban arılarıları gibi doğal düşman popülasyonu bulunmaması halinde, bunların ticari ürünler halinde seralara bırakılması da uygulanan yöntemlerdendir. Ülkemizde de muhtelif doğal düşman türlerinin üretilip satılmaya başlandığını biliyoruz.

Küçük ve orta büyüklüklerdeki bahçelerde, bahçıvanın günlük gözlemleri esnasında tesbit ettikleri yeni koloni girişimlerine elle müdahale ederek bitleri temizlemeleri her zaman en emniyetli ve etkili çözümlerdendir. Her şeye rağmen herhangi bir şey püskürtülerek bitlerden kurtulmaktan başka çare kalmadığında, bitleri zehirleyerek öldürme yöntemi asla tavsiye edilmez. Bunun yerine, bitlerin direnç geliştiremeyeceği, faydalı böceklere ve bitkinin kendisine olumsuz etkisi olmayacak, mekanik etkili içerikler püskürtülebilir.

Yaprak bitlerine püskürtülebilecek malzemeler konusunda, bilimsel temeli olan ve olmayan hayli geniş bir literatüre sahibiz. Bunlar içinde bilimsel ölçütlere göre üretilmiş, denenmiş, ölçülmüş ve kayda alınmış malzeme ve yöntemlere bağlı kalmak, beklenmeyen durumlarla karşılaşmamızı engeller. Azadirachtin aktif maddesine sahip neem içerikli preperatlar, iyi rafine edilerek tarım için formüle edilmiş mineral yağlar, uygulaması en kolay, etkili ve risksiz malzemelerdir. Potasyum sabunlarıyla hazırlanacak preperatlar, bibere acılık maddesi veren capsaicin içerikli preperatların işe yaradığına dair pek çok bilimsel kayıt ve deneyim mevcuttur. Uçucu yağlar ve iyi rafine edilmiş bitkisel yağlar da yaprak bitleri üzerinde mekanik etkiyle öldürücü veya azaltıcı etkiler yapabilirler. Bunlar dışında, fermente edilmiş veya edilmemiş muhtelif ot, bitki ekstreleri, sarımsak, biber, soğan, ısırgan vb. muhtelif karışımlar çoğunlukla bilimsel ölçütlerle denenip kayıt altına alınmış, standardı olan şeyler değildir. Etkileri çok tartışılır bu gibi doğaçlama uygulamaların bitkilerinize olumsuz etkileri olması da olasılık dahilindedir.

Bu noktada şu uyarıyı mutlaka yapmalıyım. Evdeki imkanlarla hazırlanacak içerikleri muhtelif sebeplerle tavsiye edemiyoruz. Özellikle sosyal medyada, şöyle yap, böyle yap şeklinde verilen tariflerden bilimsel dayanakları olanlar çok azdır. Uydurma ve gerçekdışı olanlara da çok rastlıyoruz. Söz gelimi, 1 litre suya 5 damla nane yağı damlatılıp püskürtülmesi gibi. Bir uçucu yağ olan nane yağı, su ile asla karışmaz. Siz iyice çalkalayarak uygulasanız dahi karışmayacak, püskürttüğünüz yerlerin çoğuna sade su, az bir kısmına da yoğun nane yağı püskürtmüş olacaksınız. Yoğun nane yağının değdiği bitki bölümleri fitotoksite sebebiyle kuruyacak ya da hasar görecektir. Oysa yağ içeriklerinin etkili olabilmesi için suda moleküler seviyede dağılmış ve mutlaka doğru dozajda olmalıdır. Bunu evde yapabilmeniz için gereken bilgi ve malzeme donanımına sahip olmanız gerekir.

Bu küçük araştırma sayesinde boyutları itibarıyla küçümsediğimiz bu canlıların 280 milyon yıllık deneyimleriyle çok ciddiye alınması gereken canlılar olduğunu gördük. Çiftçiler veya bahçıvanlar olarak, hayatta kalma ustası bu canlılarla pestisit kullanarak savaşmamız son derece anlamsız, mekanik önlemlerle bitkilerimizi korumaya çalışmak en doğrusu. Bilim dünyasının ise herşeye rağmen ortaya çıkaracak daha çok şeyi var. Söz gelimi, arılar ve karıncalarda hiyerarşik bir düzen varken, yaprak bitlerinde yok. Buradaki varoluş zekasının daha çok çalışılması gerekir.

Yaprak bitlerine karşı bazı tariflerin yer aldığı yazımız: Yaprak Bitlerinden Kurtulmak

Kaynaklar:

Wing dimorphism in aphidsChristian Braendle, Gregory Davis, Jennifer Brisson, David Stern. Wing dimorphism in aphids. Heredity, Nature Publishing Group, 2006, 97, pp.192-199. ff10.1038/sj.hdy.6800863ff. ffhal-00090840

Ecology and Evolution of Aphid-Ant InteractionsAnnual Review of Ecology, Evolution, and Systematics – Vol. 36:345-372 (Volume publication date 15 December 2005)
https://doi.org/10.1146/annurev.ecolsys.36.091704.175531

1 Yorum

  1. Yaprak bitleri önünde saygıyla eğilesim geldi.Ne güzel bilgiler bunlar.Sizin gibi araştırmacı yanım yok benim ayrıca ing.de bilmiyorum.Yabancı kaynaklara inme şansım yok yani.Ancak çok iyi yaptığım bir şey var:Bilen kişileri iyi yakalar ve hep onlardan öğrenirim hazıra konarım yani.Bazen yanıldığımda olur ama siz beni hiç yanıltmadınız benim için hep doğru adres oldunuz.Çok şey öğrendim sizden.”Bilgi paylaştıkça çogalır” sözünün canlı örneğisiniz siz ailece.Yaprak Bitlerine gelince ben arap sabunlu acı biber suyu yapıyordum ve etkili oluyordu.Son yıllarda ise ne güllerde ne baklalarda görünmez oldular hiç yoklar yani.Biz bunu uzun süredir kullandığımız EM e bağladık bilmem doğru mu? Ne dersiniz İsmail Bey.

    • Bu sorunuzun basit bir yanıtı yok.

      Öncelikle şunu söylemeliyim. Yaprak bitlerini kontrol altına alan saptanmış bir bakteri bilimsel çalışmalarda mevcut değil. Sadece bazı funguslar yaprak bitlerini hasta edebiliyor. Dolayısıyla EM içinde, yaprak bitlerini hasta edip öldürecek bir bakteri mevcut değil.

      Öte yandan, EM kullanılan bitkilerde yaprak biti, thrips zararının daha az olduğuna dair yayınlar da var. Bu yayınlarda etki mekanizmasıyla ilgili bir inceleme yok.

      Bakterinin yaprak bitlerine doğrudan saldırdığına dair bir emare olmadığına göre, dolaylı etkilerin söz konusu olması büyük olasılık. Bunlar da iki şekilde olabilir. Birincisi, bitkinin kendi savunma mekanizmasına olumlu etki yapabiliyor olması, diğeri de doğal düşmanların olumsuz etkilenmeksizin daha rahat hareket ederek bitleri kontrol altında tutmaları, bitkilerinizde yeni koloniler oluşmasını işin başında önleyebilmeleri diyebiliriz.

  2. Bu bilgilendirici yazı için çok teşekkürler. Yaprak bitlerini şimdi daha iyi anlıyorum. Bu, artık onları seveceğim anlamına gelmiyor tabii. Fırsat bulduğunuzda en azından küçük/hobi amaçlı bahçelerde bitleri kontrol altında tutabilmenin görece pratik yollarından söz edebilirseniz çok memnun olurum. Selamlar,

  3. Teşekkürler çok güzel bir yazı olmuş. Ben şöyle bir ilave yada düzeltme yapmak isterim. Bazı bitkilerin kök boğazı da bit oluyor. Örneğin çilekte. Etrafı toprak birikimi oluyor karıncaların marifetiyle. Bunları karıncalar taşıyor diye düşünüyorum.

    • Karıncalar niye taşısın? Böyle şeyler “acaba mı” diyerek tahminler üretilebilir tabii, ancak bilimsel metodlarla kayda alınıp tesbit edilmiş olmalı ki, tahminin ötesinde kesinlik kazansın. Ve evet, yaprak bitlerinin hiç kimse tarafından taşınmaya ihtiyaçları yok, kendi yetileri konukçuları bulmak için mükemmel yeterli. Karıncaların da yaprak biti taşıdıklarına dair hiç bir kanıt mevcut değil.

    • Şöyle bir kayda rastladım. William Morton Wheeler’ın “Ants Their Structure, Development and Behavior” isimli 1910 tarihinde yayınlanan karıncalara odaklanan 700 sayfalık kitabında, birkaç cümle ile bir karınca türünün, az sayıdaki yaprak biti türüne ait, koloninin kaybolup kışı geçirmek üzere bırakılmış yumurtalarını yuvalarında, mısır köklerinin arasındaki boşluklara sakladığını, ilkbaharda koşullar uygun hale geldiğinde çatlayan yumurtadan çıkan nimf’i uygun bir yere taşıdığı (sayfa 355) yazılmış.

      Buna mukabil, bahar ve yaz boyunca yaprak biti kolonilerinden başka yerlere bit taşıma diye bir şey bu kitapta da yok.

      Ortada canlı bitin kalmadığı dönemde kışlık yumurtanın korunmasının bir mantığı var, ancak son 110 sene içinde bu konuda yapılan çalışmalara dahil edilmemiş.

      öte yandan kitapta, karıncaların bitleri öldürmediği, yemediği gibi şeyler de yazılmış. Fakat, sonradan yapılan arştırmalarda belli koşullarda karıncaların bitleri öldürmeye başladığı, hatta bir kısmını yedikleri belirlenmiş.

  4. Emeğinize sağlık. Çok güzel bir yazı.
    Bir dolaylı zararı da, yaprak yüzeyine salgıladıkları tatlımsı maddenin üzerinde fumajin mantarının üremesi ve yaprak yüzeyinde stomaların tıkanıp, yaprağın solunum ve fotosentez işlevini yerine getirememesine sebep olması.
    Süs bitkileri için de siyah fumajin mantari ile kaplı yaprakların görünümünün çirkin olup, pazar değerini yitirmesi.

    • Çok doğru. Şeker içeren atıklar temizlenmediği durumda fungus sporlarının çimlenmesi için ideal bir ortam oluştururlar. Bu da ikincil enfeksiyonlara sebep olur. Özellikle unlu bit ve kabuklu bitlerde çok rastlanır.

  5. D limone ve polisorbat aldım yaprak bitiyle yeni mücadele metodunuzu sabırsızlıkla bekliyorum.bitler bütün bahcemi sarmadan inşallah yayınlarsanız🤗

  6. Merhabalar..En azından Isırganotu suyu fermentesi yada gülleci bulamacının çok etkili olduğunu biliyorum..Bunları tavsiye etmiyormusunuz ?

    • Bahsettiğiniz malzemeleri bitlere karşı denemedik. Bu sebeple bir şey söyleyemeyiz. Gülleci bulamacı bir fungusittir, esas işlevi bazı mantar hastalıklarına karşıdır. Isırgan fermentesini de bitlere karşı denemedik. Bunun da sabit bir tanımı, dozajı, etki mekanizması yok. Esasen bitlere sade su bile atsanız yarısını yok edersiniz. Yani dünden kalan mercimek çorbasını sulandırıp atsak göreceli olarak bit mücadelesi yapmış oluruz 🙂

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*